Kasım ayı benim için ayrı bir keyifli geçti çünkü sahneler, 22. İstanbul Tiyatro Festivali’ni ağırladı. Festivalin en merak ettiğim oyunlarının karşısında yerimi almanın ve etkileyici performansları alkışlamanın dayanılmaz mutluluğunu yaşadım. Bunun yanında, geçen sezondan çok beğendiğim oyunları yeniden izlemek de çok iyi geldi.

Seyahatlerim nedeniyle oyunlar açısından çok bereketli bir ay geçirememe rağmen, festival oyunlarının etkileyiciliği Kasım ayını dolu dolu yaşamama sebep oldu. Önceliği de tıpkı ilk seferinde olduğu gibi yine büyük bir hayranlıkla izlediğim iki oyuna verince, Kasım ayı benim için zengin bir tiyatro dönemi oldu. 

İşte izleme sırama göre oyun günlüğüm: 

Son Zenne, Tiyatro Oyun Kutusu 

Yine ilk dakikadan itibaren kalp çarpıntısıyla izledim ve yine aktı akacak gözyaşlarımla oyundan ayrıldım. Son Zenne bizi, bildiğimiz ama es geçtiğimiz isimsiz kahramanların dünyasına çekiyor. Hayatın acımasız kartını çeken bir zenne ile yine en acı piyangonun vurduğu Nesime’nin yolları kesişiyor. Oyun, zarları hep yek gelen Şahin’in bencilliğiyle aslında tahmin ettiğimiz ama gerçekleşince içimizin acımasına engel olamadığımız bir sona ulaşıyor. Serdar Saatman’ın önce kaleminde sonra da yönetmenliğinde yer aldığı; Yarkın Ünsal, Ayhan Bekdemir ve Sevtap Özaltun‘un ise oyunculukta sınırları zorlayan bir performans sergilediği, 7.1 şiddetindeki bu sarsıcı oyunu henüz izlemediyseniz, listenizin başına yazın, mutlaka’nız olsun.

HE-GO, Altıdan Sonra Tiyatro

İkinci kez izlemek için can attığım HE-GO, iyi bir metin ve başarılı oyuncularla kendini yine ayakta alkışlattı. Bir internet kahramanı edasında Çetin ve 500. takipçisi Ersin, tablo karakteri Saffet’le birlikte sanal alem bağımlılığının fotoğrafını çekiyor. HE-GO’da , günümüzün en büyük takıntısı olan takip edilme-beğenilme durumları ve dünyanın ‘like’ edildikçe döndüğünü düşünenlerin yanılgısı var. Halil Babür’ün harikalar yarattığı metnine; Alican Yücesoy, Ayşegül Uraz ve yine Halil Babür muhteşem oyunculuğuyla hayat veriyor. Kısaca, HE-GO, a)konusu b)düşündürdükleri c)yönetmeni d)oyuncuları e)hepsi seçeneklerinden muhakkak “e)” şıkkını işaretleyeceğiniz bir oyun. HE-GO, 2017’yi kapattığım oyunlardan biriydi, gelin siz de 2018’e bu oyunla perde çekin.

Hamlet, Collage

Biraz gecikmeli dahil olduğum 22. İstanbul Tiyatro Festivali’nin açılışını Hamlet, Collage ile yaptım ve büyük bir keyifle salondan ayrıldım. Bugüne kadar farklı uyarlamaları Hamlet’e yakıştırmıştım ama Robert Lepage’in ustalığıyla teknolojinin bu kadar yakışacağı hiç aklıma gelmemişti. Rus oyuncu Evgeny Minarov, bir kapsülün içinde iki saati aşkın bir süre boyunca 11 karaktere büründü. Kapsül, kimi zaman bir denizaltı odası, kimi zaman bir banyo, kimi zaman da Hamlet’in iç dünyasıyla konuştuğu bir akıl hastanesine dönüştü. Minarov’un performansı kadar teknolojinin tüm nimetlerini önümüze seren sahne arkasındaki ekibin profesyonelliğine de şapka çıkardık. Bence Shakespeare izleseydi, o da bizler gibi Hamlet’in teknolojiyle işbirliğine ve dostluğuna hayran olurdu.

İlginizi çekebilir: İrem Bali’den “Hamlet Teknolojiyle Buluşursa: Köprü Niteliğinde Bir Oyun”

Zebercet, Talimhane Tiyatrosu 

Zebercet’in sahnede olacağını duyar duymaz, heyecanlanmaya; biletimi alır almaz da sabırsızlanmaya başladım. Takvimler 28 Kasım’ı gösterdiğinde, hemen yerimi aldım ve perdenin açıldığı andan oyunun son dakikasına kadar nefesimi tutarak izledim. Hala etkisinde olarak, Zebercet’i övmeye nereden başlayacağımı bilemiyorum. Önce oyunun metniyle başlarsam, yazdığı her oyunda kalemine hayran olduğum Firuze Engin’in bu kez romanı uyarlamasına daha çok hayran oldum. Romandaki önemli hiçbir noktayı atlamadan ve özellikle son bölümleri gereksiz ayrıntılarla uzatmadan tam da olması gerektiği şekilde sahneye taşımış. Oyunu izlerken resmen sayfa sayfa kitabı yeniden okudum diyebilirim. Halil Babür ise Zebercet’i bu kadar mükemmel canlandırabilecek tek oyuncuydu benim için. Sahnede Zebercet’i her haliyle kanlı canlı görmenin dayanılmaz mutluluğunu ve hayranlığını tarif etmek biraz zor olacak. Özellikle, en son sahne beni bitirdi. Zebercet için sözü uzatmaya gerek yok. Belirtmek istediğim tek bir şey var: bütün programlarınızı bir kenara bırakın, bugüne kadar izlediklerinizi unutun ve MUTLAKA bu oyuna gidin, izleyin, alkışlayın!

Misafir 

Festival kapsamında bu sezonun ikinci yeni oyunu olarak izlediğim Misafir de, farklı sahne düzeni ile oyuncuların başarılı performansını not ettiğim bir oyun oldu. Bir apartman dairesinde üvey oğluyla yaşayan bir kadın ve binanın bodrumuna sığınan Suriyeli başka bir kadının kesişen hikayesini anlatıyor. Diyalog aralarında ise mitlerle hikaye çoğaltılıyor. Bir göç dalgasının travmalarında seyreden oyunun metni, kalemini beğendiğim Gülce Uğurlu’ya ait. Kendisine sahnede Güneş Sayın ve Korkhan Karabal eşlik ediyor. Güneş Sayın’ın performansına hayranlığımın altını çizerken sahne tasarımında Meryem Bayram’ı da ayrıca alkışladım. Oyun, tahta sopaların başrolde olduğu çok farklı bir akış içinde ilerliyor. Ancak metnin mitlerle çoğaltılması oyunu biraz kalabalık yapmış. Diğer taraftan sopalarla oyunculuğun zenginleştirilmesi güzel ama özellikle bazı bölümlerde sopaların ani hareketlerini takip etmemiz, asıl konudan uzaklaşmamıza neden oldu bence. Yine de, göç sorunsalının çarpıcı gerçekleriyle tekrar yüzleşmemiz açısından iyi bir oyun diyebilirim.

Kasım ayını az ama öz oyunlarla sonlandırırken, Aralık ayı için de listem ve biletlerim çoktan hazır. Yavaş yavaş da ilerlemeye başladım bile. 2018’i iyi ve ses getiren oyunlarla kapatacakmışım gibi görünüyor. O nedenle sabırsız ve heyecanlı bir bekleyiş içindeyim. Bakalım bu ay, hangi alkışlara gebe? Sizlere de şimdiden iyi seyirler!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

FAVORİ YAZILAR