Perde: Oyuncular Tülin Özen ve Cem Zeynel Kılıç ile
Apartmanının bahçesinde kedileri beslerken yanlışlıkla komşusunu dikizleyen bir adam, yanlışlıkla suçlanan ve dayak yiyen bir kapıcı ve gerçek suçlunun aralarında oturduğundan habersizce konunun masaya yatırıldığı bir akşam yemeği… Adana Altın Koza Film Festivali’nden 4 ödülle ayrılan, Özkan Çelik imzalı Perde filmini izlerken kendi ailemin de içinde bulunduğu sınıfın iki yüzlülüğünü ve performatif akşam yemeklerini sıkça hatırladım; eminim siz de hatırlayacaksınız. Filmi, başrol oyuncuları Tülin Özen ve Cem Zeynel Kılıç ile konuştuk.
Tiyatro oyunculuğu ve sinema oyunculuğu arasında ne gibi farklar görüyorsunuz?
Tülin Özen: Tiyatro oyunculuğu ve sinema oyunculuğu arasında karaktere ya da metindeki durumlara çalışırken rutinimde çok bir fark görmüyorum. Ama sonrasında fiziksel koşullar değiştiği için , beden ya da sesle ulaşman gereken alanla ilgili farklar görüyorum. Tiyatro sahnelerindeki farktan dolayı bazen senin de oynarken her salon için değiştirmen gereken fiziksel ayarlar oluyor ya da tiyatro oyununun diline göre sen de atmosfer kurulumuna destek olmak zorunda kalıyorsun ve onu da taşımak zorunda kalıyorsun. Sinemada ise karakterin içindeki halin fazlasını taşımaya çalıştığın anda fazlalık oluyor: Havanın soğuk olduğunu zaten anlıyorlar, bir de üşüyor gibi oynaman gerekmiyor; bazı şeyleri hafifletiyorsun sinemada, tiyatroda ise aynı şeye yüklenmen gerekiyor.
Cem Zeynel Kılıç: Bence de temelde aynı, role yaklaşımın aynı. İkisi de oyunculuk ama teknik farklılıklar var. Tiyatroda dünyanı sahneye ve sahnenin büyüklüğüne göre kurarsın. Kendini, hayal gücünü oraya yerleştirirsin. Ama sinemada öyle değil. Sen sadece içinde yaşarsın. Yönetmen seni nasıl gösterirse, nasıl yönlendirirse senin oyunculuğun biraz da o kadardır. Tiyatroda ise öyle bir şey yok; yönetmen istediği kadar müdahale etsin, aslolan oyuncudur.
Peki tiyatro uyarlaması olmasa bile tek mekanda geçen bir film olduğunda bu o filmi biraz tiyatroya yakınlaştırıyor mu?
Tülin Özen: Tek mekan tiyatrodan alışık olduğumuz bir his. Bizim için de seyirci için de zemin siyahsa oyun boyu siyahtır, parkeyse oyun boyu parkedir. Bu durumda tekstin kendi içinde çok iyi paslaşması gerekiyor. Burada da durmayan, kesilmeyen, oynamaya devam eden, dinlerken bile çok aktif olduğun bir tekst yazılmış . Tiyatroya benzeyen hali, tek mekanda geçmesinden ziyade biraz buradaki beceri diye düşünüyorum. Biz yolda yürürken de oynardık bunu ve yine tiyatro hissi vermeye devam ederdi. Akışkan, dinamik bir tekst olması başarılı.
Cem Zeynel Kılıç: Evet, diyalog ağırlıklı olması o hissi veriyor. Üstelik oyuncu merkezli bir iş, bizim tecrübemiz de olduğu için rahatız. Ama dezavantajları da var; bu bir oyun olsaydı başlayıp bitiriyorduk. İki saatse iki saat. Fakat film olduğunda öyle değil. Sen bir sahnede bir çizgi yakalıyorsun ve sonraki sahnede o bıraktığın yerden aynı çizgiyi devam ettirmek zorundasın.

Çekimler ne kadar sürdü?
Cem Zeynel Kılıç: 10 gün sürdü. Dış mekan çekimlerini sadece 1.5 saatte yaptık.
Tek plan çekilmiş bir film değil tabii ama yine de çok uzun planlar dikkatimi çekti. Özellikle o masa sahnesi… Çok tekrar aldınız mı?
Cem Zeynel Kılıç: İzlediğiniz ilk çekim.
Tülin Özen: Sonra birkaç açıdan daha çekelim, belki montajlanır dendi, birkaç tekrar daha alındı ama onlar kullanılmadı filmde. O sahneyi tek plan izlemek daha doyurucu oluyor bence.
Çok doğal geldi bana oradaki diyaloglar. Doğaçlama var mı?
Cem Zeynel Kılıç: Bu hep sıruluyor ama doğaçlama yok aslında. Hiç yok. Gerçekten biz o masaya inandık.
Tülin Özen: Yani şey de yok örneğin, bazen okuma provası yaparsın, herkes burada şunu mu söylesem diye ortaya bir şeyler atar. Doğaçlamayla bir tekst oluşur ve ona sadık kalınır. O da değil. Yazmışlar…

Perde’nin geçtiği o apartman dairesindeki yemek masasının etrafında üç kadın ve üç erkek karakter ve onların hepsi farklı şeyleri temsil ediyor.
Tülin Özen: Eğlendin mi?
Eğlendim. Hem eğlendim hem de o kendimi pek rahat hissetmediğim geniş aile sofralarındaki muhabbetleri çok anımsattığı için gerildim biraz. (Gülüyorlar.) Senin canlandırdığın Zeynep karakterini diğer iki kadın karakterden nasıl ayrıştırıyorsun?
Tülin Özen: Zeynep biraz bürokrasi bilen, bürokrasinin nasıl işlediğini bilen biri bence. Biraz prenses olarak dünyaya geldiğini düşünüyorum ve kendince onları reddetmeye, yeni bir hayat kurmaya çalışan ama sıkıştığı anda da o kendi lüks koşullarına hemen tutunan bir karakter olduğunu düşünüyorum. Hepsinde bir korku var. Korkularıyla bir yere gelmeye çalışmışlar ve orayı kaybetme korkusu yaşıyorlar. Zeynep’in de kendi korkuları var ama üzerinde bir Ankara bürokrasisi etkisi var. Sen kendini nasıl gösterirsen insanlar da seni öyle kabul ederler. “Mütevazı olma mütevazı derler” gibi lafları belli ki çok duymuş biri olduğunu düşünüyorum. Kendi koca seçimiyle ailesine karşı “ben de varım, benim de fikirlerim var” deme cesaretini göstermiş. Ama tabii kocasındaki potansiyeli de gördüğünü, “Ben zaten yükseleceğim yavrum, sen de benimle birlikte yükselir misin? Zirvelere doğru beraber gidelim mi? vadiyle bu adamı seçtiğini düşünüyorum, sadece onu çok sevdiği için değil. Böyle bir kadın, farkı o diğerlerinden.
Peki Samet’in diğer iki erkek karakterden farkı?
Cem Zeynel Kılıç: Samet aslında doğulu, köy kökenli bir aileden gelme. Bence kalabalık bir aileden. Okumuş çünkü oradan kurtulmak zorunda. O zor hayattan, istemediği hayattan, o kalabalık aileden kurtulmak istiyor. Zeki ve kurnaz bir adam. Mahallesinden olmayan ama daha iyi imkanlara sahip insanlarla dost olan, aynı anda kendisiyle neredeyse eşit olan kişiyi ezebilen biri. Günlük hayatın kodlarını iyi çözmüş. Sistemin adamı… Nasıl yükseleceğini biliyor ve bunu erkenden başarmış. Eşini de bu basamaklara hizmet edecek biri olarak seçmiş.
Sürekli şans denilen şeyler aslında biraz kurnazlığından kaynaklanıyor, değil mi?
Cem Zeynel Kılıç: Evet… Şans deniyor ama o sadece işini bilen bir adam.

Biraz alakasız bir yerden gireceğim ama son birkaç haftadır ben reality show batağına düştüm ve Traitors Türkiye’nin başlayacak olmasını bahane ederek Traitors’ın ABD ve Birleşik Krallık versiyonlarını izlemeye başladım. Oturup 24 saat içinde bir sezonu tüketecek kadar da bağımlısı oldum. Konuyu duymuşsunuzdur, vampir-köylü hikayesi… Herkes birbirine suç atıyor, kimse kimsenin hain mi masum mu olduğunu bilmiyor. Biraz da tam bu döneme denk gelmesinin etkisiyle herhalde, ben Perde’yi baya Traitors’a benzettim. (Kahkahalar.) Tıpkı Traitors’da ya da Perde’de olduğu gibi, kimin dürüst kimin yalancı olduğunu bilmediğiniz bir ortamda stratejiniz ne olur?
Tülin Özen: Çok eğlenceli! Yani ben ne yapar eder ortamda bir yalan olduğunu bulursam onu söylemek zorunda hissederim. Çok zor durumdaysam şaka yollu yaparım bunu ama içimde kalamaz, söylemem gerekir. Şakadan başlayıp tavır almaya kadar çıkabilen bir skalada hareket ederim. İçime atıp saklama, onu yutma ihtimalim yoktur. Bir yerde kusarım, zekama laf söyletemem orada. “Ne kadar akıllı bir çocuk” laflarıyla büyüdüğüm için o aklımı bir şekilde gösterme ihtiyacında hissederim kendimi. Gerçeklerin ortaya çıkması da değildir önemli olan, benim bu gerçeği görmüş olmamdır.
Cem Zeynel Kılıç: Ben sanki anlık bir tepki göstermezdim de, oradan ayrılırken bu arkadaşla ilişkimi göden geçirmeliyim diye düşünürdüm. Çok zararlı bir yalan değilse başkasına söyleme ihtiyacı da duymazdım ama zararlı bir şeyse sevdiklerimi de uyarırdım.

