Pi Artworks’te Crossing Lines: Mekân ve Aşılan Sınırları Üzerine
“Yazın bitmesiyle hareketlenen büyük kentler kültür ve sanatın baş döndürücü etkisi altında” diye jenerik bir cümle kurmak geldi içimden. Çünkü sonbahar aylarında İstanbul çok hareketli. Kültür-sanat alanındaki çalışmalar her yıl olduğu gibi bu yıl da hızla başladı. Hatta bazen hangisine yetişeceğimizi bilemediğimiz bir yerde buluyoruz kendimizi. İstanbul Bienali, Contemporary İstanbul, yeniden açılan galeriler derken önümüzdeki birkaç hafta birçok eser görüp deneyimleme fırsatı bulacağız. Bu yıl benim için açılış, 11 Ekim’e kadar devam eden Pi Artworks’ün “Crossing Lines” sergisiyle başladı.

Pangaltı’dan Piyalepaşa’ya uzanan yolu aşarken ilk önce bu yılın karmaşasını düşündüm: “Sanat ne tür eleştirilerde bulunacak, nasıl bir yol çizmeyi önerecek, ne kadar etki edecek ya da etmek isteyecek mi?” gibi sorular vardı kafamda. Sonra kentimizin odağının nerelerde olduğunu merak ettim. Kalabalıklar içinde nefes almaya çalışan o mimari, turistlerin ve gezginlerin başını döndüren boğazı ve kedileri, mültecileri, esnafları ve ondan nefret edenleriyle; otantik olmasına rağmen modern bir çerçeveyle sarılmış bu kent, bu yıl kime ne söyleyecek? Sanatın dokunduğu her fikir, kapısını araladığı her yaklaşım bizden doğar. Yaşamımızdan, kültürümüzden, reddettiklerimiz, kabul ettiklerimizden, kurallarımızdan, dokunduklarımızdan ve dokunmadıklarımızdan gelir uzanır zihnimize… Tüm bunlar ve daha sayamadığım birçok nokta dünyanın bugününde bize ifademizin bir aynası gibidir hatta.
Crossing Lines Sergisi
Teknolojiyle aşılan sınırların tabular ve hatta kimliklerle keskinleştiği bir çağda savruluyoruz desek pek de yanlış olmaz sanıyorum. Temas ettiklerimiz, uzak kaldıklarımız ve sınırları aştıklarımızla var olmaya çabalıyoruz, tıpkı “Crossing Lines” gibi… Düzlemin dışına çıkmak ve öteye kavuşmak gibi bir derdimiz var. Keskinliklerin karşısında zihnimizin uzantılarının evrenin dört bir köşesine dokunma çabası, var olan tüm detayları keşfetmeye çalışması galiba en büyük heveslerimizden. Pi Artworks’ün açılış sergisi Crossing Lines ilham saçan beş sanatçıyla açılışını yaptı. Eserlerin her biri kavramsal açıdan diğerine dokunsa da aslında hiç birbirleriyle ilişkileri yok hissindeler. Seçki sanatçılardan bağımsız kendi ifadeleriyle sınırların ötesinde bir kapıyı aralıyor.
Minimalizm; mekân, ışık ve zamanın özgünlüğü: Jyll Bradley
Açılışta sohbet etme fırsatı yakaladığım için çok mutlu olduğum iki isim vardı. Biri de İngiliz sanatçı Jyll Bradley. Seçkideki eserleri sanatsal yaklaşımının küçük bir ön izlemesi gibiydi. Bradley’nin pratiğinde ışığı önemli bir unsur olarak görüyoruz: Işıklı kutu (light-box) fotoğraf çalışmaları, floresan pleksiglas ve LED kullanılan büyük ölçekli kamusal işler gibi… Minimalizm, kimlik ve mekân kavramlarıyla geçmişi ve şimdiyi irdeleyen sanatçı, kavramlar arasında kurduğu bu ilişkiyi vurucu referanslarla destekliyor. Heykel ya da enstalasyonları sadece nesneler değil, insanları ve fikirleri bir araya getiren “buluşma alanları” olarak düşünüyor; eserleri dans, performans ve film gibi ek etkinliklere açılıyor. Kendisiyle tanışmak eserleri ve İstanbul hakkında sohbet etmek oldukça keyifliydi. Küratörü Debbie Meniru ise yerleştirmeleri, bakış açısı ve yorumlarıyla bambaşka bir bakış açısı sundu. Bu arada önümüzdeki süreçte Bradley’in solo sergisini de Pi Artworks’te göreceğimizi heyecanla söylemek isterim.
İkilikleri sorgulamak: Albano Hernández
Hernández, çok kapsamlı çalışmalar yürütüyor. Eserlerinin ardında yatan kültürel dönüşüm benim çok ilgimi çekti. Günlük yaşamla endüstriyel süreçleri, üretimi ve bozumu (making/undoing) karşılaştıran sanatçı, ikilikleri sorgularken atık materyalleri kullanıyor. Bu da eserde estetiğin ötesinde derinlemesine bir kültürel kazının yapıldığını gösteriyor bana kalırsa. İşlerinde “fırça darbesi” gibi unsurlar parçalanarak yeniden düzenleniyor. Sanatçı, “dairesel ekonomi” ilkesine önem veriyor; atıkları azaltmak, işler arasında diyalog kurmak ve daha sürdürülebilir bir pratik geliştiriyor.
Mekân ve kimlik: Susan Hefuna
Kendisi çok yönlü, disiplinler arası çalışan bir sanatçı. Karma kökenleri nedeniyle mekân ve kimlik arasındaki kesişimleri araştırıyor. Estetik geleneği sorgularken mimari formlardan ilham alıyor. Pratiğinin temeli çizim olan sanatçı; zamansızlığı, mekanı ve milliyeti belli bir olay ya da yer ile sınırlamama eğiliminde.
Metnin ve dilin gücü: Fabio Lattanzi Antinori
Güç, inanç, gerçeklik algısı, toplumsal yapılar ve kapitalist ideolojilerin değer sistemi üzerine düşünceler üreten sanatçının eserleri de dikkat çekici bir fikir olarak karşımıza çıkıyor. Kendisi bunları yaparken tasarımcılar, veri analistleri, opera şarkıcıları, bilim insanları gibi farklı disiplinlerle iş birliği içinde. Metnin ve dilin gücüne önem veren sanatçı, sıklıkla ekonomik sistemlerin birey ve toplum üzerindeki etkileri üstünde duruyor.
İllüzyon ve gerçeklik: Selma Parlour
Kendisinin en ilgi çekici yanlarından biri de eserlerinde; çizilmiş, boyanmış ya da bastırılmış gibi görünmesini sağlayan teknikler kullanması. Renklerin eserlerindeki yeri oldukça çarpıcı. Renk, çoğu zaman altındaki astar (primer) ile etkileşime giriyor, parladıkça (altındaki yüzeyin etkisiyle) ışıkla olan ilişkisi öne çıkıyor. Sıklıkla şablonlar ya da diyagramlar üstüne çalışan sanatçı, illüzyon ve gerçeklik algısını sınayan işler yapıyor.
Kapak Fotoğrafı: EZA
İlginizi çekebilir: Artsy Magger’dan İstanbul Sergi Takvimi

Ece Zeren Aydinoglu 











Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!