Yakın zamanda Netflix’te izlemiş olduğum Heal adlı belgesel, yalnızca vücudum ile ilgili bildiklerime katbekat bilgi eklemekle kalmadı, aynı zamanda holistik yaşam konusunda zihnimde yeni bir pencere açtı. Anlatılanları ağzım açık izledim ve belgeselin son dakikası bitip de ekran karardığında içimden tek bir düşünce geçiyordu: “Zihninin ve dolayısıyla vücudunun isteyip de başaramayacağı hiçbir şey yok.”

Heal belgeselini izlemeye karar verdiyseniz, sahip olduğunuz güçlü ve mucizevi bedenin, siz düşüncelerinizi ve olaylara bakış açınızı değiştirdiğinizde, tüm hastalıklar ile baş edebileceği gerçeğiyle tanışmaya hazır olmalısınız. Bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum çünkü Heal ile çıktığım bu yolculukta, çeşitli spiritüel deneyimleri, onları birebir yaşayanların ağzından dinledim, daha sonra dinlediklerim bilimsel verilere dayanan sonuçlarla bir araya geldi ve hepsi bana akıl almaz gerçekleri gösterdi. Hem yönetmen, hem de anlatıcı koltuğunda Kelly Nooan, belgesel boyunca anlattıklarıyla ufkunuzu açanlar arasında ise Dr. Deepak Chopra, Anita Moorjani, Marianne Williamson, Dr. Michael Beckwith ve Dr. Bruce Lipton gibi önemli isimler var.

Belgeselde anlatıldığına göre, en son bilimsel gelişmeler, değişmez genlerin kurbanı olmadığımızı destekliyor ve prognoz kavramının varlığını reddediyor. Anlatılmak istenen şu, aslında sağlığımız ve hayatımız üzerinde tahmin ettiğimizden çok daha fazla kontrol sahibiyiz. Örneğin, bizi doktora götüren hastalıkların %90’ının başlıca nedeni stres! Sizce de bu gerçekten de çok büyük bir yüzde değil mi? Malesef artık pek çoğumuzun günlük hayatının bir parçası olan stresin kaynağı ise çok eski zamanlara dayanıyor. İnsanoğlu mağara dönemlerinde, kendisini tehdit edecek bir durumla karşılaşırsa, örneğin karşısına bir aslan çıkarsa, “kaç ya da savaş” tepkisi veriyordu. Bu tepki, öğrenilemediği ve öğretilemediği gibi, tamamen doğuştan gelen bir hayatta kalma dürtüsüydü. Ortaya stres duygusu çıkıyordu ki, insan bir tehlike olduğunu fark edip kendisini koruyabilsin. Belgeselde anlatılanlara göre, mağara dönemini geride bıraktık ancak bu dürtü hala bizimle. Dolayısıyla artık bir aslan değil ama en geç bir hafta sonra ödenmiş olması gereken bir fatura veya sorun yaşadığımız insanlar bizde aynı tehlike duygusunu ve dolayısıyla stresi yaratabiliyor. Bu stresi sürekli yaşadığımızda ise, bedenimiz üzerinde kalıcı olumsuz etkilere neden oluyoruz. Yani, hastalıkları biz yaratıyoruz.

Vücudumuzdaki her organın doğru koşullar altında kendini iyileştirme kapasitesine sahip olduğunu biliyor musunuz? Oysa biz, sahip olduğumuz bu gücü yok sayarak aldığımız ilaç sayısını arttırıyoruz. Bir nevi, kolaya kaçıyoruz. İlaçlar yan etkileri, yan etkiler ise yeni ilaçları beraberinde getiriyor. Alın size, toksisite ile dolu bir kısır döngü! Günün sonunda, ilaçlar nereye varmamızı sağlıyor? Yalnızca semptompları iyileştiriyor, günü kurtarıyoruz. Çözüm, sorunun kaynağını keşfetmek için yola çıkmakta.

Heal, yalnızca spiritüel öğretmenlerin ilham verici fikirlerini yansıtmıyor, aynı zamanda sizi üç kişinin gerçek iyileşme yolculuğuna dahil ediyor. Adım adım ne gibi süreçlerden geçtiklerini dinliyorsunuz. Eminim bu belgeseli izledikten sonra bedeninize dair yepyeni bir bakış açısı geliştirecek, içinizdeki muhteşem şifacı ile tanışacaksınız!

İlginizi çekebilir: Ayşe Tozal’dan  “Minimalizm Belgeseli”

İlginizi çekebilir: “Netflix Belgesel Önerileri”

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN