Zamanın Yavaş Aktığı Köyler: Lagkada, Pirgi, Mesta
Ege Denizi’nin berrak sularıyla çevrili, kokusunu sakız ağaçlarından alan Sakız Adası, sadece doğal güzellikleriyle değil, köklü tarihi ve özgün köyleriyle de büyüleyici bir destinasyon. Yüzyıllar boyunca farklı medeniyetlerin izlerini taşıyan bu ada, geleneksel taş mimarisi, dar sokakları ve zamana direnen kültürel dokusuyla misafirlerine deniz-kum-güneş tatilinden daha çok bir zaman yolculuğu vaat ediyor. Bu yolculuğun en özel durakları ise ziyaretçilerine farklı hikayeler anlatan: Lagkada, Mesta ve Pirgi köyleri.
Sakız Adasının Köyleri
Lagkada: Sessizliğin ve Sadeliğin Köyü

Adanın kuzeyinde yer alan Lagkada bir balıkçı köyü, belki de en az bilinen ama en özgün köylerden biri. Lagkada’nın taş evleri, sahil şeridi, dar sokakları ve geleneksel kahveleri ziyaretçilere otantik bir Yunan köy yaşamı sunuyor. Merkeze 15km olan bu köyü, Glaroi ya da Paralia Mirsindi gibi plajlar ve İsidore Şapeli ile birleştirerek kuzeyde çok keyifli bir günlük rota oluşturabilirsiniz.
Bu rota üzerindeki en ünlü ve etkileyici duraklardan ilki Aziz Isidore Şapeli (Chapel Saint İsidore) Şapelin tarihi 1700’lere dayanıyor, Sikiada köyünde, denizin ortasında ince, uzun yoluyla adanın en ikonik noktalarından biri haline gelmiş, çevresinden de denize girmek mümkün. Kahvaltınızı sahildeki kafelerde yaptıktan sonra köyün sokaklarında renkli fotoğraflar çekebilir, köye 3,5 km mesafedeki Şapel’e uğrayıp çevredeki plajlarda günün geri kalanını değerlendirecek gibi bir plan yapabilirsiniz.

