Kim demiş oyunlar sadece tiyatro sahnesinde oynanır diye. Her yer sahne olabilir, bir ev, bir park ve hatta bir havuz bile! Two Two Production, bu sezon işte bizi böyle şaşırtıyor ve Red Speedo’yla etkileyici bir hikayeyi, kalıpların dışına çıkartıyor. Kahramanımız bir yüzücü ve olimpiyat seçmelerine hazırlandığı yer havuz olunca, ortaya da sahnede sınır tanımayan eşsiz bir oyun çıkıyor.

Two Two Production, ne yapsa izler, ne sahnelese alkışlarız. Bu kez, Red Speedo ile beğenimiz de takdirimiz de bir seviye atlıyor. Nedeni ise, Kerem Pilavcı ve Ahmet Sami Özbudak’ın güçlü işbirliğiyle, Lucas Hnath‘ın çarpıcı oyununun bir sahnede değil, havuzda tiyatroseverlere sunulması. Ray, olimpiyat seçmelerine hazırlanan, yüzmekten başka bir şey bilmeyen ve artık başarıya ulaşmak isteyen bir yüzücü. Antrenörü ve abisi arasında sıkışıp kalan Ray, olimpiyatlara gitmeye hak kazanıp Speedo firmasının kendisine sponsor olması ile hayaline ulaşmaya çalışıyor. Hayaller Speedo ve olimpiyatlar, gerçekler ise geçmek zorunda olduğu seçmeler, kız arkadaşıyla münasebeti ve doping ilaçları olunca, ortaya kıyasıya gerçekleşen yarış şiddetinde bir oyun çıkıyor. Peki, sonunda Ray amacına ulaşacak mı, Speedo’nun yüzü olacak mı, beş parasız bir halden çıkıp havuz dolusu paralar içinde yüzebilecek mi, antrenörü ve abisi bu işten kazançlı çıkacak mı? Cevapları almak için oyunu benim gibi nefes almadan izlemek ve olanlara bizzat şahit olmanız gerekiyor.

Yaklaşık iki saat süren oyun boyunca, hepimizin kendimize sorduğu en önemli soru “kazanmak için ne kadar ileri gidersin?” oldu. Hırs, zafer, hile, yalan bir yanda; aile, değerler, vicdan, dürüstlük ise diğer yanda olunca, tıpkı Ray ile abisinin havuzda boğuşması gibi bu kavramlar kafamın içinde debelenip durdu. Kazanmak için her yol mübah diye düşünenler, bir işi, çıkarlarına göre yerine getirenler, aile gibi en önemli varlığı para ve hırs için heba edenler, emeğin değil de hilenin daha çok geçerli olduğuna inananlar…. İşte tüm bu insanlar bir oyunda toplanmış da, hayat yarışında galip gelme çabası içindeymiş gibiydi. Doğruluk ve vicdan en büyük pusulamız olursa, sırtımız zaten yere gelmez ki! Ah bir bilsek, bir anlasak…

Red Speedo’yu merak etmemizde ve beğenmemizde başrol takdir edersiniz ki sahnesi. Kerem Pilavcı ve Ahmet Sami Özbudak, oyunu bildiğimiz sahne kalıplarının dışına çıkartıyor. Madem ortada bir yüzücü ve yüzme yarışması var, o zaman sahne de havuz olmalı diyor. Pera Palas’ın havuzu, oyunun sahnesine dönüşüyor ve her şey bu havuzda yaşanıyor. Hikaye, belki bir tiyatro sahnesinde olsaydı, bu kadar etkilenmemiz ve mücadeleye inanmamız böylesine mümkün olmazdı. Özellikle de, kıyasıya geçen seçme yarışmasındaki heyecanı, biz de iliklerimize kadar başka türlü hissedemezdik. Ne diyeyim, önce fikirlerine, sonra emeklerine sağlık!

Tuğçe Tanış, Erdem Kaynarca, Erol Babaoğlu ve Fehmi Karaarslan, oyunun heyecanını ve sürükleyiciliğini ikiye katlıyor. Erdem Kaynarca, böyle bir role layık olmak için oyun öncesi üç ay sadece yüzmüş ve burada da, hırsları ve zaaflarıyla yarışan Ray olmanın hakkını veriyor. Erol Babaoğlu, hırslı bir abi ve paragöz bir avukat rolünde fazlasıyla inandırıcı ve başarılı. İkisinin havuzun içindeki hesaplaşması oyunun en can alıcı anı olmuş. (Onlardan ziyade ben, nefesimi tuttuğum için az kalsın boğuluyordum :)). Gördüğünüz gibi, yönetmen koltuğunda oturan Ahmet Sami Özbudak, yine ince eleyip sık dokuduğu bir rejiyle bizi buluşturmayı başarmış.

Sezonun farklı ve kaliteli işler hanesine adını büyük harflarle yazdıran Two Two Production ve Red Speedo, sizi hırsın ve zaafların birinci gelmek üzere bir havuzda yarıştığı ve uyumlu bir ekiple emeğin galip geldiği bu oyuna davet ediyor. Böyle bir davete kayıtsız kalmak olmaz. Şimdiden iyi seyirler…

İlginizi çekebilir: Eda Geven’den Süper İyi Günler

Fotoğraflar: Two Two Production ve tiyatrolar.com.tr

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN