Mart 2019’da gideceğim tatil rotasını belirlerken rahatlığın, gevşemenin, sakinliğin, eğlencenin, popülaritenin peşinde değildim. Bu kez elimdeki kameranın vizörüne ne düşürebileceğimi düşündüm  ve ışığın peşine düşerek kendimi Sri Lanka yollarında buldum. 

Sigiriya Tepesi, Sri Lanka
Sigiriya Tepesi, Sri Lanka | Fotoğraf: Deniz Cengiz

10 günümüz vardı ve annem de yol arkadaşım olmaya karar verdi. Ne harika değil mi? Ayrıca diğer yol arkadaşlarımdan bahsetmem gerekirse; ikinci el aldığım Canon 5D Mark iii, Lumix GX9 ve Susan Sontag‘in Fotoğraf Üzerine kitabı…

“Fotoğraflar yoluyla gerçekliği onaylama ve deneyimi arttırma ihtiyacı, bugün herkesin bağımlısı olduğu estetik bir tüketiciliktir.” –Susan Sontag

Üzerinde tek tek uğraştığım 10 günlük rotamın tek pişmanlığını ilk iki gün yaşadım. Sri Lanka yolculuğumuza uluslararası havalimanı olan Negombo’dan başlamak yerine, önce Colombo’yu gezeriz diye düşündüğüm için başkente geçtik. Fakat dopdolu Sri Lanka’da sıkılabileceğiniz tek yer başkent…

Sri Lanka

Başkent Colombo  Konum

Rotanızı Colombo’ya çevirmeye çalışmanızı önermemekle birlikte şehrin en uğrak yerinin Gangaramaya Tapınağı olduğunu söylemeliyim. Tapınağın bahçesindeki doku, çiçekler, heykeller, duvar gravürleri ve nilüferler ile çok zengin. Kafanızı çevirdiğiniz her yere makinenizi doğrultma isteği duyabilirsiniz. Ayakkabılarınızı çıkarıp içeri girdiğinizde dev bir Buddha ile karşılaşıyorsunuz. Buddha’nın önünde insanlar içsel yolculuklarını yapıyorlar. Sanki duvarın içinden çıkıp gelen bir sürü heykel var ve hepsi renkli. Alışılmışın dışında boyutlarda bir heykel ve önünde minyatür insanlar… Kim girse içeri, herkesin göreceği ve çekmek isteyeceği bir kare. Fakat bir şey beni tutuyor, çekmiyorum. İnsanların içsel yolculuk ve maneviyatları için geldiği bu sessizliğin içinde bir deklanşör sesi olmak istemiyorum. 

Sri Lanka’da gezmenin en kolay yolu bir araba ve şöför kiralamak. Bu adada yapılan tatilin en keyifli yanlarından biri olduğunu düşünüyorum. Sadece araba kiralar, sürücü koltuğuna da ben otururum derseniz eğer neredeyse tüm ülkede tek gidiş gelişli şeritlerde yorgun düşersiniz benden söylemesi. 10 günlük seyahatim için, araba ve şöföre toplamda 500 Dolar harcadım, bence makul bir fiyat. 

Balık Şehri: Negombo Konum

Negombo’da Balık Kurutanlar, Sri Lanka
Negombo’da Balık Kurutanlar, Sri Lanka | Fotoğraf: Deniz Cengiz 

Negombo’ya doğru gideceğimiz gün tanıştık şöförümüzle. Bütün yolculuğu birlikte yapacağız ne de olsa diyerek kendisine bir take away kahve aldım ve çıktık yola. 

