Sanki bir Stephen King uyarlamasında gibi hissettiren ama King’in içinde olmadığı son zamanlarda izlediğim en iyi iş Widow’s Bay! Bölümleri biriktirip izlemek isterken, ilk bölümün cazibesine kapılıp her hafta yeni bölüm beklemeye başladım. Ben beklemeyi hiç sevmem! Gelin, bu diziyi neden hemen izlemeniz gerektiğini size de anlatayım.

img_2105-2
Widow’s Bay | Fotoğraf: Apple TV+

Apple TV+’ın nisanda yayına giren korku-komedi dizisi Widow’s Bay’in arkasındaki ekip çok güçlü. Yönetmen koltuğunda Hiro Murai ve “X” Üçlemesi’nin yeni kuşak korku yönetmeni Ti West var. Projenin mimarı ise Parks and Recreation ve 2016 yapımı Ghostbusters filmiyle tanınan Katie Dippold. Matthew Rhys, Tom Loftis rolünde döktürüyor.

New England kıyılarının 40 mil açığında, adeta zamanın unuttuğu bir ada kasabası hayal edin. Dış dünyayla bağı o kadar kopuk ki Wi-Fi’ı geç, telefonun tek diş çekmesi bile burada büyük lüks. Ama adalıların buradan gitmeye hiç niyeti yok. Yerel halk birbirlerine ve körü körüne inandıkları o eski yerel efsanelere sıkı sıkıya bağlılar. Aslında bu gizemli efsaneler, onları bir arada tutan en güçlü bağ. İşte tam bu noktada sahneye Belediye Başkanı Tom Loftis çıkıyor. Tom, yalnız ve kasvetli kasabayı canlandırmayı kafaya koymuş. Kendine büyük bir misyon biçiyor: Bu izole adayı bir turizm cennetine dönüştürmek, hatta burayı zenginlerin gözdesi yeni bir “Martha’s Vineyard” yapmak.

img_2106-2
Widow’s Bay | Fotoğraf: heavenofhorror.com

Komedi ve korku öyle güzel harmanlanmış ki iki zıt kutubun birbirini bu kadar harmonik bir şekilde tamamlaması izleyiciye seyir zevki yaşatıyor. Bu absürt mizah beklenmedik anlarda gelen gerilim ile ters köşe yapıyor. Mizahın ve korkunun tonunun ince ayarlanmış olması Widow’s Bay’i bu kadar iyi yapıyor. 

Dizi sağlam referanslara sahip. Stephen King hayranı olan her birey bu referanslar göz kırptığında heyecanlanacaktır. İzole bir ada, lanetli bir geçmiş. King’in kurgusal kasabalarından biri olan ada kasabası Little Tall Island’da geçen Storm of the Century veya Maine’de geçen The Colorado Kid’den esinlenen Haven gibi… Distopik kasaba gizemi Wayward Pines’dan ödünç sanki. Sisten doğan o bilinmeyen kadim kötülük referansı Lovecraft’ın Innsmouth’una gönderme adeta. Lovecraft’ın o kozmik deliliği ve King’in kasaba klostrofobisine hakim bir izleyici olarak Widow’s Bay konuşmak gerçekten muazzam. 

img_2107-2
Widow’s Bay | Fotoğraf: fandomwire.com

Ayrıca “The Fog” tüm bu referansların eksik parçası bana kalırsa. O olmadan referansları tamamlamak haksızlık. John Carpenter’ın 1980 yapımı klasiği “The Fog”, “Widow’s Bay”in atmosferinin DNA’sı gibi. Sis adeta geçmişin günahlarını yükleyen ana tehdit. Kasaba halkı sıradan hayatlarına devam ederken geçmişin yükleri bu kimsesiz adaya çöküyor. Stephen King ve Lovecraft referansları üzerine bir de Carpenter klasiği eklenince, dizi 80’ler korku sinemasına özlemle sarılıyor. Sinematografi, retro havası, gizem, dozunda komedi diziyi bir hazineye dönüştürüyor.

img_2108-2
Widow’s Bay | Fotoğraf: IMDb

Sonuç olarak karşımızda referanslarıyla göz kırpan, atmosferiyle büyüleyen ve komedi-korku dengesini çok iyi ayarlayan, gizemli ve seyir zevki yüksek bir dizi var. Eğer hala başlamadıysanız, her hafta yeni bölüm bekleme riskini göze alın ve bu sisli hazineye kendinizi bırakın derim. 

Kapak Fotoğrafı: IMDb

İlginizi çekebilir: Sine Magger’dan İzleme Listemiz