Bir de şunu fark ettim, filmde güç karakterleri çok değiştiriyor. Örneğin Zeynep’in bir anda kocasına “köylü”, “kıro” diye hitap ettiği bir patlaması var ya da Samet’in bir anda arkadaşını küçültmek için İngilizce konuşmaya başladığı bir durum var… Güç neden değiştiriyor insanları?
Cem Zeynel Kılıç: Başkalarını ezmek ya da küçültmek kendini yükseltmek demek çünkü. Ya da sahip olduğun, emek verdiğin, aldığın statüyü insanlara yaymak. Paran varsa bunu göstermek. Bundan zevk alıyor. Bu çok ilginç bir şey ama ahlaksızlık aslına bakarsan. Bir kimlik problemi, bir olmamışlık var bizde. Kendi kimliğimizi kazanamadığımız için, huzurumuz, barışımız olmadığı için birbirimizi de çok sevmiyoruz aslında. Çoğunluğa mensupsa azınlığı, kendini daha da yüceltmek için ezmeye çalışıyor. Sistem kimi seviyorsa ondan yana oluyor, o da onu ödüllendiriyor, yükseltiyor, karşılığını veriyor. Bu para da olabilir, statü de olabilir. Ama o statüye içselleştirmeden, benimsemeden geldiği için kültürsüzlükle, bilimsizlikle geldiği için ondan olmayanı, ondan aşağı yahut eskiden ait olduğunun bir parçası olanı eziyor ki tarihini, eski kimliğini görmesin. Mesela Samet de genel müdür olduktan sonra kankası onun için aynı değil artık. Belki o iki çift bir daha görüşmeyecekler, belki de başka bir yemeğe onları çağırmayacaklar artık.
Tülin Özen: Biraz da bir baba figürüne ihtiyacımız var, değil mi? Seni yöneten bir erkek. Babanın yanında o küpeyi çıkar, sonra takarsın. Her şey onu memnun etmek üzerine ama aslında ondan parayı indirmek amaç. Babanın sevdiği tip neyse onun gibi davranıyorsun. Gücü bulunca sen de “babalaşıyorsun” tabii. Ama tüm bunlar bir öfke birikimine neden oluyor. Neden? Yanında “ben buyum” diyemediğin biriyle yaşıyorsun. Bu biriken öfke de senden aşağıdakini ezmeye neden olan bir şeye dönüşüyor: “Sen de benim yanımda yapmayacaksın, çıkartacaksın o küpeni.”
En son Berlin Film Festivali’nde Wim Wenders sinemanın politik olması gerekmediğini söyleyince tartışmalar alevlendi. Bu film politik mi? Ya da toplumun hangi yanından besleniyor?
Cem Zeynel Kılıç: Evet, bu film politik. Her biri toplumun farklı bir kesimini temsil eden karakterler aynı masanın etrafında oturuyorlar. Hepsinin arkaplanında onların davranışlarını, sözlerini şekillendiren belli bir toplumsal sınıfları, işleri yahut dünya görüşleri var. Bir şekilde dost olmuşlar. Ama o “perde” münakaşası sırasında, insanın nasıl davranması gerektiği, nasıl olması gerektiği, nasıl inanması gerektiği konularında fikir ayrılıkları yaşıyorlar. O masa bir nevi Türkiye toplumunun fotoğrafı aslında. En alttaki kapıcı ve ailesi dahil herkes kendi iyiliği ya da kendini kurtarmak için her şeyi yapabilir. Bu da bir ahlak sorunu.
Özkan Çelik’in yönettiği ve senaryosunu Cem Zeynel Kılıç ile yazdığı Perde, 3 Nisan’da gösterime girdi.


Emre Eminoğlu







Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!