Seyahat ederken iki farklı yeri aynı seyahate eklemeyi seviyorum, bu seferki rotamız birbirinin zıttı iki ülke: güzel doğası – düzensiz yaşamıyla Tayland ve kötü doğası – düzenli yaşamıyla Singapur.

Dolu dolu bir tatil, yeme/içme/yüzme rutinleri dışında daha önce hiç yaşamadığınız enteresan deneyimler için bu ikili rotayı seyahat listenize ekleyin.

Photo-10.02.2017-07-07-24

Singapur inanılmaz düzenli, inanılmaz temiz ve inanılmaz zengin bir ülke. Katar ve Lüksemburg’dan sona dünyanın en zengin üçüncü ülkesi. Zenginliği Orchard Yolu’nda kısa bir gezintiyle etraftaki binalardan bile anlamak mümkün, binaların her biri nerdeyse bir sanat eseri ve çoğunda devasa ağaç temaları hakim.

1965’te Malezya’dan ayrılarak bağımsızlığını ilan eden bu şehir-ülkede yaşayan 5.5 milyon insanın 2 milyonu expat. Hiçbir doğal kaynağı olmayan Singapur yarı demokratik sistemiyle de dünya için bir tez konusu. Hayat yabancılar için pahalı ama hükümet yerlilerin çoğu ihtiyacını kolaylaştırıyor, mesela yeni evli çiftlerin ev kredilerinin %85’i devlet tarafından ödeniyor. Yerel ve daha az eğitimli halk, lokaller için kurulmuş ucuz lokantalarda yemek hazırlayarak geçimini sağlayabiliyor, daha ağır işlerde ise Hintliler veya Malezyalılar çalışıyor. Her dinden, her milletten insanın huzur içinde yaşadığı bir ülke Singapur, aynı huzuru kendi ülkem için de en kısa zamanda diliyorum.

Singapur Milli Müzesi’ne gidip 50 yıl öncesi/bugün/50 yıl sonrasını görmek şart. Bugünden 50 yıl sonrası için vizyon üretebilmek anı yaşayan politikacılar için güç olsa da Singapur yönetimi bunu başarmış ve ülke refahının bununla bağlantısı çok yüksek. Eh yine darısı başımıza.

Gelelim Singapur’da yapılacaklara:

Gece Safarisi listeye ilk sıradan girmeli. Yağmur ormanlarında gece yürüyüşü şeklinde farklı bölgelerin farklı hayvanlarını doğal bariyerlerle ayrılmış doğal yaşam alanları benzerlerinde gözlemleyebildiğiniz değişik bir aktivite. Himalaya, Afrika ve Asya’dan onlarca farklı hayvan etrafa dağılmış durumda, zebralar, ceylanlar, aslanlar, ayılar. Mesela sırtlanlar bir tepede turluyorlar, sizinle aralarında sadece küçük bir dere var, ‘ya suyu geçmeye kalkarsa’ diye bir ürpertiyle izliyorsunuz sizi süzüşlerini. Daha yırtıcı olan ve doğal bariyerle zapt edilemeyecek leopar, kaplan gibi türler ise mecburen camekanlarla ziyaretçilerden ayrılıyor. Burada zebralarla ilgili çok tartışılan bir konuya açıklık getirmek istiyorum: zebralar siyah üzerine beyaz çizgililer :)

 Photo-5.02.2017-10-02-29

Şehir-ülkedeki ikinci güzellik ise Körfezdeki Bahçeler (Gardens by the Bay) ve içerisindeki dikey bitkilendirilmiş, geceleri ışık şovlarına sahne olan devasa ağaçlar (skytrees). Ağaçların arasındaki köprüde gezinip fotoğraf çekebiliyorsunuz. Bir tarafınızda değişik mimarisi ve tepesindeki havuzuyla Marina Bay Sands Oteli, bir tarafınızda Singapur dönme dolabı, diğer yanda ise Botanik bahçeleri. Tam bir görsel şölen. Botanik bahçeleri harika mimarilerinin içinde iki farklı seradan oluşuyor: yağmur ormanları ve çiçek bahçeleri. Çiçek bahçeleri dediysek dünyanın 150 ülkesinden yüzlerce çeşit çiçek. Singapur yerlilerine Akdeniz bitki örtüsünün değişik geldiğini, bir taksi şoförünün ‘içerde zeytin ağacı bile var’ deyişinden anlıyoruz.

Photo 21.03.2017 23 38 21

Marina Bay Sands Hotel’in tepesindeki havuz artık sadece otel müşterilerine açık ve yüksek sezon için aylar öncesinden rezervasyon gerekiyor. Biz yer bulamadığımız için skybar’ını denedik, Singapur’a gelip minimum 3 skybar denemeden gitmek turistliğin şanına yakışmaz. Swiss Equinox, 1Raffles 1-Altitude ve Marina Bay Sands Ce La Vi’de eğlendik. Ion Orchard’ın tepesindeki gözlem noktasına çıktık ama Salt by Luke Mangan’a terliklerimiz sebebiyle giremedik. Oysa Paradise Dynasty’de yediğimiz harika yemek sonrası Salt’ta chocolat’ini içmemiz tavsiye edilmişti. Bir dahaki sefere artık.

Photo 4.02.2017 20 40 05

Biz Pkuhet’e devam edeceğimiz için oteli havaalanına yakın bir iş merkezinden seçtik ve sürekli taksi kullanmak biraz maliyetli oldu ama yine de otelimiz çok iyiydi. Gelirseniz ve şehirde kalmak istemezseniz Capri by Fraser Otel’i öneririm. Şehir içinde metro iyi fakat dışarıya doğru açıldıkça seyahat süresini kısaltmak adına taksi daha mantıklı oluyor, 35-40 dakikalık yolculuklara 15$ civarı ödüyorsunuz ki aslında kilometre başı düşünürseniz taksiler ucuz. Alışveriş yapmak isterseniz de Capri Otel’in yanındaki Changi City outlet merkezini önerebilirim.

Bizim Nevizade tadında sokaklara taşan masalarıyla Chinatown gece gezmeleri için ideal, Operations Dagger’a diye yola çıkıp Pazar akşamı olduğundan Employees Only‘de kendimizi bulduğumuz gecede kokteyl manyağı oluyoruz. Singapur’un son dönem gözde mekanlarından Employees Only.

Ertesi sabah erkenden Phuket’e uçuş var, adanın kuzeydoğusunda curcunadan uzak, masaj gurusu Anantara’da kalıyoruz. Phuket’in gel-gitleri çok değişik, denizi her gün aynı saatte bıraktığınız yerde bulmak imkansız, bazen havlu serip iki adımda ulaştığınız suya, bazen dakikalarca yürümeniz gerekebiliyor. Kum inanılmaz beyaz değil bu yüzden de turkuaz denizi diğer minik adalarda bulabiliyorsunuz.

Anantara’nın içinde Ferit Şahenk’in suşi restaurantı Zuma’ya rastlayınca yaşadığımız sevincimizi görmeniz lazım.

Photo-7.02.2017-12-23-35

Otelde deniz, masaj ve sonrasında yeşillikler içindeki infinity pool’da yeterince rahatlayınca Tayland’ın kaotik gece hayatı için hazır hale geliyorsunuz. Patong eğlencenin merkezi, İstiklal Caddesi’ndeki tüm binaların giriş katlarının bar olduğunu ve hepsinde canlı müzik/dansçı kızlar olduğunu hayal edin. Binalar daha kısa ve daha çirkin tabii ama erkek yoğun kalabalık açısından çok benzerler. Ben oldum olası bu tarz yerlerde rahatsız hissederim, burada da yine biraz geriliyorum, çok fazla gürültü, çok fazla kaos ve aşırı kalabalık bana pek hitap etmiyor açıkcası :/

Tayland’da ‘denizler halkındır’ sloganıyla tüm beş yıldızlı oteller uzun plajların arkasında kendi bahçeleri içinde ama özel plajları yok. Kata ve Karon plajları bunun en iyi örnekleri, otelinizden çıkıp, biraz yürüyüp araç trafiğinin içinden geçip kalabalık halk plajlarında yüzüyorsunuz.

Sadece koy kapatabilen otellerin özel sakin plajları var ki Anantara’yı bu nedenle de öneririm. Sağdaki kayalıklar ve soldaki küçük nehir oteli dış dünyadan ayıran doğal bariyerler. Koyun önündeki minik ada ve sağdaki kayalıkların üzerinden batan güneş manzarayı da eşsizleştiriyor.

