David Eagleman’ı tanırsınız. Kendisi Stanford Üniversitesi’nde nörobilim alanında çalışan ve hayatının son 20 yılını insan beyni üzerine çalışarak geçirmiş olan bir profesör, aynı zamanda da hemen hemen herkesin bir solukta okuduğu Incognito, Beyin gibi kitapların yazarı. David Eagleman ile bu sefer de Netflix’te yer alan ve tamamen eşsiz ve insana özgü bir yeti olan yaratıcılığın nereden geldiğini sorguladığı “Yaratıcı Beyin” adlı belgeseli aracılığıyla buluştum. Yaratıcılık ile ilgili bildiklerime katbekat yenisini ekleyen ve ufkumu genişleten bu belgeselden öğrendiklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Öncelikle bunca yıl insan beyni üzerine araştırmalar yaptıktan sonra Eagleman’ın yeni hedefi, belgeselin başlangıcında da dile getirdiği üzere: “Yaratıcılığın altında yatan sinirsel süreçlerden faydalanmanın ve hayatlarımızı iyileştirmenin bir yolunu bulmak.” Bu amaç doğrultusunda yaratıcılığın sırlarını keşfetmek üzere yola çıkan profesör, yolculuğunu şu fikir üzerine kuruyor: “Yaratıcılık elit bir azınlığa ait değildir, insan beyninin işidir.”

İsterseniz yaratıcılığın derinliklerine girmeden önce, insan beynine Eagleman ile biraz yakından bakalım. Ona göre, her şeyin başlangıcı beyinlerimizin eşsiz donanımı. Hayvanların beyinlerine baktığımızda, algı ve tepki bölümlerinin yan yana olduğunu görüyoruz. Yani bir hamster yiyecek gördüğü anda otomatik olarak yemek yeme tepkisi veriyor. Ama insanlara gelince bu durum böyle değil. Biz yiyeceği gördüğümüzde, onu yalnızca ‘beslenme aracı’ olarak görmüyoruz. Yemekleri kullanarak tabaklarımızı süslüyor, onlarla sanat yapıyoruz. İspanya’da her yıl Ağustos ayının son Çarşamba günü gerçekleşen “La Tomatina” adlı domates festivalini düşünün, o zaman da yiyecekler eğlenceli bir silah haline geliyor bizim için. Veya küçükken kaç kez patates baskı yaptığınızı hatırlayın, o zamanlarda da yiyecek bir sanat malzemesini ifade ediyordu bizim için.

Fotoğraf: thelavinagency.com

David Eagleman’ın anlattığına göre, diğer hayvanlar ile aramızdaki bu fark evrimimiz sırasında beynimizde meydana gelen bir değişimden ileri geliyor. Beynimizin algı ve tepki bölümleri arasında bir genişleme oluşuyor ve bu herhangi bir durum karşısında otomatik olarak bir tepki verme zorunluluğunu ortadan kaldırıyor. Aslında beynimiz öyle karmaşık bir yapıya sahip ki, bilgiyi işlememiz için sınırsız farklı yol mevcut. Ve işte bu, Eagleman’a göre, yaratıcılığın temeli.

Beynin en karmaşık, anlaşılması en güç ve en geç gelişen bölümü olan prefrontal korteks, aynı zamanda hayal gücümüzün kaynağı. Hayal gücüne bir de şu açıdan bakın; beynimiz şimdiki zaman ve mekanın dışına çıkarak başka yerlere gidiyor ve henüz var olmayanı düşünüyor. Sizce de inanılmaz bir yeti değil mi bu?

Peki hayal ettiğimizde veya yaratıcı herhangi bir sürece girdiğimizde beynimizde neler oluyor? Öncelikle yaratım sürecinin günlük yaşamda algıladıklarımızla yakından bağlantılı olduğunu söyleyerek başlayalım. Yaratıcılığın temelinde yoktan var etmek değil, algıladığımız yeni şeylerin beynimizde zaten var olan bilgilerle sürekli olarak çarpışması yer alıyor. Dolayısıyla algıladıklarımız ne kadar kapsamlı ve zenginse, beynimize işleyebileceği ve bağlantı kurabileceği o kadar malzeme veriyoruz! Eagleman’ın ifadesiyle: “Tecrübe ettiğimiz her şey, beynimizin yaratırkan kullanabileceği birer ham madde.” Bu yüzden hepimiz kendimizi geliştirmeye çalışıyor, daha fazla bilgi, daha fazla yeni deneyim peşinde koşuyoruz. Yeni sesler duymak, lezzetler tatmak, hikayeler dinlemek ve yeni yerler görmek bu yüzden çok önemli!

Yukarıda anlattıklarım belgeselden öğrendiğim sayısız yararlı bilginin -ki şu andan itibaren tüm bu bilgileri yaratıcılığımı arttıracak birer ham madde olarak görüyorum :), yalnızca bir kısmı. Atalarımızı mağarada yaşamaktan uzay keşfine kadar götüren ‘yaratıcılık’ sonu olmayan, mutlaka geliştirmemiz ve her gün üzerine çalışmamız gereken bir kavram. Kendimizi sürekli olarak yeni bilgilerle çevreleyelim, yeni deneyimlere açık olalım ve tüm ‘başarısızlık’ gibi görünen durumlardan ders çıkaralım. Yaratıcı beynimizin sınırı yok!

İlginizi çekebilir: İrem Bali’den Heal Belgeseli

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN