Uluslararası Gastronomi Film Festivali: Ege'de İkinci Yıla Doğru
Geçen yıl ilk kez düzenlenen Urla Gastronomi Film Festivali, bu yıl kapsamını genişletiyor ve Uluslararası Gastronomi Film Festivali adıyla ikinci yılında konuklarını ağırlamaya hazırlanıyor. 5-7 Haziran tarihleri arasında Çeşme Altın Yunus Hotel’de düzenlenecek festivalin programında uzun ve kısa film gösterimleri, yarışmalı bölümler, sinema ve gastronomiyi buluşturan etkinlikler, deneyimler ve söyleşiler yer alıyor. Çeşme’de buluşmadan önce, UGFF Kurucu Direktörü Gülper Ergün ile festivali konuştuk.

Uluslararası Gastronomi Film Festivali, yola geçen yıl Urla’da, Urla Gastronomi Film Festivali ismiyle çıkmıştı. Öncelikle bu değişikliğin sebeplerini ve festivalin geleceği için nelere işaret ettiğini merak ediyorum…
Gülper Ergün: Aslında bu değişikliği yalnızca bir isim güncellemesi olarak görmüyoruz. Bu, festivalin kendi fikrine doğru büyümesiyle ilgili. Geçen yıl Urla çok kıymetli bir başlangıç alanıydı; üretim kültürüyle, toprağıyla, gastronomiyle kurduğu ilişkiyle bize güçlü bir zemin açtı. Ama festivalin çıkış fikri en başından beri tek bir lokasyonla sınırlı değildi.
Biz gastronomiyi ve sinemayı bir coğrafyanın kendini anlatma biçimi olarak düşünüyoruz. Bu yüzden festivalin adı da zamanla daha geniş bir anlam taşımaya başladı. Uluslararası Gastronomi Film Festivali bir şehirle ilgili değil; farklı şehirler ve ülkeler arasında kültürel köprüler kuran, farklı üretim kültürlerini ve hikâyeleri bir araya getiren yaşayan bir platform. Festivalin dayandığı kültürel zemin halklardan öte aslında hep coğrafyaya ait.
Gastronomi Film Festivali fikri nasıl ortaya çıkmıştı?
Gülper Ergün: Sanırım bazı fikirler bir anda doğmuyor; uzun süre insanın içinde dolaşıyor, sonra bir gün kendi cümlesini buluyor. Ben yıllardır gastronominin içinde çalışırken şunu çok net gördüm: Yemek hiçbir zaman yalnızca yemek değil. Bir tarifin içinde bazen bir ailenin tarihi, bazen bir coğrafyanın üretim bilgisi, bazen bir göçün izi, bazen de bir kadının kuşaktan kuşağa aktardığı sessiz emek var.
Sinema ise bu görünmeyen katmanları görünür kılabilecek çok güçlü bir sanat. Bir sahnede sofraya konan bir tabak, bazen karakterin bütün geçmişini anlatabiliyor. Fatih Akın’ın Duvara Karşı filmindeki dolma sahnesi benim için hep böyle bir yerde durur. Orada dolma yalnızca dolma değildir; aidiyet, özlem ve insanın geçmişiyle kurduğu kırılgan bağdır.
Festival fikri biraz da bu farkındalıktan doğdu. Gastronomiyle sinema yan yana geldiğinde yalnızca iki disiplin buluşmuyor; insanın dünyayla kurduğu ilişki açığa çıkıyor.

Festivalin ilk edisyonuna dönüp baktığınızda en çok neleri iyi yaptığınızı düşünüyorsunuz ve ikinci edisyon için çıkardığınız dersler, bu yılki organizasyonda faydalandığınız deneyimler neler oldu?
Gülper Ergün: İlk yıl dönüp baktığımda en doğru yaptığımız şeyin festivalin ruhuna sadık kalmak olduğunu düşünüyorum. Çünkü biz hiçbir zaman yalnızca film gösteren bir etkinlik yapmak istemedik. İnsanların birbirleriyle konuştuğu, aynı masa etrafında buluştuğu, kendi hafızalarını ve hikâyelerini paylaşabildiği bir alan kurmaya çalıştık. Festival bittikten sonra insanların filmler kadar birbirleriyle yaptıkları sohbetleri de hatırlaması bizim için çok kıymetliydi.
İlk yılın ardından gördük ki gastronomi ve sinema bir araya geldiğinde insanlar yalnızca estetik bir deneyim yaşamıyor; kendi geçmişleriyle, aidiyetleriyle ve kültürel hafızalarıyla da yeniden temas kuruyor. Bu bizim için önemli bir doğrulama oldu.
İkinci yılın en büyük farkı ise bu fikrin yeni coğrafyalarda da karşılık bulduğunu görmekti. Bu yıl Londra’da gerçekleştirdiğimiz ilk edisyon, gastronomi ve sinema üzerinden yalnızca yemek kültürünü değil; göçü, dönüşümü, hafızayı ve kültürel etkileşimi konuşabileceğimiz uluslararası bir alan açtı. Bu deneyim bize festivalin aslında tek bir şehirle sınırlı olmadığını, farklı coğrafyalarda yeni anlamlar üretebildiğini gösterdi.
Bu yılki programı oluştururken de biraz buradan beslendik. Yarışmalar, Tasty Cinema deneyimleri, GastroSınıf, SineSınıf ve profesyonel buluşmalarla festivali yalnızca izlenen değil, katılım gösterilen ve deneyimlenen bir yapıya dönüştürmeye çalıştık.
Festival ilk yılında Urla’nın gastronomi kimliğini görünür kılan önemli bir platform olmuştu. Bu yıl Çeşme’ye taşınan festivalin Ege Yarımadası’nın gastronomik mirasını ulusal ve uluslararası ölçekte anlatma konusunda nasıl bir rol üstlenmesini hedefliyorsunuz?
Gülper Ergün: Biz meseleye bir “taşınma” olarak bakmıyoruz. Festivalin farklı coğrafyalarla kurduğu ilişkinin genişlemesi olarak görüyoruz. Mesela bu sene 10-12 Temmuz’da ise Kars edisyonumuzla farklı bir keşfe çıkacağız. Demin de söylediğim gibi, Urla bizim için çok kıymetli bir başlangıç alanıydı; Çeşme ise festivalin başka bir ritimle, başka bir hafızayla temas ettiği yeni bir durak.
Çeşme yalnızca bir yaz destinasyonu değil. Tarihsel olarak geçişlerin, karşılaşmaların, denizle kurulan ilişkinin ve Ege kültürünün çok güçlü olduğu bir yer. Bu coğrafyanın gastronomisi de yalnızca ürünlerden oluşmuyor; yaşam biçiminden, iklimden, üretimden, sadelikten ve paylaşma kültüründen besleniyor.
Bizim hedefimiz Ege Yarımadası’nı romantize etmek değil; onun içindeki üretim bilgisini, kültürel katmanları ve anlatılmamış hikâyeleri görünür kılmak. Çünkü uluslararası olmak, kendi yerel sesinizi kaybetmek anlamına gelmez. Tam tersine, dünyayla konuşabilmek için önce kendi hafızanızı ciddiye almanız gerekir.

“Gastronomi filmi” deyince ne anlıyorsunuz, ne anlamalıyız? Bir filme gastronomi filmi demek için ne kadar gastronomiye dair olması gerekiyor?
Gülper Ergün: Bence bir filmin gastronomi filmi olması için illa mutfağı merkezine alması gerekmiyor. Bazen bir yemek sahnesi, filmin bütün duygusal omurgasını taşıyabilir. Bir sofrada kimin nerede oturduğu, kimin kime servis yaptığı, kimin beklediği, kimin neyi yemediği bile çok şey anlatır.
Ben gastronomi filmini, yemeği yalnızca dekor olarak değil, anlam kuran bir unsur olarak kullanan film diye tanımlarım. Yemek orada karakterin hafızasına, sınıfına, ailesine, coğrafyasına ya da yalnızlığına dair bir kapı açıyorsa, o film gastronomiyle ilişki kuruyordur.
Çünkü yemek sinemada çok sessiz ama çok güçlü bir dildir. İyi kullanıldığında izleyiciye yalnızca “ne yenildiğini” değil, o insanların nasıl yaşadığını da gösterir. Gastronomi filmi biraz da budur: Tabağın kendisinden çok, tabağın etrafındaki hayatı görmek.

