Dünyanın 7 harikasından biri olan Ürdün’deki Petra antik kenti, tarih yolculuğunu sevenlerin kendi içsel yolculuklarına başlayacakları mistik durakların başında geliyor.

İnsanlık tarihinin en görkemli ve iyi korunmuş antik kentlerinden biri olan Petra, her adımda insanı kendine hayran bırakan olağanüstü bir yer. Ürdün’de bulunan bu kent, tarih yolculuğuna çıkacakların ilk durağında bulunmayı kesinlikle hak ediyor. Dünya’nın 7 harikasından biri olan, Nebatilerin başkenti, çölün ortasında taşlara oyularak inşa edilmiş Petra, Gül Rengi Şehir, Kızıl Şehir gibi adlarla da anılmakta.

Petra’ya ilk kez gittim ve bugüne kadar dünyanın pek çok bölgesinde antik kentleri gezmeme rağmen Petra, Lübnan’daki Baalbek, Peru’daki Machu Picchu ve daha çok antik kentten daha fazla etkiledi beni. Nebati halkı MÖ 400 ile MS 2.yüzyıl arasında burada yaşamış. İhtişamlı bir tarihe sahipler. Görkemli yapılar inşa etmişler. Taşlardan o eserleri oyarak nasıl yapmışlar, o anıtları nasıl ortaya çıkarmışlar, bunları gördüğünüzde sanki bir zaman yolculuğuna çıkmış hissine kapılıyorsunuz. İnsanlık medeniyetinin nereden nereye geldiğini daha iyi anlayabiliyorsunuz. Bugün insanlık en gelişmiş dönemini yaşıyor ama sanki birileri bizim için bir hazırlık yapmış ve o hazırlıklardan biri de Petra’da yaşanmış. Tarih yolculuğunu seven, kendi  içsel yolculuğuna Petra’dan başlayabilir!

Yaklaşık 100 kilometre alanı kaplayan Petra, antik Doğu gelenekleri ile Helenistik mimarinin harmanlandığı, dünyanın önde gelen arkeolojik alanlarından biri konumunda. Tarih içinde Çin, Mısır, Yunan ve Hindistan’a uzayan Baharat Yolu üzerinde önemli bir merkez haline gelmiş. Nebatiler MÖ 400 yıllarında ortaya çıkan ve ticaretle zenginleşen bir kavim. Roma İmparatorluğu bölgeye tamamen hakim olup, buradaki medeniyetleri teker teker ele geçirinceye kadar, Nebatiler de MS 2. yüzyıla kadar varlıklarını devam ettirmişler. Buraya adımınızı attığınız anda kendinizi bir tarih sahnesinin içinde buluyorsunuz. Kızıl renkli kireç taşlarına oyulmuş binalar o kadar muhteşem ve gösterişli ki bir anda sizi büyülüyor. Ve burada çekilmiş çok sayıda film de var.

El-Hazne

Petra’nın en muhteşem yapısı ise El-Hazne. Sig geçidinin sonunda birden karşınıza çıkıyor. Antik kentin mücevheri ise burası. Büyük sütunlu girişi ve oymalarıyla herkesi kendine hayran bırakan bu ihtişamlı yapı, 2000 yıl önce yekpare kayanın yukarıdan aşağıya doğru yıllarca oyulmasıylameydana gelmiş.

Ürdün turumuz kapsamında Petra Wadi Rum’u da gezdik. Akabe’nin doğusunda yer alan bu vadi, tarih öncesinden bu yana farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış. Sonsuzluk hissi veren Wadi Rum’da kayaların, dağların küme küme yer alması, bu kayaların rüzgâr ve sıcaklık değişimlerinin etkisiyle çok farklı şekillere bürünmüş olması ve sarıdan, kırmızıya çölün farklı renklerde oluşu ortaya tam bir görsel şölen çıkartıyor. Burada kendinizi tamamen bambaşka bir yerde hatta gezegende hissetmeniz işten bile değil.

Petra ziyaretimiz sırasında Ürdün’de Akabe’de konakladık. Burası da 1516 Mercidabık Savaşı’nda alınmış ve 401 yıl boyunca Osmanlı hakimiyetinde kalmış çok önemli bir liman kenti. 1917’de Osmanlı’nın kaybettiği ilk liman konumunda. İngiliz Lawrence ve Şerif Hüseyin askerlerini burada organize etmiş ve Vadi Rum’dan Akaba’ya gelerek, limanı ele geçirmiş. Akabe’de tüm toplar denize dönük durumdaymış ve denizden gelecek saldırılara karşı koymak üzere konumlanmış. Bu durum da limanın Arapların eline geçmesine neden olmuş. Akabe’den sonra da Şam ve Kudüs de kaybedilmiş. Tarihi verilere göre Ortadoğu’nun Osmanlı’dan koparılışının başlangıç noktası Akabe olmuş. Akabe aynı zamanda Kızıldeniz’e sınır ve karşı tarafta İsrail’i görmek mümkün.

İlginizi çekebilir: Eliçe Kılıç’tan Petra Ürdün Gezi Rehberi

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN