2018 yazında iki haftalık Temmuz tatilimizi Sorrento ve Sardinya şeklinde planladık. Bir hafta Sorrento’yu merkez üssü gezip etraftaki sevimli kasabalarda dolandık, bir hafta da Sardinya’nın muhteşem denizlerinde yüzüp güneşlendik. Nelere gittik, neler yedik, hepsini sizin için anlattım!

Öncelikle, tatilimizin Sorrento bölümünü yazın değil de baharda yapsaymışız diye düşünmekten kendimizi alamadığımızı söyleyerek başlamak istiyorum. Çünkü Sorrento dışındaki kasabaların (Amalfi-Positano) denizi “kesinlikle yüzülmesi gereken yerler”den değil; çakıl taşlı kumsal, turkuaz olmayan deniz, aşırı kalabalık ve sıcak çok hoş kombinasyonlar oluşturmuyor açıkçası. Peki nereleri gezebilirsiniz?

Sorrento’da Gezilecek Yerler

 

View this post on Instagram

 

A post shared by Le Sirenuse (@lesirenuse) on

Amalfi’nin Katedrali’nin önündeki küçük meydanı ve ara sokakları buranın denizinden çok daha sevimli buldum. Positano’nun dik yokuşları ve virajlı yolları ise ne kiralık arabayla gelmek için, ne de otobüs yolculukları için uygun. Vespa kiralayıp gelmek veya feribotla ulaşım sağlamak en mantıklı çözümler, yalnız dönüş feribotları erken bitiyor, dikkat edin. Positano’da otel ve restoranların terasları, gizli bahçeleri muhteşem. La Sirenuse’da ise yemek için aylar öncesinden rezervasyon yapmanız şart. Palazzo Murat’ın bahçesinde kahve veya şampanya içmek her an mümkün ve tavsiye edilir!

Yeşil sarı kubbelerin eşliğinde Praiano ve ya Atrani plajlarını, viyadük altı minik Fiordo di Furore koyunu ve dağ kasabası Ravello’yu da listenize eklemelisiniz.

Pompei’de MS 1.yüzyılda kurulan şehrin ihtişamını, lavlardan arda kalan kalıntıları görecek ve şehrin yok oluşu hakkındaki efsaneleri öğreneceksiniz. Bana sorarsanız, bir gününüzü de Capri’den bot kiralayıp adanın etrafında gezerek ve yüzerek geçirin. Anacapri’nin pek bir özelliği yok,  JK Otel’in terasını ve Il Richio’yi deneyebilirsiniz. Karadan denize girmek de keyifli değil, ada çok dik yamaçlı olduğu için çok koy da yok ama turkuaz su bulabildiğiniz birkaç nokta var, botla oraları hedefleyin derim. Daha önce benzer bir şey görmediyseniz mavi mağara Blue Grotto’ya gidebilirsiniz, biz Meis’te deneyimlediğimiz için pas geçtik.

Civar kasabaları bitirdiysek Sorrento hem baharda, hem yazın gidebileceğiniz bir yer. Dimdik kayalardan asansörle indiğiniz sahilde yan yana sıralı beach club’lardan birini seçebilirsiniz, biz Marameo’yu seçtik ve pişman olmadık. Vezüv Yanardağı manzaralı Aperol Spiritz’lerimizi yudumlayıp turkuaz suyunda keyifle yüzdük.

Otel seçimi de kritik, kaldığımız oteli kesinlikle tavsiye ediyorum: La Piazzetta Guesthouse. Vespa kiralarsanız belki avluyu kullanmanıza da izin verebilirler, araba kiralarsanız anlaşmalı otoparkta günlük 15 Euro ödüyorsunuz.

Sorrento’nun kendisi minicik olduğundan araca ihtiyaç duymuyorsunuz. En uzun yürüyüş balıkçı köyüne 10 dakika sürüyor. Gün batımlarında ve akşam yemeklerinde oldukça keyifli bir yer olduğunu söyleyebilirim. Köydeki Soul & Fish’te, yemek öncesi Grand Hotel Continental’in roof’unda Aperol eşliğinde gün batımını izleyebilir veya banket kıyısına dizilen turistlerle birlikte Villa Cafe’de takılabilirsiniz.

Akşam yemeklerinde biz Pizzeria Aurora, Mo-mo ve Fufu’nun doğum günü yemeği için de bahçesi ve mandolincisiyle ayrışan L’antica Trattoria’yı tercih ettik. Son olarak da tabi ki Sorrento deyince akla ilk gelen Limoncello’yu denemek için Limonoro‘yu önerebilirim. Meloncello, fıstık likörü gibi ürün çeşitlendirmeleri de denemeye değer.

Sıra geldi Sardinya’ya…

Gelelim cennetten bir parça Sardinya’ya! Her koyunda mavinin başka tonunu, her kasabasında ayrı sevimli meydanları bulacağınız Sardinya’ya…

Sardinya Adası, Sicilya’dan sonra Akdeniz’in ikinci en büyük adası. Kıbrıs’tan bile büyük ve bu nedenle üç havalimanına sahip. Napoli’den direkt uçalım diye adanın güneyindeki Elmas Havaalanı’na bilet aldık, aktarmada harcayacağımız zamanda araba kiralarız, road trip yaparız dedik ama sağolsun Alitalia Napoli’den uçuşumuzu aktarmalıya çevirdi, üstüne bir de 2-3 saat yolla bütün günümüz yollarda geçti.

Otelimizi adanın kuzey plajlarını gezebilmek amacıyla kuzeydoğudaki Olbia kasabasından seçmiştik. Tüm kasabaları ve plajları tek gezide bitirebilmek imkansız, bu yüzden seçici olmanız lazım! Adanın güneyinde de inanılmaz plajlar var ama biz onları bir sonraki seyahate bıraktık. Birinci günün yol yorgunluğu ardından ilk seçimimiz Olbia’ya yakın Porto Istana plajı oldu, turkuaz deniziyle tüm yorgunluğumuzu sildi. Akşam yemeğimizi Porto Cerva’daki Clipper‘da yedikten sonra yeni açılan Cavalli barına uğradık fakat Fufu’nun şortu yüzünden giremeden döndük. İtalyan zamparalığı şort giymemeyi gerektiriyormuş, öğrendik!

İkinci gün adanın kuzeybatısındaki La Pelosa-Stintino’yu hedefledik, yolda Sardinya’ya özgü Culurgiones makarnası yemek için Ristorante Valentina’da durduk. Az sonra gireceğimiz lacivert suyun manzarasıyla hamurun dibine vurduk!

Solunuzda bir kale ve suyun altında yeşilden maviye, sonra da laciverte doğru kademe kademe izlediğiniz bir görüntü düşünün. Çıkıp çıkıp tekrar daldık suya, degradeyi zihnimize kazımak için. Tüm seyahatin doruk noktası bu plajdı diyebilirim. Akşamımızı Alghero kasabasını turlayarak geçirdik, yemeğimizi de sevgili @xnilksen’in önerdiği La Botteghina’nin terasında yedik.

Bir sonraki durağımız Cala Brandinchi oldu, koruma altındaki bu doğa harikalarında yüzünce insan kendini ayrıcalıklı hissediyor! Akşam yemeğimizi dönüş yolumuzdaki Il Portolana’da pizza-makarna-yerel şarap üçlüsüyle süsledik. Olbia sokaklarını turladığımız gecede My Soul’da Aperol Spiritz’leri içmeden de yatmayalım dedik. Bu arada adadaki tüm restoranlarda sadece yerel şarap ve yerel zeytinyağı bulunduğunu, adada da sayısız üzüm bağı ve zeytinlik olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.

Ertesi gün Cala Coticcio’ya gitmeye çalışırken, kendimizi Cala Napolatena’da bulduk. Cala Coticcio için Sardinya’nın Palau koyundan feribotla La Maddelena’ya geçmeniz, sonrasında da Cunda gibi bir köprüyle bağlı Caprera’ya geçmeniz gerekiyor. Yolun bir noktasında arabayı bırakıp yürümeye hazır olun, fakat Cala Coticcio için trekking ayakkabınız olması gerekiyor, terlikle yürünmesi çok zor bir parkur. Nitekim bir gece önce otelde tanıştığımız çift terlikle gitmeye kalktıkları için başlarına gelenleri anlatmışlardı, biz bunlara razı olup inmeye kalksak bile araba yolunun bittiği yerde bekleyen görevli tarafından geri çevrilecektik! Görevli bize nispeten daha kolay yürüyebileceğimiz Cala Napoletana’yı önerdi, yarım saatlik bir doğa yürüyüşü sonunda minik koya ulaştık.

Birkaç saat suyun tadını çıkardıktan sonra akşamüstü yemeğimizi takımadalar manzaralı La Gritta’da yedik. Yemek de, manzara da harikaydı. Takımadaları tekne ile turlamanızı öneririm, böylece tek koya bağlı kalmaz, birçok farklı noktada farklı turkuaz tonlarında yüzebilirsiniz. Son günümüzde de Marinella Körfezi’nde yüzdükten sonra arabayı teslim edip Napoli’ye uçmak için 2.5 saatlik araba yolculuğumuzu yaptık. Napoli’de geceyi geçirip ertesi sabah yurdumuza döndük.

Son olarak, adanın güneyine de vakit ayırabilecekler için gözüme çarpan ve önerilen plajları da şuraya bırakayım: Cala mariolu (cala dei gabbiani), Arbatax, Costa rei, Spiaggia di Punta molentis, Spiaggia di porto guinco.

Şimdiden iyi tatiller!

 

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN