Sezon bitti! Alınan tavsiyeler, okunan yorumlar, yapılan listeler, bilet alma telaşı ve seyir keyfi… Elimden geldiğince oyun seyretmeye çalıştım bu sezonda. Geçen yılların tadını bulamadım ama. Şeçilen oyun metinleri genel olarak bir derdi olmayan, ortaya lafını söylemeye çekinen metinlerdi. Bu yüzden de birçoğu ne düşündürdü ne de hayal kurmaya vesile oldu.

Sezon boyunca; 4’ü çocuk, 5’i turne, 8’i yeni oyun olmak üzere toplamda 43 oyun Ankaralı seyircilerle 8 ay boyunca buluştu. Toplam 10 sahnede, pazartesi haricinde neredeyse her gün farklı hikâyeler, farklı seyircilere anlatıldı. Müfettişler, Son Tango, Kocasını Pişiren Kadın, Yeraltından Notlar, Çamaşırhane, Annemin Son Çılgınlıkları, Kurnaz Aşıklar ve Grönholm Methodu bu sezonun yeni oyunlarıydı. Birçoğu vasat oluşları ya da olmayan çıkarımları sebebiyle eleştirildi.

Ankara Devlet Tiyatrosu oyunlarıyla hep övünen ben de bu yıl hayal kırıklıkları yaşadım. Normalde izlediğim oyunları fazlasıyla beğenir, bir daha gitmek isterdim. Fakat bu yıl çevremden gelen yorumlar ve okuduklarım neticesinde yeni sezonun 3-4 oyununa gitmedim bile. En sevmediğim şeylerden biri yarıda çıkmaktır çünkü!

14447255761961299593-b

Benim için sezonun en büyük hayal kırıklığı Kurnaz Aşıklar oldu. 1700’lü yıllarda geçen, George Farquhar tarafından yazılan oyun Tolga Tecer, Mesut Turan, Meltem Baytok gibi değerli isimlerin yanı sıra genç bir kadroyu bir araya, üstelik İlham Yazar rejisiyle getiriyordu. Bu yüzden de beklentim yüksekti. Ki oyun farklı bir tarzla, oldukça enerjik bir biçimde de başladı. Fakat sonrası hayal kırıklığı oldu. Çünkü oyuncuların özeni, dekorun başarısı ve rejinin emekleri metnin boşluğuyla çarpıştı. 2 perde, 2 saat 35 dakika boyunca sahnede olan koşuşturmacanın ve hareketin bir anlama kavuşmasını bekledim. Fakat beklentim sonuçsuz kaldı. Oyun komedi olarak gözükse de kesinlikle komedi değildi. Ne anlattığını bilmeyen çok vasat bir metin. Kurnaz Aşıklar gözümde sadece seyirci için boş yere kaybedilen bir zaman.

14471558711964853363-b

Jordi Galceran’ın Grönholm Methodu oyunu 1 perde 1 saat 35 dakika olarak sahneye konmuş. Herkesin çokça beğendiği, benim içinse orta değerdeki oyun hem komediyi hem dramı göğüsleyebilen Cüneyt Mete, Ünsal Çoşar, Deniz Gökçe Yersel ve Nur Yazar’ı; Sinan Pekinton rejisinde bir araya getirmişti. Birkaç sene önce Semaver Kumpanya’nın Ankara turnesinde Metot adıyla izlediğim ve çok beğendim bir oyun olduğu için ve iyi bir kadroyla sahnelendiği için, bu versiyonu da beğenirim diye düşünüyordum ama öyle olmadı. Önemli bir pozisyon için yarışan 4 farklı kişiyi bir araya getirip, sınırlarını zorlatan ve onları şaçma sapan hallere sokan bir hikayeye sahip metin. Metni okumadığım için tam bilmiyorum ama Serkan Keskin’in rejisiyle çok beğendiğim, çok güldüğüm ve sonunda da beni çok düşündüren bir oyundu Metot. Üstelik hâlâ aklımda oyun. Fakat Ankara Devlet Tiyatrosu versiyonunu fazlasıyla köşeye sıkışmış buldum. Güçlü ve enerjik bir oyuncu kadrosuna sahip olmasına rağmen ikna kabiliyeti çok yüksek değildi oyunun. Ayrıca tam bir komedi de değildi. Kuru kahkaha attırmak bana öne çıkarılmış geldi. Diğer yeni oyunlara göre başarılı olsa da beklentimin altında kaldı.

14573526191859751202-b

Ortanın bir üstü olarak değerlendirdiğim oyunsa Julie Jensen’in kaleme aldığı, İpek Atagün Gezener’in rejisiyle sahneye konan Annemin Son Çılgınlıkları oyunuydu. Alzheimer’ın pençesindeki annelerinin, gün gün çöküşünü izleyen bir kızkardeşin hikâyesi. Annenin gün geçtikçe kaybolan hafızası, bir yandan babanın dönülmez yolda ilerleyen hastalığı, evi çekip çevirme görevi üstlenen abla ve ona uzaktan destek olan, elini sıcak sudan soğuk suya sokmayan kız kardeş… Oyunu Aysel Çakar Kara, Özlem Gündoğdu ve Derya Keyf Doğruöz sırtlıyorlar. Ana karakterler iyi çizilmiş ve hayat veren oyuncular rollerinde inandırıcıydılar. Hafızanın gün gün eridiği, aynı sözlerin yüzlerce kez tekrarlandığı bir hastalıkla mücadele eden anne rolünde Aysel Çakar Kara çok başarılı, çok etkileyici bir performans sergiledi. Aynı zamanda anlatıcı rolünü üstlenen Özlem Gündoğdu (abla rolünde) ile de paslaşmaları çok yerinde ve güzeldi. Arka planda sahneye hareket verilmek üzere konumlandırılmış genç oyuncular vardı. Ki beğenmediğim bir parçası oldu bu oyunun. Bir-iki sahne için olabilirdi fakat sürekli sahnede olmaları, dramatik bir anda sahneye girip çıkmaları beni rahatsız etti. Bunun haricinde 1; perde 1 saat 15 dakikalık süresinde insanı hem hastanın hem de yakınlarının psikolojisine sokabilen başarılı bir oyun diyebilirim Annemin Son Çılgınlıkları için.

14561532942126915619-b

En sevdiğim oyun ise Çamaşırhane oldu. Bir önceki yazımda ayrıntılı bahsetmiştim.  Çamaşırhane’yi diğerlerinden ayıran ve nitelikli bir oyun yapan özelliği; gerçek bir derdinin olmasıydı. Buna ek olarak iyi seçilmiş bir oyuncu kadrosu, gerçekçi bir dekor ve net bir anlatımdı. Yer yer gerçekten güldürdü, yer yer kalbi sızlattı. Gelecek sezon oynarsa gitmenizi tavsiye ederim.

Gelecek sezonun ‘derdi olan’ oyunları karşımıza getirmesini dilerim eskiden olduğu gibi.

Tiyatronuz daim olsun!

Kapak fotoğrafı bana aittir. Diğer fotoğraflar Ankara Devlet Tiyatrosu resmi sayfasından alınmıştır.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

FAVORİ YAZILAR