Substack: Z Kuşağının Dijital Günlüğü
Substack yeni jenerasyonun içinden sessizce yüklesen ve kelimenin tam anlamıyla bağımsız yazarlığın yeniden doğuşu olarak adlandırabileceğimiz aslında çok da yeni olmayan bir blog platformu. Peki Substack nasıl bu kadar sessiz ama hızlı yükseliyor ve Z kuşağı için nasıl bu kadar önemli hale geldi?

Substack yazarı 25 yaşında bir Z Kuşağı olarak, Substack yazmaya ve okumaya başladığımdan beri duygularımı daha iyi anlatabildiğimi ve benimle hemen hemen aynı duyguları paylaşan binlerce insan olduğunu fark ettim. Elbette sadece Z kuşağı yazmıyor ama Substack Z kuşağı için adeta dijital bir günlük, bir rehber. Aile, arkadaşlık, okul, iş, romantik ilişkiler, kayıplar ve daha birçok konu üzerine binlerce deneme bulabileceğini kocaman bir günlük. En önemli özelliği de bu aslında. İç dünyamızı bütün dünyaya açıyor; beğenilme, okunma, eleştirilme korkusu olmadan düşüncelerimizi herkesle paylaşabiliyor olmamız. Kafamızdaki bütün sesleri bir platforma aktarmak aslında bir nevi antidepresan etkisi yaratıyor. Kimseyle oturup konuşamadığınız şeyleri oturup yazmaya başladığınızda sanki içinizden bir zehir akıtıyor gibi hissediyorsunuz. Yazıyı bitirip yayınladığınızda kırıldığınız yerden iyileşiyorsunuz aslında.
Herkesin bize her konu hakkında fikirlerini dayatmaya çalıştığı bir dünyada Substack bir korunak gibi hissettiriyor. Sadece yazmak anlamında değil, sıra okumaya geldiğinde de okuduğunuz birçok yazı sizi ”evde” hissettiriyor. Diyet kolanın kadın bedeni üzerindeki algısından 20’li yaşlarda olmanın nasıl hissettirdiğine, telefonları bir köşeye bırakma istediğinden ”date” kültürünün ne hale geldiğine dair binlerce farklı deneme okuyabilirsiniz. Hiç tanımadığınız birinin 25 yılda öğrendiğim 25 şey yazısını okurken hemen hemen aynı yollardan geçtiğinizi fark edebilirsiniz. Kimse size bir şey dayatmaz, kimse size “ben bunu yaptım çok iyi geldi siz de yapın çok iyi gelecek“ demez. Onun yerine “bu bana çok iyi geldi, arayışta olan varsa aklının bir köşesinde olsun” der. Aklınızdaki soruların cevaplarını bir salı akşamı rastgele bulabilirsiniz mesela Substack’de. Dünyanız aydınlanmış gibi olur. Çünkü yaşadıklarınızı yaşayan binlerce insan vardır ama siz onlarla belki aynı kıtada bile yaşamıyorsunuzdur. Yine de o insan internette bir yerdedir ve yazıyordur. Eğer yeterince bakarsanız bütün o insanları bulabilirsiniz.
Sadece yazmanın ve okumanın yanında Substack size Twitter ve Pinterest’inde bir karışımını sunar. Tweet atar gibi kısa düşüncelerini ve duygularınızı paylaşabilir ya da Pinterest’te olduğu gibi sevdiğiniz kitap alıntılarını postlayabilirsiniz. Sevdiğiniz yazıları repostlayabilir, yeniden alıntılayabilirsiniz. İşte Substack biraz da bu yüzden hızlı büyüyor. Aynı anda aslında birçok sosyal medya platformunu edebiyat çatısı altında yargılanmadan, liçlenmeden, korkmadan kullanılabiliyor.
Aslında kelimenin tam anlamıyla Yevgeni Zamyatin’in ”Gerçek edebiyat güvenilir ve gayretkeş görevliler tarafından değil, ancak aykırı ve asi ruhlular, çılgınlar ve hayalciler tarafından gerçekleştirebilir” sözlerinden fırlamış bir dünya diyebiliriz. Sadece tükettiğimiz bu dünyada gerçek edebiyat tüketmek, bulunmak ve bulmak isteyenlerin var olduğu bir dünya gibi. Eğer kaybolmuş, yalnız, çaresiz hissediyorsanız; ChatGPT ile dertleşmekten bıktıysanız ya da reels kaydırmaya ara verip yeniden nefes almaya ihtiyacınız olduğunu hissediyorsanız burada sizin gibi binlerce insan var. Umarım ruhunuza iyi gelecek olanları bulabilirsiniz. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere, sevgilerimle…
Kapak Fotoğrafı Kaynağı: Bilinmiyor
İlginizi çekebilir: Ceren Muslu’dan Yazı Yazmak

Nisa Sümertekin 









Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!