Dönüşte de merkezdeki yel değirmenlerini günbatımına denk getirip kaleye yakın Kafenes gibi tavernalardan birinde geceyi noktalayabilirsiniz. Bu köyde zaman yavaş akıyor; bir yudum kahveyle manzaraya dalmak, her köşenin fotoğrafını çekerken zamanı unutup tüm telaşları geride bırakmak mümkün.
Pirgi: Duvarlara Kazınmış Sanat
Pirgi ya da pirgos, “kule” , “kuleli köy” anlamına geliyor ve Sakız Adası’nın en karakteristik orta çağ köylerinden biri. Köy, korsan saldırılarından korunmak için kule formunda inşa edilmiş; dar sokakları, birbirine bitişik evleri, yüksek duvarları ve tek giriş çıkış kapıları bulunan yapısıyla savunma amaçlı planlanmış, korsan saldırıları sırasında halk bitişik evlerin çatılarından kaçıyormuş.
Onu özel kılan ise evlerinin dış cephesini süsleyen siyah-beyaz geometrik desenler: “xysta” adı verilen bu süslemeler. Sakız Adası, 1346–1566 yılları arasında Cenevizlilerin yönetimindeymiş. .Cenevizliler, İtalya’nın Ligurya bölgesinden gelmişler. Bu bölgede, sgraffito adı verilen benzer bir süsleme sanatı varmış. Bu teknik zamanla yerel ustalar tarafından benimsenip “xysta” adıyla Pirgi köyüne özgü hale gelmiş. Yani Xysta’nın kökeni İtalya’daki sgraffito tekniğine dayanır, ama şekil ve tarz olarak tamamen yerelleşmiş ve Pirgi’nin kültürel imzası olmuş.
Pirgi sokaklarında yürürken her ev bir sanat eseri, köy ise sanat müzesi gibi karşınıza çıkıyor, hayran olmamak ve kapıların önünde oturan Yunanlı teyzelerle yunanca, İngilizce o da olmazsa çat pat Türkçe sohbet etmemek elde değil
O zamanlar evlerin dış cephesine bu desenleri yapmak, ailelerin zenginlik ve sosyal statüsünü göstermek için bir yolmuş. Desenlerin karmaşıklığı ve güzelliği, ev sahibinin itibarıyla ilişkilendirilirmiş. Bazı desenlerin kötü ruhları kovduğuna inanılırmış. Ayrıca desenler, her evin dış cephesine kimlik kazandırır, kimin evi olduğu kolayca tanınırmış.
Bu ilginç tekniğin detayları ise şöyle: Önce duvarlara sıva uygulanıyor, ardından üstteki katmandan kazıma yöntemiyle desenler ortaya çıkarılır, bu desenler çoğunlukla geometrik formlar baklavalı desenler, üçgenler, daireler, vazo ve motifler şeklinde oluyor ve çoğu sembolik ya da koruyucu anlamlar taşıyor:
- Üçgenler: Bereket, aile birliği, üçlü kutsal yapı (Tanrı, oğul, kutsal ruh gibi)
- Daireler: Sonsuzluk, bütünlük, koruma
- Çaprazlar / X şekli: Kötü ruhlardan korunma, tılsımsal güç
- Elmas (baklava) şekli: Nazar koruması, gözetleyici sembol
- Zikzak ve dalga: Hareket, hayatın devamlılığı
- Bitkisel motifler: Doğayla uyum, tarıma verilen değer
Günümüzde bu desenler yerel kültürel miras olarak görülüyor ve Pirgi’nin mimari kimliğini oluşturan en önemli unsurlardan biri. UNESCO tarafından da potansiyel dünya mirası listesine önerilen unsurlar arasında yer alıyor.
Pirgi Köyü’nde, sokaklarda kaybolup, bol bol fotoğraf çekerken köyün ilginç tarihini araştırabilirsiniz. UNESCO Dünya Mirası adayı olarak listelenen Agioi Apostoloi (Kutsal Havariler) Kilisesi’ni gezip köy meydanındaki kahvelerde yunan kahvesi eşliğinde küçük bir mola verebilirsiniz (Not: çok yiyecek seçeneği yok, kahvaltıyı yapıp hazırlıklı gitmekte fayda var)
Bunun dışında Ada’da sakız üretiminin en çok yapıldığı köy olan Pirgi’den özellikle sabun, likör, reçel gibi damla sakızlı ürünler satan dükkanlardan alışveriş yapıp küçük esnafı da mutlu ederek rotayı tamamlamak mümkün.
Mesta: Taşların Labirenti
Yine Ortaçağ’dan kalma, adanın güneybatısındaki bir diğer ilginç köy olan Mesta, labirent gibi daracık sokakları, dışa kapalı mimarisi ve yüksek taş duvarlarıyla, geçmişin karanlık ama bir o kadar da büyüleyici atmosferini yaşatıyor. Bizans döneminde inşa edilen bu köy de, dışa kapalı, tek girişli, pentagon şekilli yapısı ile benzer şekilde korsan saldırılarına karşı bir savunma köyü olarak planlanmış.
Meydan’daki Metamorphosis Kilisesini gezmek, taş evler ve geçitlerin arasındaki küçük meydanlarda, geleneksel kafelerde uzun uzun oturup mastika (sakız likörü) içmek ya da Ada’nın ünlü tatlısı portakallı revaniyi denemek burada yapılacak en keyifli aktivitelerden. Ayrıca ilginizi çekiyorsa meydandaki el yapımı hediyelik eşya, kıyafet ve takı-aksesuar dükkanları da çok şık ve baya zevkli.
Osmanlı Mahallesi
Merkezde limandan başlayıp yürüyerek Kaleiçi mahalleye geçtiğinizde; Osmaniye Camii, Osmanlı Hamamı, Rüşdiyye Mektebi, Eski osmanlı evleri, Arkeoloji müzesi ve Osmanlı mezarlığı ile bu bölge de köyler kadar görülmeye değer tarihi ve rengarenk yapılarla dolu.
Sur içine girdikten sonra labirent sokaklarda önce Osmaniye Camii sonra restorasyonu devam eden Rüşdiyye Mektebi ve Hamamı karşınıza çıkıyor, surların üzerinden harika deniz manzarasını izledikten sonra yakındaki yel değirmenlerine ya da mezarlığın olduğu Kale içindeki tarihi meydana geçebilirsiniz, tahminen 2 saatlik bir yürüme rotası ile bu rotayı tamamlamak sonra da merkezde uzun bir kahve molası vermek mümkün. Merkezde kahve ve kahvaltı içinse önerim: PuraVida.
Peki ya Deniz-Kum-Güneş?

Gündüzleri köyleri gezerek yaptığımız kültür tarih turlarını akşamüstü de Karfas bölgesi gibi şezlong-şemsiyeli tesislerin olduğu sahil bölgesinde denizin tadını çıkarıp dinlenerek ya da arabaya şemsiyeyi atıp koy koy etrafı keşfederek devam ettik biz. Akşam ise klasik bir yunan tavernasında (şanslıysak sirtaki ya da tanıdık ezgiler eşliğinde) zengin deniz ürünlerine itinayla düşmek mümkün. Sakız ve köylerin keyifli, az bilinen hikayelerine yer verip klasik mekan ve restaurant önerileri için şuraya güzel bir reels bırakıyorum.
Sakız adası, zamanın yavaş aktığı, anın tadını çıkardığımız, beklemekten sıkılmadığımız bir tatil rotası. Burada tatil ; film seti gibi tarihi taş sokaklarda kaybolmak, sakız ve zeytin ağaçlarının gölgesinde bir kahve ile saatlerce dostlarla sohbet etmek, bakir koylarında kitaplara dalıp zamanı unutmak, taş evlerin merdivenlerinde oturup gelen geçenle o anda yaratılmış ortak bir dilde selamlaşabilmenin keyfine varmak demek. Sakız adasını gezmek; Bizans surları, cenevizlilerin kule şeklindeki köyleri, Osmanlı mahallesi, camileri, hamamları ve masmavi koyları ile farklı kültürleri aynı anda hissettiğiniz, zamana meydan okuyan bir masalın sayfaları gibi… Bu rotada başka bir zaman diliminde yavaşlamak mümkün.
Kapak Fotoğrafı: Bahar Coşkun
İlginizi çekebilir: Naz Kavas’tan Sakız Adası

Bahar Coşkun 














Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!