Bu yıl festival kapsamında yarışmalarınız da var. Yarışmaya uluslararası ilgi nasıldı, ne kadar başvuru aldınız? Gelen başvuruları düşündüğünüzde dünyada üretilen gastronomi temalı filmlerde tematik ya da biçimsel olarak benzerlikler, ortak noktalar dikkatinizi çekti mi?
Gülper Ergün: Bu yıl yarışmalı bölüme geçmek bizim için çok önemli bir adımdı. Klazomenai Kısa Film Yarışması’nı yalnızca bir ödül alanı olarak değil, gastronomi sinemasına yeni hikâyeler kazandıracak bir çağrı olarak düşünüyoruz. Uluslararası ilgi bizim için cesaret vericiydi; farklı ülkelerden gelen başvurular, bu alanın dünyada da giderek daha güçlü bir karşılık bulduğunu gösteriyor.
Başvurulara baktığımızda çok net bir şey gördük: Gastronomi artık yalnızca “lezzet” ya da “şef hikâyesi” üzerinden anlatılmıyor. Göç, iklim krizi, kaybolan üretim biçimleri, kadın emeği, aile hafızası, aidiyet ve sürdürülebilirlik gibi meseleler çok daha görünür hale geliyor.
Biçimsel olarak da daha kişisel, daha sade ama daha etkili anlatılar öne çıkıyor. Kusursuz görüntülerin yerini bazen çok daha kırılgan ve sahici hikâyeler alıyor. Bu bizi çok umutlandırıyor. Çünkü geleceğin gastronomi sinemasının daha az gösteri, daha çok hafıza taşıyacağını düşünüyorum.

Geçen yılki festivalde dikkatimi ve ilgimi en çok çeken gastronomi ve sinemanın gerçekten iç içe geçtiği iki deneyimdi: Tasty Sinema oturumları ve Murat Meriç’in “Mix Tape” sunumu. Bu yılki programda aynı etkiyi yaratacak hangi etkinlikler bekliyor bizi?
Gülper Ergün: Geçen yıl Tasty Cinema ve Murat Meriç’in “Mix Tape” sunumu festivalin ruhunu çok iyi taşıyan işlerdi. Çünkü ikisi de izleyiciyi pasif bir yerden çıkarıp hafızanın içine davet etti. Birinde tat ve görüntü aynı anda çalıştı, diğerinde müzik, yemek ve kişisel tarih birbirine karıştı.
Tasty Cinema bu sene yine programın özel alanlarından biri olacak; Temaset ekibiyle birlikte sinemayı yalnızca görsel değil, çoklu duyusal bir deneyim olarak ele alıyoruz. Bazı sahneler yalnızca izlenmeyecek; tat, koku ve atmosferle birlikte hafızada başka bir yer açacak.
Bu yıl programda ayrıca bizi heyecanlandıran işlerden biri, Doğa Derneği’nin yapımcılığını üstlendiği ve 32. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde Mansiyon Ödülü alan Döngü belgeseli ile Issız Adam filminin halka açık gösterimlerinin aynı festival atmosferi içinde yer alması.
İlk bakışta birbirinden çok farklı filmler gibi görünebilirler. Oysa ikisinin de merkezinde hafıza var. Döngü, zeytin etrafında şekillenen yaşam kültürünü, doğayla uyumlu üretim bilgisini ve kuşaklar boyunca aktarılan bir yaşam biçimini anlatıyor. Film, ekolojiyi bir slogan olarak değil, gündelik hayatın içinde yaşayan bir ilişki biçimi olarak ele alıyor.
Issız Adam ise yıllardır izleyicinin zihninde yalnızca bir aşk hikâyesi olarak kalmadı. Bizce insanların filmle kurduğu bağın temelinde başka bir şey var: Modern insanın yakınlık kurma arzusu ile özgür kalma isteği arasındaki gerilim. Filmde yemek yapmak, plaklar, eski şarkılar, sofralar ve gündelik ritüeller aslında karakterlerin duygusal dünyasını anlatan sembollere dönüşüyor.
Belki de bu yüzden yıllar geçmesine rağmen hâlâ konuşuluyor. Çünkü hepimiz bir noktada yalnızca bir ilişkiyi değil, kaçırdığımız ihtimalleri de hatırlıyoruz.
Festival programını oluştururken tam da bu tür karşılaşmalarla ilgileniyoruz. Bir yanda toprağın ve üretimin hafızasını anlatan bir belgesel, diğer yanda bireysel hafızaya dönüşmüş bir kurmaca film… İkisi de farklı yerlerden aynı soruyu soruyor aslında: İnsan, kendisini hayata bağlayan şeyleri nasıl korur?
Kısa birkaç soru:
Sizi mutfağa girmeye iten film: Duvara Karşı
Karnınızı acıktıran bir film sahnesi: Bir Zamanlar Anadolu’daki kuzu eti sahnesi.
Ege mutfağından ideal menünüz: İyi bir zeytinyağı, taze ekmek ve mevsiminde toplanmış bir ot.


Emre Eminoğlu







Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!