Tüm bu kaosun içinde gündemden haberdar kalırken tükenmemek gerçekten zor. Ama imkânsız değil. Her sabah gözümüzü haberle, sosyal medyayla açarken kafayı yememek için biraz stratejiye, biraz da kendimize şefkat göstermeye ihtiyacımız var. Doğru kaynakları bulmak, algoritmada kaybolmamak, sosyal medyada kendimize nefes alanları açmak ve hobilerimizi küçük kaçışlara ama aynı zamanda güçlü duruşlara dönüştürmek elimizde. Rimelimiz akmadan, sinirlerimiz dağılmadan politik kalabilmek için artık hepimizin kendine uygun bir gündem takip sistemine ihtiyacı var.

img_0164-3
Rimelimizi Akıtmayan Politik Kalma Rehberi | Fotoğraf: Pinterest

Kafamızda inanılmaz geniş bir spektrumda, kendimizi kıyaslayabileceğimiz, imrenebileceğimiz ya da belki üzülsek de hiçbir şey yapamayacağımız insanlar var ve elimizden telefonu bırakmadığımiz her an bu spektrumu biraz daha genişletiyoruz. Bu durumun sonunda, benim günlük hayatımda kurduğum iç diyaloglar şu sorulara dönüşüyor: Beş sene sonra savaş çıkmayacağı ne malum? Şu an kendime kattıklarımı ya hiçbir zaman kullanma alanım olmazsa? Dünya bu kadar adaletsizken adalet gerçekten sağlanabilir mi? Ya yaza kadar istediğim kiloya düşemezsem?

Bu soruların farklı versiyonlarını, hepimiz takip ettiğimiz haber kaynakları doğrultusunda her gün aklımızda taşıyoruz. Belki bu düşüncelere göre yaşıyoruz, belki bunlara rağmen yaşamaya çalışıyoruz ya da bu kaygılarla yaşamayı tamamen reddedip, hayatımızı adeta donuk bir beyinle sürdürmeye, yalnızca hayatta kalmaya çalışıyoruz. Bunun sebebi, aslında çok net: kontrolsüz bir şekilde tükettiğimiz kaynaklar. Muhtemelen çoğumuzun zihninden yukarıda yazdığım çelişkiler, kaygılar geçiyor ve bizi birçok işlevimizden alıkoyuyor. Özellikle 20’lerinizdeyseniz ve hayatınızı nasıl kuracağınıza karar vermeye çalışıyorsanız bu hisler daha da yoğunlaşıyor. Çünkü hem bir karakter oluşturmaya hem her şey olmaya hem de “Gelecekte gerçekten çaba gösterdiğim şeyleri yapabilecek miyim?” kaygısıyla yaşamaya çalışıyoruz. Peki bu yüzden ilgi alanlarımızı savunma ve direniş mekanizması olarak kullanıyor olabilir miyiz?

İlgi Alanlarımız Bir Kaçış mı, Yoksa Duruş mu?

img_0162-2
İlgi alanlarımız bir kacış mı, yoksa duruş mu? | Fotoğraf: Pinterest

Bu sabah uyandığımda yine ilk iş olarak feed’imde dolaştım. Sonra hazırlanmak için dolabımın önünde durup, her zaman üstümde güzel durduğuna emin olduğum bordo dökümlü bluzümün üzerimdeki duruşunu beğenmeyip sinir krizine girmek için üçten geriye saymaya başladım. Önce yere çöküp kıyafetlerimi tekrar süzdüm. Yine olmadı, seçemedim. Bu sefer kalkıp aynaya yürüdüm. Kıyafet bulamamamın sebebi bugün aynadaki halim değildi. Gözümü açtığım gibi sarıldığım telefonumdaki görüntülerdi: okula gidemeyen çocuklar, adalet için direndikleri protestolarda tutuklanan öğrenciler, bu yaz bikininin içine girebilmek için kendini aç bırakan genç kızlar, benden bazen on adım önde ve bazen on adım geride olan insanlar…

Gözüm rimelimde, aklım sosyal medyada gördüklerimdeydi ama sonra altın küpelerimi takıp, kombinimin renklerini uyumladıktan sonra evden çıktım. Çünkü belki de bu, benim küçük ama sessiz bir direnişim.

Evet, moda benim için bir direniş. Aslında geçmişte de çoğu protestonun aracı olmuş bir şey moda. 60’larda siyahların özgürlük mücadelesinde saçlarını doğal haliyle kullanmaları bir politik duruştu. Feminist hareketlerde sütyensiz giyinmek, kadınların bedenleri üzerindeki tahakküme karşı bir başkaldırıydı. İran’da zorunlu başörtüsüne karşı saçlarını açarak dans eden, ruj sürerek videolar paylaşan kadınlar; görünürlükleriyle büyük bir cesaret örneği sergiledi. II. Dünya Savaşı sonrası kadınların pantolon giymesi, toplumsal cinsiyet rollerine meydan okuyan bir dönüşümün sembolü oldu. Günümüzde ise, hızlı moda sistemine karşı sürdürülebilir modayı savunmak; eski kıyafetleri dönüştürmek ya da “Bu kıyafeti kim üretti?” diye sormak, sessiz ama etkili bir direnişe dönüşüyor. Moda hep oradaydı. Direnişin tam ortasında.

