Portekiz'de Azulejo'nun İzinde: Ülkenin Duvarlara İşlenen Hikâyesi
Atlantik kıyısında masmavi denizi ve nemli havası ile var olan Portekiz bize diğer Avrupa ülkelerinde görmediğimiz ve hissetmediğimiz bir atmosfer sunuyor. Gezmeye başladığınızda Portekiz’i bir yerlere benzeteceğinizden eminim, en çok da İstanbul’a. Lizbon ve Porto’yu Yunan bir arkadaşımla seyahat ettim ve ona göre Porto Atina’ya, bana göre de Lizbon Kadıköy’e, Porto Taksim’e benziyordu. Yani belli ki Portekiz şehir anlayışı olarak bizim coğrafyalara yakın durumda. Gelin, bu seyahatimde bir türlü gözümü alamadığım Azulejo’dan size de bahsedeyim: Portekiz’in duvarlarına renk ve hikâye katan seramikler.

Diğer Avrupa şehirleri ile kıyaslandığında Lizbon ve Porto, Avrupa genelinde hiç alışık olmadığımız perspektifler sunuyor. Örneğin Lizbon’un yokuşlu yapısı her ne kadar seyahatimi zorlaştırsa da yukarı çıktıkça şehri masmavi Atlantik okyanusunun katmanları ile görebilmek bambaşka bir deneyim. Ayrıca Avrupa’nın klasik şehirleşme kültürüne karşın Portekiz’in bu çok katmanlı, getto diyebileceğimiz düzensiz yapısı Avrupa’nın klasik kilise ve meydandan oluşan şehir tipinden sıkılanlar için mükemmel bir deneyim yaşatıyor.
Mimari açıdan farklı arayışların izini taşıyan Portekiz apartmanlarının Azulejo adı verilen seramik karolarla kaplı cepheleri, sokaklarda yürürken neredeyse her binanın fotoğrafını çekmek istemenize neden oluyor. Birbirinden farklı renk, biçim ve desenlere sahip bu karoların kökeni ise Avrupa’dan çok daha eski bir kültürel etkileşime dayanıyor. Azulejo ismi, Arapça “cilalı küçük taş” anlamına gelen “al-zulayj” kelimesinden geliyor. Portekizliler bu sanatı Araplardan öğrenmiş ancak zamanla kendi renklerini ve desenlerini ekleyerek eşsiz bir stile dönüştürmüşler. 16. yüzyılda İtalya’dan gelen tekniklerle seramik yüzeylere daha karmaşık hikâyeler resmetmeye başlamışlar. Ayrıca bu mozaiklerde Atlantik Okyanusu’ndan ötürü ağırlıklı olarak mavi ve beyaz renklerini kullanmayı tercih ediyorlar.
Portekizlerin binalarda bu seramiklerin kullanması sadece görsel zevkten kaynaklanmadığını da belirtmeliyim. Bu seramikler bir kalkan olarak da işlev görüyor. 1755 yılında Lizbon merkezli büyük bir deprem oluyor ve tüm şehir yıkılıyor, ardından Atlantis tsunami ile taşıyor ve yangınlar da çıkıyor. Tam da bu sırada Portekizliler, seramiklerin onları dalgalardan ve yangınlardan koruyacağına da inanarak şehri Azulejo ile kaplamaya başlıyor. Ayrıca seramiklerin bir diğer işlevsel yanı da neme ve sıcağa karşı iyi bir yalıtım aracı oluşlarından kaynaklanıyor.
Fakat bu işlevsel ürün zamanla yerini bir gösteriş yarışına bırakıyor. Geçmişte ev sahiplerinin komşularından farklı görünmek istemesi ve hatta bu seramiklerin sahiplerinin zevkini ve ekonomik durumunu yansıtan bir kimlik göstergesi hâline gelişi ile Portekiz’de çok katmanlı ve birbirinden farklı zevklere hitap eden çeşit çeşit seramik görüyoruz. Gezerken beğendiğiniz bir binanın 18. veya 19. yüzyılda o eve sahip olan birinin zevkini temsil ediyor oluşu bence inanılmaz bir nostaljik deneyim.

Ayrıca Portekiz’de özellikle tarihı mahallelerde, orijinal Azulejolarını koruyabilmiş binalar emlak piyasasında daha değerli kabul ediliyor. Çünkü bu cepheler kültürel miras niteliği taşıyor. Buradan da anlayabileceğimiz üzere Portekizliler için seramik çok hassas bir konu. Portekiz için büyük bir değer olan bu seramiklerin korunması da ciddi bir zorunluluk. Bir dönem boyunca, özellikle Lizbon’da tarihi binaların cephelerinden geceleri yüzlerce yıllık Azulejolar sökülüp çalınmış ve bu seramikler daha sonra antikacılara, koleksiyonerlere veya yurt dışındaki müzayedelere satılmış. Öyle ki bazı binaların cephelerinde bugün gördüğünüz boşlukların sebebi deprem ya da zaman değil, hırsızlık. Hırsızlık durumu öyle yaygınmış ki Portekiz hükümeti, tarihi binalardaki orijinal Azulejoların izinsiz sökülmesini yasaklayan düzenlemeler getirmiş. Günümüzde restorasyon yapılan bazı binalarda gördüğünüz seramikler maalesef orijinal değiller, çalınan veya zarar gören panoların aslına uygun olarak yeniden üretilmiş kopyaları.
Bir başka nokta ise Lizbon’da kullanılan seramikler daha çok renk ve şekillerden oluşurken, Porto’da hikâye anlatan seramikler biraz daha fazla diyebilirim. Özellikle okuryazarlık oranının düşük olduğu dönemlerde bu hikâye anlatan seramik panolar; dini ve tarihî olayları ve günlük yaşamı halka aktarmanın en etkili yollarından biri olmuş. Kiliselerin cephelerinde İncil’den sahneler, tren istasyonlarında ülkenin keşifler çağı, meydanlarda ise balıkçılar, çiftçiler ve sıradan insanların yaşamı resmedilmiş. Bu yüzden Portekiz’de gezerken aslında yalnızca binalara değil, duvarlara işlenmiş bir tarihe de bakıyorsunuz.
Kapak Fotoğrafı: Serge Le Strat – unsplash.com
İlginizi çekebilir: Wander Magger’dan Portekiz Sahilleri

Zeynep Özmen






Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!