Colombo’dan sahil şeridinde kuzeye doğru gittik ve Negombo’ya ulaştık. Buraya gelmek istememin nedeni; balık tutmak, satmak ve kurutmak üzerine olan bir şehirde yakalayabileceğim, farklı bir kültürün kokusunu alabileceğim karelerdi. İnternette gördüğüm bir fotoğrafta balıkçılıkta kullandıkları bazı teknelerin çok eski olduğunu hatta korsan gemisine benzediğini fark ettim. Onlardan en az birini kıyıda görmek umuduyla gittiğim kasabadaysa payıma başka şeyler düştü. Önce gürültülü bir mekan olan balık pazarını gezdim, rengarenk balıkçı teknelerinin olduğu bir köprüden geçtim ve ardından arabayı deniz kenarında park ettik. Arabadan indim, makinem elimde, kumların tamamen balıklarla kaplı olduğu bir yerde yürümeye başladım. Ucu gözükmeyen bir düzende,  tüm balıkları ikiye ayırıp kurutmak için dizmişlerdi. Fotoğraf için ışık harika değildi çünkü öğlen güneşine denk gelmiştik. Kıyıya doğru ilerledikçe balık kokusu arttı. Denizin kumla buluştuğu yere geldiğimde her yerde balık kafası vardı -temizlenmiş balıkların artıkları- ve çığlık çığlığa bir sürü karga tepelerinde dolaşıyordu. Kıyıdaki kokuya dayanmak çok güçtü. Tekrar arabaya doğru yürüdüm, bu kez gülümseyen insanları ve yaptıkları işleri kadrajıma alarak… Kolundaki haç dövmesini gösteren bir adam bana yaklaşıp katolik olup olmadığımı sordu. Halbuki ne fark ederdi?

Fillerin Banyosu ve Dambulla Mağaraları Konum

Pinnawala Fil Yetimhanesi, Sri Lanka
Pinnawala Fil Yetimhanesi, Sri Lanka | Fotoğraf: Deniz Cengiz

Yoğun güneş ışığından ve kokudan dolayı kendimizi hızla arabaya attık. Düşünceli şöförümüz arabayı soğutmuştu çoktan. Çizdiğim rotaya göre sırada Dambulla Mağaraları vardı fakat Prem’in -şöförümüzün adı- yönlendirmesiyle önce yol üzerindeki Pinnawala Fil Yetimhanesi’ne uğradık. Sıcak hala etkisini kaybetmediği için parkın üst kısmında gezmek beni ve annemi zorladı ve ayrıca fotoğraf çekmek konusunda hevesimi de kaçırdı; ta ki parkın alt kısmındaki eğlenceli olaya tanıklık edene kadar. Üst tarafta fillerin yaşam alanları bulunuyor, buranın 1 kilometre aşağısında ise büyük bir sulak alan var ve filler her gün burada duş alıyorlar. Bakıcıları onları park alanından aşağı getiriyor. Dükkanların arasından yürüyen bir fil kolonisini hayal edin… Kolay değil biliyorum. Suyun içinde ise tam bir çocuğa dönüşüyor kocaman filler. Devasa bünyelerini dizlerine gelen suya sokabilmek için yatıyorlar hemen. Suyun ardı alabildiğine yeşillik, suyun önü fillerin eğlenceli duşunu hayranlıkla izleyen insanlarla dolu. Büyük resmi görerek, bir tık geriden çekiyorum fotoğraflarını. 

Günün sonunda Sigiriya Bölgesi’nde olacaktık fakat ondan önce son durağımız olan Dambulla Mağaraları’na gittik. 400’den fazla dik basamak çıkacağımızı bilseydik büyük ihtimalle ertesi güne bırakırdık. Bu mağaralarda 2000 yıl öncesinden kalma 150’den fazla heykel ve duvar resimlerinin olduğu 5 mağara yaklaşık 160 metre yükseklikte konumlanıyor. Bölgeye dair tüm sayıları verdikten sonra genelde mağara içlerinin de tamamen karanlık olduğunu söylememe gerek var mı bilmiyorum. İçeride bir aydınlatma da olmadığını da görünce küçük çaplı bir hayal kırıklığı yaşadım. Fotoğraf çekmeyi geçtim, varolanları kendim de net olarak görebilmiş değilim. Dolayısıyla mağaranın içindeki bu kültürel zenginliği fotoğraflamak isterseniz bitmek bilmeyen basamaklardan bir tripodla birlikte çıkmanız gerektiğini söyleyebilirim.

Sigiriya Tepesi / Aslan Kayası    Konum

Sigiriya Tepesi, Sri Lanka
Sigiriya Tepesi, Sri Lanka | Fotoğraf: Deniz Cengiz

Bir sonraki gün yorgunluğumuzu unutturacak bir Sri Lanka sabahına uyandık. Puslu, sisli, nemli ve hafif serin, yemyeşil, kuş sesleriyle birlikte… Alarm 6’da çaldı. Hazırlanıp rotamızın en heyecan verici noktasına doğru yola çıktık: Sigiriya Tepesi!

Millattan Sonra 477-495’te yaşamış Kral Kashyapa’nın krallığını kurduğu bir bölge burası. Kral, başkent olarak da Sigiriya Tepesi‘ni seçmiş. 200 metre yükseklikteki tepenin basamak sayısı bini geçince ben de saymayı bıraktım. Sabah serinliğinde ve ışığında gelmek, bu tepeye daha sağlıklı çıkmak ve keyifli fotoğraflar çekmek için en iyi tercih diyebilirim. Aslan Kayası olarak da bilinen tepeye aslan şeklinde büyük bir giriş inşa edilmiş. Geçen yüzyıllardan sonra aslandan geriye sadece pençeleri kalmış durumda. Bu bölgede drone ile çekilmiş fotoğraf ve videolar gerçekten etkileyici gözüküyor. Krallık tepenin en üstüne konumlandırıldığı için en güzel görüntü de kuş bakışı elde ediliyor. 

Tepeye çıkarken küçüklü büyüklü, farklı şekillerde birçok kaya ve taş görmeniz mümkün. İki kayanın birbirine yaslandığı ve aralarında doğal olarak bir geçit oluşturdukları yer doğanın da kendi başına kapı inşa edebildiğinin bir kanıtı gibi duruyor.

Sigiriya Tepesi, Sri Lanka
Sigiriya Tepesi, Sri Lanka | Fotoğraf: Deniz Cengiz

Tepeye çıkmanın basit bir şey olduğunu söyleyemem, şahsen beni zorladı hatta annemi düşünemiyorum bile. Varınca güneşle baş başa kalmak da cabası. Fakat iki bin yıl öncesine ait bir şehrin kalıntıları içinde olmak harika bir duyguydu. 

Polonnaruwa   Konum

Tepeden aşağı indikten sonra tüm enerjinizi kaybettiğinizi bilen yerliler taze meyve suyu tezgahını kurmuşlar, dolayısıyla bir ananas-portakala hayır diyemiyorsunuz. Ananas demişken, Sri Lanka’nın harika ananasları var; bizdekiler kadar şekerli tadı yok ve elma boyutunda olanlar mevcut. O kadar harikalar ki ben çok ananas tükettiğim için alerji oldum. 

Polonnaruwa
Polonnaruwa | Fotoğraf: Deniz Cengiz

Polonnaruwa’da kaldığımız otel cennetten bir köşe gibiydi. Bahçesi, havuzu, sessizliği, oda tasarımı, pencereden görünen manzarası… Her şey dahil gayet makul bir fiyata kaldık. Çok güzel dinlendik ve sabah otelden ayrılmadan bahçesinde göle karşı birkaç fotoğraf çekildik. Annem de benim fotoğrafla ilgili çabamı anlamış olacak ki harika bir fotoğrafımı çekti. Bu fotoğraf karesi tam olarak nasıl dingin bir sabaha uyandığımızın göstergesi oldu.

Gece hava temizleniyor ve gün yeni ışımaya başladığında size çok net bir sahne sunuyor, bu yüzden erken kalkan yol alır mantığıyla sabahın o dingin saatlerinde çekim yapmak en keyifli zamanlardan biri oluyor.

“Fotoğraf makinelerinin icadından bu yana garip bir kahramanlık var dünyada: görmenin kahramanlığı. ” – Susan Sontag 

Otelimizden çıkıp Sri Lanka’nın tarihinde ikinci başkent olan Polonnaruwa’ya giderken yolda bizi bir sürpriz bekliyordu: Ormandan çıkıp gelen bir fil. Tüm arabalar durdu, herkes meraklı gözlerle filin yol kenarındaki otları yemesini izledi. Tek bir korna sesi olmadı, herkes o anın büyüsündeydi. Vegan yaşam tarzından dolayı hayvanları bizim tercih ettiğimiz kapalı yerlerde görmekten ziyade doğasında görebilme şansına eriştiğim için çok mutlu oldum. Yolculuğumun son günlerde bir başka dev hayvanı habitatında görme şansım da olacaktı fakat ben bunu henüz bilmiyordum.

Polonnaruwa Arkeolojik Bölgesi Konum

993 yılından kalma –inanılır gibi değil– kalıntılar arasında dolaşmaya başladık. Geniş bir arkeolojik bölge olan Polonnaruwa şehrinde yüzlerce tarihi yapı, tapınak, heykel ve stupa bulunuyor. Bu bölgede gezerken ve özellikle fotoğraf çekerken bazı uyarılara maruz kaldık. Örneğin tüm stupalara yalın ayak yaklaşmak gerekiyor, yani bütün gün güneş almış bir zeminde yalın ayak yürümeniz bekleniyor ki çoğunlukla bunu yapamadım, bu nedenle stupa fotoğraflarım hep uzaktan bir kadraja sahip. Ayrıca Buddha’nın fotoğrafını herhangi bir insanla çekmek konusunda da yasakları var. Kuralı tam anlayamayınca görevliye sordum, sadece Buddha’nın fotoğrafını çekebileceğimi fakat önünde bir insanla birlikte çekemeyeceğimi çünkü böyle olursa Buddha’nın geri planda kaldığını söyledi. İnanç olarak da Buddha’ya arkamızı dönmemizi tasvip etmediklerini öğrendim; poz verirken veya sadece dikilirken bile…

Polonnaruwa Arkeolojik Bölgesi
Polonnaruwa Arkeolojik Bölgesi | Fotoğraf: Deniz Cengiz @dnztpkn

En çok etkilendiğim yer Parakramabahu Bölgesi oldu. Tüm arkeolojik yerlerde gördüğüm yaprakları süpüren işçilerden burada da vardı ve Kraliyet Sarayı harabesini bu işçiyle birlikte çektim. Önce izledim uzun uzun. Farketmedi izlediğimi. Çok düşünceliydi, onu saran arkeolojik kalıntılarla bir bağı yok gibiydi. Bir derdi vardı, süpürse de geçmeyen… Sonra onu izlediğimi fark etti, durdu, arkasını döndü ve süpürgesiyle harabeye doğru ilerledi. Ve deklanşör!

“Fotoğraf ahlaki sınırları ve toplumsal engelleri yok ederek fotoğrafçıyı fotoğrafı çekilen insanlara karşı her türlü sorumluluktan kurtaran bir pasaporttu.”  -Susan Sontag, Fotoğraf Üzerine

Güneye İnmeye Başlıyoruz  Konum

Diş Tapınağı, Kandy
Diş Tapınağı, Kandy | Fotoğraf: Deniz Cengiz

Rotamızda kuzeye gidişin böylece sonuna geldik ve güneye doğru inmeye başladık. İlk durağımız Kandy’di. Adanın ortalarına doğru havası suyu kültürü farklılaşmaya başladı. Bizim Doğu Ekspresimiz gibi Sri Lanka’nın da ünlü treni Kandy’den geçiyor. En çok kullanıldığı bölgeyse Kandy’den Ella’ya… Araba kiraladığımız için trene binmedik fakat treni de görmeden gitmedik.

Yalın ayaklı küçük kız çocuklarının fotoğrafını Diş Tapınağı olarak bilinen The Temple of Tooth‘ta çektim. Yalın ayak duruyorlar çünkü tapınağın bahçesinde de ayakkabı giymek yasak. Fotoğrafı çekerken ben de yalın ayaktım fakat acı çekiyordum, onlarsa büyük ihtimal alışmışlardı. Geriye böyle tatlı bir kare kaldı; yalın ayaklarıyla ve gülen gözleriyle hatırladığım Seylon çocukları. 

Seylon Çayı    Konum

Nuwara Eliya
Nuwara Eliya | Fotoğraf: Deniz Cengiz

Rotamız güneye döndükten sonra gün içinde aldığımız yol kilometre bazında daha da uzadı. Uzun mesafeler alsak da yemyeşil manzaranın içinden arabayla geçip gitmek, istediğimiz yerde durup fotoğraf çekmek de keyifliydi. Akşam üstü Nuwara Eliya‘ya vardık. Şimdiye kadar gezdiğimiz yerlerden çok farklı olan “küçük İngiltere” ismiyle ünlenmiş bir kasaba ile karşılaştık. İklimi de serin olan bu bölgede çay tarlalarını ve fabrikalarını gezdik. Yeşil çayla siyah çayın farkını, beyaz çayın neden yüksek fiyatlı olduğunu öğrenip tarçın ve hibiscus gibi değişik tür bitkilerin çaylarını tattık. Damron Tea fabrika satış yerinden aldığım çayları bir senedir içtiğimi söyleyebilirim. Ayrıca fabrikada konuştuğumuz işçiler nereli olduğumuzu sordular ve duydukları cevap onları gülümsetti; çay üretimimizden dolayı Türkiye’ye aşinaydılar.

Nine Arch Köprüsü     Konum

Nine Arch Köprüsü
Nine Arch Köprüsü | Fotoğraf: Deniz Cengiz

Nuwara Eliya’da kaldığımız gece bir rota değişikliği yaptım ve güneyde daha çok vakit geçirmek istediğimden yolumuz üzerindeki Ella’da bir gece kalışımızı iptal ettim. Maps.me aplikasyonundan rotaya baktım, yolu 230 kilometre ve yaklaşık 3 saat gösteriyordu. Sabah bizi almak için otele gelen Prem ile düşüncemi paylaştım ve evdeki hesabın çarşıya uymadığını görmüş oldum. Şöyle ki; 230 kilometrelik yolu tek gidiş geliş şeritli olduğu için en az 6 saatte alabileceğimizi söyledi. Biz de yaklaşık bir günümüzü arabada geçirmeyi kabul ederek yola çıktık. Elbette yolda bizi bekleyen güzellikler de vardı ve bunlardan biri de Nine Arch köprüsüydü. Köprüyü görmek için yaklaşık 30 dakika boyunca geneli dik olan yamaçlardan yürüdük, ilerledikçe yeşilliğin içine girdik ve sonunda doğanın ortasında tüm ihtişamıyla duran köprüyü gördük. Bizim gibi bir sürü insan vardı ve herkes trenin geçişini bekliyordu. Tren gelene kadar raylarda fotoğraf çektik. Rayların üzerinde parlayan ışığı her zaman sevmişimdir. Ardından treni rahatça görebileceğim bir yerde kadrajımı ve makinenin ışığını ayarlayıp pusuya yattım. Bir süre sonra siren sesleriyle birlikte bekleyenlerin ıslık ve alkış seslerini duydum. Tren kendisini gösterince de gözden kaybolana kadar seri halde bastım deklanşöre. 

Uzun bir araba yolcuğunun ardından adanın güneyine inmeyi başardık. Yolculuk boyunca bir sonraki gün kalacağımız oteli bir önceki günden ayarladım. Bu kez kalacağımız yere çok dikkatli bakmamış olmalıyım ki kötü bir oda ile karşılaştık ve .çok geç vardığımız için değiştirme imkanımız olmadı. Ama bir sonraki gün deniz manzarası yazarak sattıkları odada pencere bile olmadığını söylediğimde odamızı değiştirip en güzel bungalovlarında bize bir gecelik kalış ayarlayarak güzellik yaptılar.

Mavi Balinayı Okyanusta Görmek

Weligama
Weligama | Fotoğraf: Deniz Cengiz @dnztpkn

Sabah 5’e alarmımızı kurduk ve ben de akşamdan fotoğraf makinemin pilini şarja koydum. Kafamı yastığa koyduğumda yarın gideceğim turda mavi balina göreceğimi hayal ederek uyudum. Dünyanın en büyük canlısını fotoğraflamak değil de görmek hayalini kurmuştum. Aslında bunu sadece o gece hayal etmemiştim. Yılın başlarından beri aklımdaydı… Belki tam da bu nedenle tekneye bindiğim zaman, makineme pilini takmayı unuttuğumu fark ettim. Ah! Nasıl olurdu! Bir kahkaha patlattım orda, bayılıyorum evrenin bu oyunlarına. Aslında çok da üzülmedim pili unuttuğuma. Bu sayede kaygısız endişesiz bir anın içine girdim. Dalgalarda savrulan teknede, insanların arasından zaten çok da fazla görüntüye sahip olamadığımız bir anda balinayı çekmem gerekecekti. Kulağa da hiç keyifli gelmiyor değil mi? Şimdi belki harici diskimde değil ama hafızamda çok güzel bir görüntü var; Hint Okyanusu’nda, kıyıdan 3 saat uzaklıkta, birden kendini bize gösteren dev mavi balina… Eşiyle birlikte suyun yüzeyinde süzülüyor, sonra suya dalıyorlar birlikte. Kocaman kuyrukları yavaşça suya giriyor. Tam 12 dakika sonra tekrar su üstüne çıkıyorlar ve işte kısacık, büyülü bir an.. Bir kez daha göremiyoruz onları. 

Galle Fort   Konum

Galle Fort
Galle Fort | Fotoğraf: Deniz Cengiz

Sri Lanka’nın güneyi deniz-güneş-kum tatili ve sörf için gayet keyifli. Benim en sevdiğim bölgesi Galle Fort oldu. Burası bir kale içi yani şehre girerken de bir kale kapısından giriyorsunuz. Deniz kenarında büyük bir deniz feneri bulunuyor ve akşamüstü insanlar gün batımını izlemeye buraya geliyor. 

Bu bölgede Sri Lanka’nın kendine has kültürünü yaşatan çubuk üzerindeki balıkçılar bulunuyor. Steve McCury’nin 1995 yılında burada fotoğrafladığı balıkçıları hala çubukların üstünde balık tutarken görmek mümkün. Elbette fotoğraf için seçilmiş rotamda onları da ziyaret etmek vardı fakat biraz da turistik tarafından para kazanmak isteyen balıkçılar artık fotoğraf için para talep ediyorlar. 

Galle Fort
Galle Fort| Fotoğraf: Deniz Cengiz

Kadrajdaki geometri bilginizi ortaya çıkarmak için güzel bir fırsat doğrusu; dalgaların içinde çubuklar ve üstünde insanlar her zaman görebileceğiniz bir sahne değil. Ben de biraz heyecanlanmış olabilirim. 

“İnsanları fotoğraflamak, onları hiç bir zaman kendi gözleriyle göremeyecekleri biçimde görerek ve kendi haklarında asla edinemeyecekleri bilgileri elde ederek onlara saygısızlık etmek demektir; fotoğraflamak insanları simgesel olarak sahip olunabilen nesnelere dönüştürür.” – Susan Sontag, Fotoğraf Üzerine 

Annemle ve şöförümüz Prem’le 10 gün geçirdik Sri Lanka’da. Annemin tabletini bir tuktukta unutması ve iki gün sonra bulmamız, yiyemediğimiz yemeğin yarı parasını bize geri vermeye çalışan yerli, işini layıkıyla yapan şöförümüz Prem, yolumuza çıkan fil, leziz ananaslar, Hindistan cevizli pancake’ler, yengeç yuvaları, baharatlı yemekler… Hepsi çok güzel anılar olarak kaldı geriye. 

Uçak havalandığında palmiye cennetine bakarken teşekkür ettim içimden bu deneyim için; pembe gökyüzüne, kadrajıma gülümseyen tüm o insanlara, okyanusun derinliklerinden çıkıp gelen mavi balinaya, benim geçeceğim yolun kenarında otlamayı tercih eden file… Her güzel yerden ayrılırken dediğim gibi “tekrar görüşmek dileğiyle“…

“(…) Ancak fotoğraf makinesi herkesi başka insanların, sonunda da kendi gerçekliğinin içinde bir turist haline getirir.” – Susan Sontag, Fotoğraf Üzerine

Kapak fotoğrafı: Deniz Cengiz

İlginizi çekebilir: Gizem Dereci’den Sri Lanka’da Yaşam – Sisters Away