Fotoğraf: natgeokids.com

Benim için de kendi en iyi halimde olmak, her şeye rağmen, ne olursa olsun bir şeylerden vazgeçmek yerine, kombinimi yaparken, çok eski kıyafetlerimi artık giymediğimi fark edip onları kesip biçip bağlayıp yeni bir şeye dönüştürmek bir boykot desteği. Kendimi iyi hissettiren bir detay olarak o dönüştürdüğüm kıyafeti ya da aksesuarı üzerimde taşıyarak dışarı çıkmak bir tür mesaj verme biçimi. Aslında sadece kendim için bunu sembolize etmesi yeterliyken, belki başkalarını da teşvik edebilmek, kendi direniş yöntemimi paylaşmak da bir katkı. Ve bunu fark ettiğimde, aslında tamamen kendi akışımda yaşarken bile hâlâ bu sesi duyurabilen bir birey olabildiğimi; yani ilgi alanlarımızın bir direniş biçimi, gündemin kasvetinden kaçmak için bir savunma mekanizması olduğunu keşfettim.

Belki de hepimizin yapması gereken, iyi olduğumuz ve ilgi duyduğumuz alanlarda bir değişiklik yaratmak ve bunu çevremize yaymak. Arkadaşlarımıza, ailemize anlatarak ya da sosyal medyada paylaşarak… Küçük bir şey gibi görünse de aslında kolektifte çok büyük şeyleri değiştirebilir.

Tükenmişlik Sendromu

img_0163-4
Tükenmişlik Sendromu | Fotoğraf:Pinterest

Kendi içinde iyi olmaya çalışan ve bazı tabuları değiştirmeye çalışan bir insan olarak, bir noktadan sonra sadece haberleri tüketen, izleyen ve ağlayan birine dönüştüğümü fark ettim. Üstelik bu durum beni suçlu da hissettiriyordu. Sonra düşündüm: Neden böyle hissediyorum? Cevabı aslında çok netti: “Tükenmiş bir zihin hiçbir şeyi değiştiremez.”

Bu yüzden artık kendimizi tüketmeden, haberdar olup hayatta var olmaya devam etmenin yollarını aramamız gerekiyor. Gündem takibinde hangi kaynaklara ne şekilde maruz kaldığımız, zihinsel halimizi ciddi şekilde etkiliyor.

Ben de bu konuda biraz kazı yaptım. Gündemi nasıl daha sağlıklı takip ederiz? Haberleri okurken duygusal olarak dağılmadan nasıl politize kalabiliriz? Hem habersiz hem de duvarsız kalmamak mümkün mü? Cevap: Evet ama küçük bir sistemle. Kontrollü bir gündem takibi sistemiyle kötü etkileri minimuma indirebiliriz.

Güvenli Gündem Takibi 101 (Rimeliniz sabit, sinirleriniz stabil kalsın)

img_0159-2
Güvenli Gündem Takibi 101 (Rimeliniz sabit, sinirleriniz stabil kalsın) | Fotoğraf: Pinterest

Öncelikle dürüst olalım: Artık neredeyse her şey bir haber kaynağına dönüşmüş durumda. Instagram’dan TikTok’a, X üzerinden YouTube’a, hatta LinkedIn’e kadar algoritmalar sabah gözümüzü açar açmaz bizi dünya krizlerinin ortasına fırlatıyor. Filistin, İran, iklim krizi, kadın cinayetleri, ekonomik çöküş… Biz henüz gözümüzü ovuşturuyorken, “Bugün de hangi travmayı sindirmeye çalışacağım acaba?” diye düşünürken buluyoruz kendimizi.

Peki bu sürekli tetiklenme, bu kesintisiz haber bombardımanı içinde nasıl sağ kalacağız? Cevap: kontrollü maruz kalma. Ve her şeyin başı doğru kaynakları seçmek. Öncelikle tek bir yerden haber okumak, hele ki onun doğru olduğunu varsayarak yaşamak, bizi fark etmeden manipülasyona açık hale getiriyor. Her haber, onu yazanın bakış açısını taşır. Bu yüzden sağdan da okuyalım soldan da çünkü olayları çok yönlü değerlendirebilmek, bugünün dünyasında süper güç sayılır. Eleştirel düşünce kaslarımızı çalıştırmanın tam zamanı!

Platformlar arasında da görev paylaşımı yapmak mümkün. Mesela Instagram ve TikTok, trendleri, yaşam tarzlarını, kültürel dönüşümleri ve sosyal hareketleri takip etmek için mükemmel ama haber tüketiminde hızlı ve yüzeysel olabiliyorlar. X hâlâ anlık haber akışı, politik gelişmeler ve kriz anlarında birinci el bilgiye ulaşmak için çok etkili; ama burada da kaynak seçimi çok kritik. Güvendiğiniz hesapları belirleyip algoritmanın sizi darmadağın etmesine izin vermemek şart.

YouTube ise biraz daha derinleşmek isteyenler için biçilmiş kaftan. Analiz videoları, araştırma dosyaları ve belgesel tadındaki içerikler için birebir. LinkedIn ise profesyonel gündem, kariyer gelişmeleri ve sektör analizleri gibi konularda daha derli toplu bilgiler sunabiliyor. Yani her platformu kendi uzmanlık alanında kullanmak, gündemi daha sağlıklı sindirmenin yollarından biri olabilir.

Ve şunu da unutmamak gerek: Güvenilir içerik üreticilerini platformdan bağımsız olarak takip etmek çok kıymetli. Farklı görüşlerden gelen kaynaklara açık olmak, hem olayları daha geniş bir çerçevede değerlendirmemizi sağlar hem de kendi düşünce dünyamızı zenginleştirir.

Kapanışı minik bir bonusla yapalım: Bildirimleri kapatmak (evet, hepsini), gündem taramasını gün içinde belirli zamanlara sıkıştırmak ya da zaman zaman sosyal medya detoksuna girmek hem akıl sağlığımızı korumak hem de bilgiyle kurduğumuz ilişkiyi taze tutmak için harika yöntemler.

Kapak Fotoğrafı: Pinterest

İlginizi çekebilir: Sine Magger’dan Politik Filmler