Her iki yılda bir Venedik, çağdaş sanatın dünya başkentine dönüşüyor. Ancak bu yıl şehirde dolaşırken hissedilen şey yalnızca sanatın enerjisi değil; aynı zamanda alışılmış Bienal temposundan farklı bir sakinlik. 61. Venedik Bienali, ziyaretçisini büyük jestlerle, gösterişli enstalasyonlarla ya da yüksek sesli politik sloganlarla karşılamıyor. Bunun yerine yavaşlamayı, gözlemlemeyi ve düşünmeyi öneriyor.

img_3253-3
Türkiye Pavyonu | Fotoğraf: Damla Anol Erol

Bienalin küratörü Koyo Kouoh’un belirlediği tema olan In Minor Keys (Minör Tonlarda), isminin yalnızca bir başlık olduğunu söylemek haksızlık olur. Zira bu isim, tüm serginin düşünsel omurgasını oluşturuyor. Bienal üzerine yayımlanan değerlendirmelerde de vurgulandığı gibi, burada müzikteki minör ton kavramına gönderme yapılıyor. Minör ton nasıl coşkulu ve gösterişli değil de daha içsel, duygusal ve düşünsel bir atmosfer yaratıyorsa, Bienal de aynı karakteri taşıyor. Ziyaretçi büyük etkiler yaratmaya çalışan bir sergiyle değil, dikkatli bakmayı ve kendi bağlantılarını kurmayı teşvik eden bir deneyimle karşılaşıyor.

img_3259
Türkiye Pavyonu | Fotoğraf: Damla Anol Erol

Mayıs ayında hayatını kaybeden Koyo Kouoh’un geride bıraktığı küratöryel proje, sanat dünyasında sıkça görülen hiyerarşileri bilinçli olarak reddediyor. Ünlü sanatçılarla daha az bilinen isimler aynı düzlemde yer alıyor; piyasa değeri, ulusal temsil ya da kariyer basamakları yerine eserlerin birbirleriyle kurduğu ilişkiler önem kazanıyor. Bienal boyunca ziyaretçiye tek bir anlatı sunulmuyor. Aksine herkes kendi rotasını çiziyor, farklı işler arasında kendi bağlarını kuruyor ve sergiyi kişisel bir deneyim olarak yaşıyor.

img_3168
Fransa Pavyonu | Fotoğraf: Damla Anol Erol

111 sanatçı ve kolektifin yer aldığı sergide Nick Cave, Beverly Buchanan, David Hammons, Rashid Johnson ve daha birçok sanatçının çalışmaları hafıza, toplumsal deneyim, kültürel kimlik, dayanıklılık ve dönüşüm gibi temalar etrafında bir araya geliyor. Ancak bu ilişkiler açıkça tanımlanmıyor; hissediliyor. Bienalin en etkileyici taraflarından biri de burada ortaya çıkıyor. Günümüz dünyasının krizlerine doğrudan cevaplar vermek yerine sanatın hâlâ merak uyandırabileceğini, yeni ilişkiler kurabileceğini ve farklı deneyimleri görünür kılabileceğini gösteriyor. Yazının da vurguladığı gibi bu yaklaşım, sinizme ve umutsuzluğa karşı sessiz ama güçlü bir direnç biçimi olarak okunabilir.

img_3151-2-2
ABD Pavyonu | Fotoğraf: Damla Anol Erol

Bu düşünce yalnızca ana sergide görünmüyor, ulusal pavyonlarda da hissediliyor. İtalya Pavyonu’nda Chiara Camoni’nin Con te con tutto adlı projesi kolektif üretimi ve birlikte var olma fikrini merkeze alırken, Venedik’in farklı bölgelerine yayılan yan sergiler de Bienal’in sınırlarını Giardini ve Arsenale’nin ötesine taşıyor. SMAC Venice’te Lee Ufan’ın dingin ve zamansız dünyası, Palazzo Grassi’de Michael Armitage’ın güçlü anlatıları, Amar Kanwar’ın şiirsel işleri, Palazzo Manfrin’de Anish Kapoor’un insanı içine çeken enstalasyonları ve Ca’ Riviera’nın çağdaş sanatla tarihi bulusturan atmosferi, Gallerie dell’Accademia’da Marina Abramović sergisi ve şehrin dört bir yanına dağılmış bağımsız projeler, Bienal’i yalnızca bir sergi değil, tüm kenti kapsayan bir keşif rotasına dönüştürüyor.

goruntu-4
İtalya Pavyonu | Fotoğraf: Artribune

Bu büyük uluslararası tablo içinde Türkiye Pavyonu ise kendine özgü bir yere sahip. Birçok ziyaretçi Türkiye Pavyonu’nun neden Giardini’de değil de Arsenale’de bulunduğunu merak ediyor. Bunun nedeni Bienal’in tarihsel yapısında saklı. Giardini’deki ulusal pavyonların büyük bölümü 20. yüzyılın başlarında inşa edilmiş ve zamanla yeni ülkelere yer açmak neredeyse imkânsız hale gelmiş. Bu nedenle son yıllarda kalıcı mekân elde eden ülkeler Arsenale’de yer alıyor. Türkiye de 2014 yılında İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın girişimiyle Arsenale’de 20 yıllığına tahsis edilen kalıcı bir mekâna kavuştu.

img_3262
Türkiye Pavyonu | Fotoğraf: Damla Anol Erol

Türkiye’nin Bienal’deki temsil modeli de birçok ülkeden farklı. Pek çok ülkede ulusal pavyonlar doğrudan devlet kurumları veya kültür bakanlıkları tarafından organize edilirken, Türkiye Pavyonu’nun koordinasyonunu İstanbul Kültür Sanat Vakfı yürütüyor. Sanatçı seçimi bağımsız danışma kurullarının değerlendirmeleri sonucunda gerçekleşiyor. Bu yaklaşım, Türkiye’nin çağdaş sanat alanındaki temsilini daha özerk ve uluslararası sanat dünyasıyla doğrudan ilişki kuran bir yapıya dönüştürüyor.

img_3230-2
Venedik Bienali 2026 | Fotoğraf: Damla Anol Erol

2026 yılında Türkiye’yi temsil eden isim ise Nilbar Güreş. Uluslararası çağdaş sanat sahnesinin en önemli Türk sanatçılarından biri olarak kabul edilen Güreş, fotoğraf, video, performans, kolaj ve tekstil gibi farklı disiplinlerde üretim yapıyor. Çalışmalarında kadın kimliği, göç, aidiyet, kültürel kodlar ve toplumsal görünmezlik gibi konulara odaklanıyor. Ancak bunu doğrudan politik sloganlarla değil; şiirsel, ironik ve son derece insani bir dille yapıyor.

img_3257-3
Türkiye Pavyonu | Fotoğraf: Damla Anol Erol

Sanatçının Bienal için hazırladığı Gözlerinizden Öperim başlıklı sergi de bu yaklaşımın bir yansıması. Türkçedehem samimiyet hem de saygı taşıyan bu ifade, serginin temel tonunu da belirliyor. Nilbar Güreş, bireysel hikâyeler ile toplumsal meseleleri iç içe geçirirken ziyaretçiye hazır cevaplar vermek yerine yeni sorular yöneltiyor.

img_3236
Venedik Bienali 2026 | Fotoğraf: Damla Anol Erol

Bu yönüyle eserleri, Bienal’in genel teması olan In Minor Keys ile doğal bir uyum yakalıyor. Venedik’te onlarca pavyon gezdikten sonra Türkiye Pavyonu’ndan ayrılırken akılda kalan şey büyük jestler ya da gösterişli efektlerdense; insan hikâyeleri oluyor. Belki de Koyo Kouoh’un bu yıl tüm Bienal için önerdiği şey tam olarak bu: Dünyayı daha yüksek sesle anlatmaya çalışmak yerine, onu daha dikkatli dinlemek.

img_3155-2
Venedik Bienali 2026 | Fotoğraf: Damla Anol Erol

61. Venedik Bienali, sanatın hâlâ insanlar arasında bağ kurabileceğini hatırlatan bir bienal. Türkiye Pavyonu ise bu büyük anlatının içinde kendi sesini yükseltmek yerine, bienalin ruhuna uygun biçimde minör tonlarda ama uzun süre hafızada kalan bir melodi sunuyor.

Kapak Fotoğrafı: Venedik Bienali 2026

İlginizi çekebilir: Damla Anol Erol’dan Ca’ Riviera