Photo-7.02.2017-14-37-52

Phuket’e gelip Phi Phi ve James Bond adaları turu yapmadan dönülemez. Bize otelimiz ALP’den (Andaman Leisure Phuket) konforlu turlar ayarladı ve çok memnun kaldık. İki gün iki ayrı tura katılmak çok anlamlı değil, size bir gece konaklamalı tek tur yapmanızı tavsiye ediyorum, asıl otelinizde eşyalarınız dursun, iki günlük minik bir çantayla çıkın ve daha erken saatlerde diğer turistler doluşmadan manzaranın tadını çıkarabileceğiniz adalara ulaşın.

Görmeniz gereken adalardan ilki Phi Phi Adası, Phuket nasıl Puket diye okunuyorsa bu da Pi Pi olarak okunuyor, bilginize. Ada gerçekten Yunan harfi Pi’ye benziyor, bir tarafına çok sayıda turist teknesinin yanaştığı, diğer tarafında ise turkuaz denizde keyif yapabildiğiniz ince uzun çift taraflı sahil Pi’nin gövdesini oluşturuyor. Tur sabah diğer turistler basmadan ulaşabilmek için epey erken saatte Leonardo di Caprio’nun gençlik filmi The Beach‘in çekildiği Maya Koyu ile başlıyor, ama ne kadar erken giderseniz gidin hep turist dolu Maya Bay. Tam bir doğa harikası ama bırakın fotoğraf çekerken güzel görüntü yakalamayı, neredeyse izlerken bile sadece insan gördüğünüz anlar oluyor.  İkinci durak Phi Lay Lagünü‘nde yüzme ve Viking Mağarası‘nda şnorkel, fakat şnorkel alanı geçen seneki tsunamiden epey zarar görmüş, devasa dalgalar mercanları hırpalamış, bir de tabi Boracay seyahatimizin üzerinden henüz bir yıl bile geçmemiş ve anılar bu kadar canlıyken Phuket’in pek şansı yok, kıyas kabul etmez sualtı güzelliği konusunda…

Maymun Adası‘nda bir-iki fotoğraf çekip  öğle yemeği ve kısa bir yüzme molası için Phi Phi Adası’na gidiyoruz. Son durak Bambu Adası, turkuaz deniz-beyaz kum ikilisi burada da harika.

Photo-8.02.2017-09-34-57

Ertesi gün Phang Nga Koyu‘ndaki James Bond Adası‘na gidiyoruz,  yani üstü geniş alta doğru daralan Thai dilinde tırnak anlamına gelen Koh Tapu’ya (Tapu Adası). Başta ‘acaba gerek var mıydı? Otelde masaj falan mı yaptırsaydık?’ derken kanolarla daracık mağaralardan geçip çıktığımız lagünler bir anda olayı tamamen değiştiriyor, Phi Phi Adası turundan çok daha etkileyici bir turla karşı karşıyayız. Klostrofobik insanların kesinlikle denememesi gereken bu kano sürüşünde, 180 derece sırt üstü kanoya yattığımız bir  anda burnumla mağaranın tavanı arasında sanırım beş parmaklık mesafe ya vardı ya yoktu.

Photo-9.02.2017-09-23-31

Öğle yemeği Endonezyalı Müslüman deniz çingenelerinin yüzen köyü Koh Pannyi‘de yenilip başka bir minik adaya yüzmeye gidiliyor.

James Bond Adası’na gitmeden James Bond serisinden The Man with the Golden Gun‘ı izlemeyi unutmayın ve tabii Maya Bay öncesinde de The Beach‘i.

Photo 21.03.2017 23 35 50

Phuket’ten ayrılmadan önce mutlaka yapmanız gereken şeylerden biri Büyük Budha’ya çıkmak ve yol üstündeki fil turuna katılmaksa diğeri de Tiger Kingdom’da kaplan sevmek, bu tabii biraz deli cesareti istiyor, bebekten devasaya kadar boy boy kaplan arasından ben bebekten korkup vazgeçerken deli Fufu devasa kaplanın yanına girip poz veriyor, hayvanın bir pençesi Fufu’nun kafası, hayvanın kafası Fufu’nun gövdesi kadar resmen.

Photo 21.03.2017 23 35 55

Renkli evleriyle Thalang Yolu ve sayısız Thai tapınağı da görmek isteyebileceğiniz diğer yerler.

Sonuç olarak dolu dolu bir tatil, yeme/içme/yüzme rutinleri dışında daha önce hiç yaşamadığınız enteresan deneyimler için bu ikili rotayı seyahat listenize ekleyin.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN