İstanbul’da yaşamaya başladığımdan bu yana, gözüm sürekli, bir türlü açılmayan Sveti Stefan Kilisesi’nde, yani namıdiğer Demir Kilise’deydi.

2011’de başlayan restorasyon korozyonun beklenenden fazla olması nedeniyle 6 yıl sürmüş. Öyle ki onarılmayan parçalar Viyana’daki Rudolf von Waagner firmasında korunan kalıplardan yeniden dökülmüş, ana kolonlar yenilenmiş.  Zemin çamurlaştığı için kilisenin denize doğru kaymasını önlemek amacıyla 330 beton kazık çakılmış. Restorasyona ait fotoğraflar kilisenin bodrum katında sergileniyor. Arjantin ve Avusturya’daki demir kiliseler artık yok olduğu için dünyadaki tek demir kilise olarak geçiyor kayıtlarda.

İstanbul’da yaşayan Bulgar Cemaati -18. yüzyılda başlayan milliyetçilik akımının da etkisiyle- Rumca yapılan ayinlerden ziyade, kendi dillerinde ibadet edebilmek için bağımsız bir kilise kurmak istemiş. Cemaatin ileri gelenlerinden Samos Prensi Stefan Bogoridi, Sultan Abdülmecit’ten izin alarak Fener’de bulunan kendi konağını kilise olarak bağışlamış. Küçük ahşap kilise 1849 yılında Hristiyan Bulgar Cemaatine kapılarını açmış ve prensin adını andıran, ilk Hristiyan şehit Aziz Stefan adı ile kutsanmış.

İstanbul’daki birçok tarihi yapının kaderinde olduğu gibi bu kilise de yangında hasar görmüş. Fener Rum Patriğini tanımadığını ilan eden Bulgarlar, Patrik tarafından aforoz da edilince daha büyük ve kalıcı bir kilise kurmayı planlamışlar. Ermeni Mimar Hovsep Aznavur’un çizimi -ki kendisi Beyoğlu’ndaki Mısır Apartmanı’nın da mimarıdır- açılan yarışmada birinci olmuş. Ancak zeminin zayıf olması nedeniyle, Mimar betonarmeden vazgeçmiş ve demir iskelet kullanmaya karar vermiş. 1871’de Viyana’da dökülen toplamda 500 tonluk demir parçalar, Tuna Nehri ile Karadeniz üzerinden gemilerle Haliç’e getirilmiş. Suyun içinde yaşayan ağaçlardan yapılan 325 kazık üzerinde parçalar birleştirilmiş ve 1898’de ibadete açılan kilise İstanbul’un ilk prefabrik binası olmuş. 1945 yılında da Patrikhane tarafından yeniden tanınmış.

40 metrelik çan kulesine maalesef ziyaretçiler olarak çıkamıyor ve Rusya’da dökülen en büyüğü 400 kilo olan 6 adet çanı göremiyoruz. Ama olsun, sonunda Haliç’in kenarında tüm ihtişamı ama bir yandan da beyazlığının verdiği sakinlikle arz-ı endam ediyor Sveti Stefan Kilisesi. Biz de İstanbul’un renklerine birinin daha eklendiğinde hayranlıkla şahit oluyoruz.

Haliç kıyılarındaki bir diğer mimari başyapıtı yakından tanımak için Mimarcasanat’ın Kırmızı Mektep yazısını okuyabilirsiniz. 

Bu yazı daha önce TrendTime’da yayınlanmıştır.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?