Romanya size saatlerce gezilecek müzeler ya da kültür-sanat dolu aktiviteler vaat etmiyor; ama el değmemiş coğrafyası ve izlemeye doyamadığınız tren rotaları ile doğayla iç içe ve deneyim odaklı bir seyahat seçeneği sunuyor. İşte karşınızda keyifli bir Romanya rehberi!

Romanya’ya sonbaharın ortasında, ülke coğrafyasına hakim göz alıcı yeşillik sarıya dönerken ve Balkanlar’ın soğuğu henüz tam bastırmamışken gittim. Romanya’nın 2018’deki doğum günü destinasyonum olmasının yanı sıra beni heyecanlandıran bir sebep daha vardı: seyahatim sadece başkent Bükreş’i içeren klasik bir haftasonu kaçamağı olmayacaktı, çünkü rotama Transilvanya’yı da eklemiştim!

Üç günlük Romanya seyahatimin iki gününü Bükreş’e ve bir gününü Transilvanya hattındaki Braşov ve Sinaia’ya ayırdım. Transilvanya’nın el değmemişliğini, temiz havasını ve sakinliğini o kadar sevdim ki, buraları bir de ilkbaharda görmek için kendime söz verdim. Bükreş’te gezilecek yerleri keşfettiğim iki gün ise, Bükreş’e neden “Doğu Avrupa’nın Paris’i” dediklerini anlamak için yeterliydi. Geniş bulvarları üzerinde konumlanmış gösterişli yapılarıyla Bükreş gerçekten de Paris edasına sahip.

Romanya, Türk vatandaşlarından vize istiyor. İyi haber ise para biriminin Romen Leyi olması, hesaplı bir ülke sayılabilir. Üstelik İstanbul’dan 1.5 saatlik bir uçuş ile Bükreş’teyiz.

Romanya Rehberi

Bükreş

Bükreş’in en popüler noktası, uzunca bir bulvarın sonunda tüm ihtişamıyla bekleyen ve dünyanın en büyük ikinci idari binası olan Parlamento Binası. Şehrin eski şehir olarak adlandırılan kısmı küçük bir alışveriş caddesi ve geceleri hareketlenen barlar bölgesinden oluşuyor. Eski şehirde Carturesti Carusel’e mutlaka gitmek lazım. Gördüğüm en güzel kitapeviydi, sanki bir masalın içinde gibi hissedeceksiniz. Şehirleri yürüyerek keşfetmeyi sevenlerdenseniz, “free walking tour” Bükreş’te de çok yaygın. Rehber eşliğinde şehri hikayeler dinleyerek geziyor ve yeni arkadaşlar ediniyorsunuz, tur sonunda rehbere isterseniz bahşiş bırakıyorsunuz. Bükreş’in Paris ile bir diğer benzer noktası için adres Bükreş’in Zafer Anıtı, Arcul de Triumf.

Gezip dolaşmak güzel ama yerel lezzetlerden ne haber? Restaurant Hanul Manuc, ağaçlar altındaki geniş avlusu ile keyifli bir şekilde yerel yemekler yemek için ideal. Eski şehrin merkezinde olduğu için çok popüler ama arada sırada yapılan böyle turist kaçamaklarından zarar gelmez :) Benim denediğim yemekler arasında en farklısı ve lokali, peynir ve kremalı polenta oldu. Tabii yanında Romen birası ile. Kahvaltı için rotamı Simbio’ya çevirdim. Şehrin turistik olmayan tarafında ve lokallerin takıldığı bir yer ve rezervasyonsuz yer bulmak çok zor. Ben cappuccino eşliğinde egg benedictli kahvaltımı çok beğendim.

 

View this post on Instagram

 

A post shared by Emozia Coffee Manifesto (@emoziamanifesto) on

Bükreş’in en sevdiğim tarafı ise kahve konusunda bir cennet olması oldu! Kaldığım hostelden aldığım Bucharest Speciality Coffee Guide eşliğinde çok güzel nitelikli kahveciler keşfettim. Eski şehirde Emozia Manifesto ve birkaç şubesi bulunan Nar Coffee Roasters favorilerim oldu.

Bükreş yürüyerek gezmesi çok kolay ve keyifli, bol parklı ve nispeten az turist olduğu için ferah bir şehir. Bükreşliler’in en hassas noktası ise İngilizce isimlerinin benzerliğinden dolayı Budapeşte ile karıştırılmaları, aman dikkat!

Transilvanya: Sinaia (Castelul Peleş) ve Braşov

Bükreş Gara de Nord’dan sabah ilk trene atlayıp Transilvanya’ya doğru yola koyuldum. Tren rotası yemyeşil bir güzergah olduğu için etrafı seyretmekten zamanın nasıl geçtiğini anlamadım bile. Transilvanya hattında iki popüler kale var: Dracula’nın şatosu olarak da bilinen Bran Kalesi ve Peleş Kalesi. Ben, Sinaia’daki Peleş Kalesi’ni ziyaret ettim, aynı tren güzergahında olmadıkları için Bran’a gidemedim ama yeterli vaktiniz varsa mutlaka uğrayın! Bükreş’ten yaklaşık 2 saat sonra Sinaia’daydım. Tren istasyonundan 20-25 dakikalık bir tırmanışla kale bölgesine ulaşıyorsunuz. Kasaba bana hem coğrafyası hem de mimarisiyle Almanya’nın Bavyera bölgesini anımsattı. Kışın kayak turizmi için de tercih edilen bir yermiş.

Sinaia’dan yaklaşık bir saat süren bir tren yolculuğu ile Braşov’a ulaştım. Braşov, Transilvanya hattının en büyük şehirlerinden. Burayı meşhur yapan şeylerden biri ise aynı Hollywood’daki gibi şehri çevreleyen dağın üzerindeki Braşov yazısı. Yazının bulunduğu bölgeye teleferik ile çıkabiliyorsunuz. Güzel bir manzara ve bol oksijen için değer! Tam bir Ortaçağ yansıması olan eski şehrinde turlayıp, gotik kilise Black Church’ü ziyaret edip, Avrupa’nın en dar sokaklarından olan Strada Sforii’yi bulmaya çalışabilirsiniz.

Bu coğrafyanın en güzel yemeklerinden gulaş için La Ceaun, kahve ve kokteyller için şehrin genç nüfusunun uğrak noktası Tipografia şiddetle tavsiye ettiğim mekanlardan!

 

View this post on Instagram

 

A post shared by Andreea 🔮 (@deestroyaa) on

Üç günlük Romanya seyahatimden ülkenin doğal güzelliklerine hayran kalarak döndüm. Transilvanya hattına daha fazla vakit ayırmadığım için ise pişman oldum! Plastikten yapılmış banknotları ve dillerinin İtalyanca ile olan benzerliği aklımda kalanlardandı. Romanya’yı en kısa zamanda keşfedin derim!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN