Netflix’in Dracula dizisi biz iflah olmaz vampir severleri kesmeyince geçmişe dönüp en iyilerinden birini hatırlamak şart olmuştu. 1992 yılında Francis Ford Coppola, Bram Stoker’ın romanından uyarladığı Dracula’sı ile vampirlerin soğuk ve karanlık dünyalarında aslında ince zevkleri olan entelektüel varlıklar olabileceğini bizlere hatırlatmış, filmin ana teması olaraksa #Vampirlerinaşkıbüyükolur hashtag’ini bünyelerimize işlemişti. 2013 yılında Jim Jarmusch öyküsünü de yazıp yönettiği Only Lovers Left Alive, Sadece Aşıklar Hayatta Kalır, ile cahillik, yozlaşma ve alçaklığın yükselen değerler olduğu küreselleşen zombiler çağında şövalye ruhunu kaybetmemiş son çağın Don Kişotları olarak bizlere vampir filmlerinin unutulmaz yönetmenleri listesine underground kontenjandan aday olduğunu kanıtlamıştı.

Only Lovers Left Alive
Only Lovers Left Alive | Fotoğraf: kahramangiller.com

Adem ile Havva’nın, ya da Büyük Britanya dilindeki karşılığıyla Adam and Eve’nin; yani ilk erkek ve kadının şimdiki zamanda birer vampir olarak  yaşamlarını Detroit ve Tanca’da devam ettirdiklerini, hem de aradan yüzyıllar geçmesine rağmen hala evli olduklarını düşünün… Evet aradan geçen yüzyıllara rağmen Adam ile Eve birbirlerine aşıklar ve aralarında binlerce kilometre olan farklı kıtalarda yaşamalarına rağmen, çok özlenildiğinde buluşmak gibi bir formülle aşk literatürünün yıkılmaz sanılan kurallarını yerle bir ediyorlar.

Detroit’te ikamet eden adamımız Adam, Tom Hiddleston, daima siyah giyen, bir sahnede evinin duvarındaki eski fotoğraflara göz attığımızda Byron, Schubert, Edgar Allan Poe, Mark Twain, Tesla, Kafka, Joe Strummer, punk müziğin en mühim gruplarından The Clash’in ağır abisi ve benzerleri gibi edebiyat, müzik ve bilim dallarında zamanının hem uçuk hem de arızalı insanlarıyla arkadaşlık ettiğini anladığımız bir müzisyen; zor bulunan nadir enstrümanlar koleksiyoncusu, analog çağa takılıp kalmış borderline bir romantik ve umudunu zaman zaman kaybedip intiharın uçurumuna kadar gelen uslanmaz bir melankolik vampir olarak karşımıza çıkıyor. Tanınır ve ünlü olmakla tarihsel bir alıp veremezliği olup, doğal olarak özellikle gündüz saatlerinde gizlenme dürtüsü güçlü olan bir vampir olmasından da kaynaklanan ortalarda görünmeyi sevmeyen; gitar, lut ve keman virtüözü olan Adam, bir yandan da kendisinden bir parçanın gelecek kuşaklara kalmasını istediğinden, Schubert’e yaylı dörtlüsü için adagio bölümünü hediye etmiş bir kişi. Adam’ın yaşadığı mekan olarak Amerika’nın; eski, kaslı arabalar, muscle car, zamanında araba sanayinin gözbebeği olup şimdilerde fast food tarzda kişiliksiz tasarımlarıyla gözden düşmüş Detroit’in seçilmesi de anlamlı olmuş doğrusu. Bu arada Adam’ın filmde kullandığı 1982 Jaguar XJ-S her ne kadar bir çeşit Tesla teknolojisiyle modifiye edilmiş muscle car olsa da bir 1967 Mustang Mach 1 Adam’a daha uygun bir araba olurdu diye düşünmüyor değilim.

Adam'ın Duvarı
Adam’ın Duvarı | Fotoğraf: draculahistoryandmyth

Tanca’da, ikamet eden esas kadınımız Eve ise, Tilda Swinton, daima beyaz giyen, Adam’a göre daha iyimser, yaşamı daha çekilebilir kılan hafifliklerle kabullenmiş görünen bir edebiyat aşığı ve iflah olmaz kitap kurdu… Bazı sahnelerde akıllı telefon kullandığına şahit olduğumuz Eve, günlük işleri kolaylaştıran yeniliklere Adam’dan daha açık. Görüntülü görüşme gereksinimi doğduğunda Adam bu işi kablolu telefon, bilgisayar, duvar kamerası, televizyon ve bir yığın kablo ıvır zıvırı ile hallederken Eve telefonun bir tuşuna dokunarak meseleyi çözebiliyor. Tanca’da yalnız değil, Christopher Marlowe ile yaşıyor Eve. Tarihte nasıl öldüğü, daha doğrusu ölüp ölmediği bile belirsiz olan Marlowe’u araştırdığımızda 16. yüzyılda yaşamış bir şair ve yazar olduğunu öğreniyoruz. En bilinen eserlerinden biriyse Doktor Faust. Hatta sıkı durun, kendisi “William Shakespeare” takma adıyla gizemli ölümünden sonra yazmaya devam etmiş… Biz, rivayet edenlerin yalancısıyız. 🙂

Peki bu kırılgan ve hassas vampir arkadaşlar beslenme sorunlarını hala eski yöntem olan kurbanın boynuna yapışıp kan emerek mi  hallediyor diye düşünecek olursanız hemen yanıtlayayım, hayır! Böylesi çok basit olurdu ve sanırım şiirsel bir manzara da oluşturmuyor. Bunun yerine kan bankalarında çalışan güvenilir kaynaklardan, temiz olduğu kanıtlanmış 0 Rh- kan grubuna ait paketlenmiş, ve iyi kabul edilen kanları bularak karınlarını doyuruyorlar. Kahramanlarımız bu şekilde uslu uslu yaşayıp giderken, Eve’in kız kardeşinin filmde ortaya çıkışıyla film birden trend hale geliyor.

Tüm bu anlattıklarımdan sonra siz de kendinizi sokağa atıp “Hepimiz Vampiriz” gibi sloganlar üretecek  kıvama geldiyseniz, buyrun sizi trailer’ı izlemeye alayım:

https://www.youtube.com/watch?v=-TbxI_oRSKI

IMDb puanı: 7.3 / 10

Film müziklerinin için Spotify listesine buradan ulaşabilirsiniz.

Kapak fotoğrafı: peramuseum.org

İlginizi çekebilir: SineMagger’dan Film Önerileri