Çevrenizde, belki duygusal bir ilişkinizde ayakları yere basmayan, hiçbir zaman tek başına karar alamayan veya aldığı kararın arkasında duramayan, özellikle bir aile bireyinin onayını bekleyen, onlarla kurduğu sağlıksız iletişimin farkında olmasına rağmen bir türlü bu bağı koparamayan ve kendi hayatını yaratamayan biriyle karşılaştınız mı hiç? Peter Pan sendromu yaşaması muhtemelen olan bu kişilere gelin yakından bir göz atıp, öyle olup olmadıklarını değerlendirelim.

Peter Pan Sendromu | Fotoğraf: Cottonbro (Pexels.com)

Peter Pan Sendromu

Neden Peter Pan?

Hepimiz çocukken büyümeyi reddeden haylaz çocuk Peter Pan çizgi filmini seyretmişizdir diye düşünüyorum. James Matthew Barrie’nin Peter Pan romanından uyarlanan bu çizgi filmde Peter, sona erdirmekten çok korktuğu çocukluğunu Varolmayan Ülke (Neverland) adındaki küçük adada, peri arkadaşı Tinker Bell ve Kayıp Çocuklar adlı çocuk çetesiyle, maceradan maceraya atılarak Korsan Kaptan Hook ve mürettebatına meydan okuyarak (belki de onun sahip olduğu yetişkinliğe meydan okuyarak) geçirir.

Peter Pan | Fotoğraf: Pinterest

Günümüzde ise bir masal kahramanı olan Peter Pan, çevremizde de karşılabileceğimiz capcanlı kişilere dönüştü. Çocuklarını başı boş bırakan ve sorumluluğunu almayan ailelerden daha tehlikelisi varsa o da çocuklarıyla sağlıksız iletişim kurup, onların birey olduğunu unutan aileler… Bu yaygın ve sözde “çocuğuna aşık olan” ebeveyn tutumlarının sonuçlarından sadece biri ise Peter Pan’lar; nam-ı diğer çocuk adamlar… Anne ya da babadan birinin kaybı sebebiyle hayatta olana fazla tutunan ve ebeveyninin küçük oğlu olmadığı bir dünyaya adım atmaktan korkan kişilerde bu sendrom ortaya çıkıyor. Hatta bu durum özellikle erkek çocukların çok fazla üstüne düşülen Türk kültüründe ise bambaşka bir boyuta evriliyor. Büyümenin evrelerini tamamlayamamış ve ‘bumerang nesli’ olarak tanımlanan kişiler, genelde Peter Pan sendromu yaşıyor. Yapılan bir anket sonucuna göre incelenen 12 ülke arasında Türkiye ‘bumerang nesli’ olarak tanımlanan ve ailesiyle yaşamaya devam edenlerin oranının en yüksek olduğu ülke. Manidar bir sonuç…

Peter Pan Sendromu Nedir?

Peter Pan Sendromu | Fotoğraf: Cottonbro (Pexels.com)

Psikolog Dan Kiley’in, ilk kez 1983 yılında Peter Pan Syndrome: Men Who Have Never Grown Up (Peter Pan Sendromu: Hiç Büyümeyen Erkekler) adlı kitabında tanımladığı bu sendrom, sıklıkla 25 ila 40 yaşları arasındaki erkeklerde görülüyor. Bu yaşta ortaya çıkması ise tesadüf değil çünkü sendrom genelde hayata dair üstlenmemiz gereken görev ve sorumlulukların arttığı sırada başlıyor. Bu sendromu yaşayan yetişkin bireylerin içinde baskın bir şekilde çocuk karakteri bulabiliyoruz. Hatta bunları hobileri ve gün içinde yapmayı sevdikleri aktivitelerinden de kolayca gözlemleyebiliyoruz. Bilgisayar oyunlarına, çocukken yapmaktan hoşlandığımız aktivitelere düşkünlük, anneyle çok fazla vakit geçirip onun şefkatine haddinden fazla muhtaç olma vs. gibi. 

Peter Pan sendromunu yaşayan kişilerin zeka açısından hiçbir problemi yok. Bu kişiler gayet zeki bireyler olmalarının tam aksine, duygusal olgunluk ile ilgili sorunlar yaşıyorlar. Bu kişilerin yaşları ilerleyip büyümeye ve olgunlaşmaya devam ettikçe, ne yazık ki duyguları çocukluk dönemi içinde kalıyor. Yetişkinliğe geçişten ve omuzlarına yüklenen sorumluluklardan, kendilerine yepyeni bir hayat yaratmaktan ve artık çocukluk döneminin konfor alanından çıkmaktan korkuyorlar, yani yeni deneyimlerle yüzleşemiyorlar. Peter Pan sendromundan muzdarip kişiler genelde Neverland gibi hayali ve zamanın durduğu yerde yaşama illüzyonuna sahip oluyor. Hayatlarını Peter Pan gibi Varolmayan Ülke’yi arayarak geçiren bu kişiler evlilik, ev ya da çocuk sahibi olma gibi sorumluluklarından kaçmanın yollarını arıyor ve dolayısıyla rahat bir hayata devam edebilmek için aile evinde yaşamayı tercih ediyorlar.

Aile bireyleri çocukluklarının karşılaştıkları her problemi onlar için çözdüklerinden ötürü bu bireyler sorumluluk almayı ve problem çözme becerisini kazanamıyor ve dünyayı tamamen bir kaos gibi algılıyorlar. Zaten ebeveyniyle “bağlılık değil bağımlılık” ilişkisi kuran bireyler için bu minnoş alandan çıkıp tehlikelerle dolu dış dünyaya atılmanın korkunç görünmesi şaşırtıcı değil.

Peter Pan Sendromuna Sebep Olan Faktörler

Peter Pan Sendromu | Fotoğraf: Cottonbro (Pexels.com)

Prof. Humbles Ortega’nın yaptığı klinik araştırmalara göre, Peter Pan sendromunu ortaya çıkaran en önemli etken, ebeveynlerin aşırı korumacı olması. Bu kişilerin aile yaşamlarına baktığımızda genelde ileri derecede koruyucu ve kollayıcı, çocuklarıyla onlara nefes aldırmayacak kadar bütün haline gelmiş ve kopamayan, davranışlarına sınır koyamayan, bir anlamda kendileri de olgunlaşmamış ebeveynler görüyoruz. Davranışlarına sınır koyulmayan çocuklar da, yaptıkları yanlışlardan ötürü genelde olumsuz bir geri bildirim almamış çocuklar oluyor ve gelecekte bu kişiler karşımıza bencil ve benmerkezci birer yetişkin olarak çıkıyorlar. Ellerini bir türlü çocuğunun üstünden çekemeyen aşırı koruyucu ebeveyn ise, kendi konfor alanından da çıkmak ve kurduğu sağlıksız ilişkiden kopmak istemediği için, yetişkin yaşamının çok korkutucu ve güçlüklerle dolu olduğu izlenimini yaratarak çocuğunun büyümesine izin vermiyor. 

Peter Pan Sendromundan Muzdarip Kişilerin Özellikleri

  • Dan Kiley’in ‘koca bebek’ olarak adlandırdığı bu kişiler sıklıkla eğlenceli, çekici, başarılı gibi sıfatlarla karşımıza çıkabiliyorlar fakat iç dünyalarına bakıldığında ise hayal kırıklığı yaratıyorlar.
  • Kariyerlerinde bir başarı sağladıklarında işlerinden sıkılabiliyor, aniden başka arayışlara girebiliyor ve elde ettiklerinden çok daha fazlasını isteyebiliyorlar. Bu biraz da ebeveynlerine pahalı bir oyuncak aldıran ve sonra hevesi kaçınca sıkılıp bırakan çocukların ruh haline benziyor. Bu çok normal çünkü onlar hala oyuncak arabalar satın alıp yenisini bulduğunda eskisine çok da hayran olmayan birer çocuk.
  • Peter Pan sendromu olanlar genellikle gerçekçi hedeflere odaklanamıyorlar. Kendi potansiyellerinin çok üzerinde hayallere kapılabiliyor ve bir gün çok üst seviye bir maddi güce, mesleğe, hayat standardına sahip olabileceklerini düşünüyorlar. Bu elbette ki mümkün fakat bu kişiler kendi doğal yeteneklerinden dolayı bu mertebeye yükseleceklerine sadece inanıyor, bu konuda pek de çaba göstermiyorlar.
  • Yeni bir hayat yaratma sorumluluğunu alamayan Peter Pan sendromlular genelde bekar oluyorlar. Uzun vadeli ilişkileri için mücadele etmiyor ve çocuk sahibi olma fikri ile ilgilenmiyorlar. Finansal anlamda hayattan çok korktukları için bunlar onlara sadece birer maddi kayıp gibi görünüyor.
  • Bu sendroma sahip kişiler gelecekten o kadar korkuyor ki geçmişe sıkı sıkıya bağlı kalıyorlar. Hayal dünyalarında genelde çocukluk yıllarına veya mutlu oldukları anlara geri dönüyorlar, yani sürekli bir nostalji özlemindeler. Yaşlanmaktan veya geleceğe yönelik plan yapmaktan olabildiğince kaçıyorlar.
  • Genelde sorumluluk almak konusunda çok kötü olduklarından hayatta olumlu veya olumsuz hiçbir karar alamıyor, alsalar da arkasında duramıyorlar. Herhangi bir karardan ötürü yaşanan başarısızlığın suçunu karşısındakilerde buluyorlar.
  • Yapılacak etkinlikleri, gidilecek yerleri dahi birlikte oldukları kişinin belirlemesini, alınacak büyük kararları birlikte almak yerine karşısındakinin almasını istiyorlar. Böylece olası her durumun sorumluluğundan kaçıyorlar.
  • Genelde anı yaşıyorlar ve uzun vadeli planlar yapmıyorlar.
  • Yaşadıkları ilişkinin adını koymak ya da geleceğini belirlemek gibi konularda varlık gösteremiyorlar ya da asla etkisinden çıkamadıkları aile bireylerinin tam onayına ihtiyaç duyuyorlar.
  • Arkadaşları çevreleri de genellikle kendileri gibi şımarık, sorumluluk almayan, hiç büyümemiş çocuklardan oluşuyor.
  • Genelde güvenilmez ve empati yeteneğinden yoksun kişiler oluyorlar. Karşısındakine hayaller kurdurup hayallerin tam da gerçekleşmeye yaklaştığı sırada sizi yalnız bırakıyorlar çünkü onlar için önemli olan her zaman kendileri oluyor. 
  • Kendileri sürekli yeni bir kararsızlık yaşadıkları için onlara hep yeni bir seçenek sunulmasını bekliyorlar.
  • Yetişkin bir birey olmalarına rağmen adeta bir çocuk gibi aileleriyle mahremiyetleri yok denecek kadar az ve onlar için sürekli sorulan “Nereye gidiyorsun? Kaçta geleceksin? Kimle buluşuyorsun?” soruları asla rahatsız edici değil.
  • Bu erkeklerin çoğu, kendilerinde olmayan özelliklere sahip, karakteri olgunlaşmış, kendi kararlarını alıp arkasında durabilen, ayakları yere sağlam basabilen kadınlarla birlikte olmayı tercih ediyor. Belki de hayatlarının sürücü koltuğuna asla geçemedikleri ve onu aileden başka bir bireye teslim etme eğilimle oldukları için…
  • Yapılan araştırmalara göre Peter Pan sendromlu erkekler aynı zamanda bazı kişilik bozukluklarına da sahip olabiliyor. Genelde aşırı bencil, hatta narsist bir kişilikleri oluyor ve bu kişilerle yakın iletişimde olan partnerlerin de psikolojilerinde sorunlar meydana gelebiliyor. Ayrıca depresyon ve anksiyete (kaygı bozukluğu) gibi psikolojik rahatsızlıklara da eğilimli oluyorlar.
  • Bu rahatsızlık bir çocukluk travması kaynaklı da olabiliyor. Çocukluk döneminde bir travma ya da istismara uğrayan çocuklar, büyüdüklerinde mutlu bir çocukluk dönemi hatırlayamadıklarından, çocukluk dönemini tekrar yaşamaya ihtiyaç duyabiliyor. Bunun en klasik örneklerinden biri oldukça travmatik ve psikolojik problemlere sahip biri olan pop kralı Michael Jackson. Jackson, yeniden çocuk olma duygusuna o kadar takıntılıydı ki, çocuksu davranan bir kişilik geliştirmiş, malikanesine “Neverland Çiftliği” adını vermişti. Hatta bazen Peter Pan kılığına girdiği de söyleniyordu.

Sendromun Evreleri

Peter Pan Sendromu | Fotoğraf: Cottonbro (Pexels.com)

Peter Pan Sendromu, yaş gruplarına göre farklı şekillerde ortaya çıkabiliyor.

  • 10-15 yaş arası dönem: Kişi yoğun endişe sebebiyle dış dünyaya kendini kapatıyor.
  • 16-22 yaş arası dönem: Kişi kendini aşırı beğeniyor ve dış dünyaya karşı kabalaşıyor.
  • 23-25 yaş arası dönem: Kişi bu dönemde genel bir mutsuzluk hali yaşıyor.
  • 26-30 yaş arası dönem: Kişi, sosyal sorumluluklarının artmasıyla birlikte ciddi bir bunalım geçiriyor ve güçlü ilişkiler yaratamıyor.
  • 30-40 yaş arası dönem: Kişi bu dönemde çocuksu bir ruh haline bürünebiliyor.
  • 45+ yaş dönem: Kişi yaşadığı derin ümitsizlik sebebiyle çocukluğuna büyük bir özlem duyuyor.

Ebeveynler Nasıl Bir Tutum Benimsemeli?

Bana kalırsa ebeveynler çocuklarına büyüme yolculuğunda ancak birer eşlikçi olabilir. Onlar adına hayatın sorumluluğunu almaya ve önlerindeki her sorunu kaldırmaya niyet ettiklerinde ise çocuklarını çaresizleştirirler. Çocukların belli bir noktaya dek korunmaya ihtiyacı olduğu kadar, özgürlük, sağlıklı sınırlar ve problem çözme yeteneğini kazanmaya da ihtiyaçları var. Dolayısıyla çocuğunu gelecekte ayakları yere sağlam basan olgun bir birey haline getirmek isteyen ebeveynlerin, aşırı koruyucu olmak yerine çocuğuna sorumluluklar veren, onun için yapmak yerine yaptıklarını destekleyen bir tutum benimseleri çok daha faydalı olabilir.

Kapak Fotoğrafı: Cottonbro (Pexels.com)

İlginizi çekebilir: Nesliay Ocakküçük’ten Maskeli Depresyon