Bir Yeni Babalık Akımı, Latte Dad: Akım mı, Devlet Politikası mı?
“Latte Dad” terimini daha önce duymamış olabilirsiniz; öyle ki yazımı yazmak için yaptığım araştırmalarda hiçbir Türkçe içeriğe rastlamadım. Kısaca bir bebeği doğurmak dışında onunla ilgili her şeyi üstlenen babalar anlamına geliyor. “Latte” kısmı ise gün içinde, özellikle mesai saatlerinde kafelerde bebekleriyle zaman geçiren erkekleri temsil etmek için eklenmiş bir eklenti. Bizim coğrafyamız için ilk bakışta oldukça sıradışı görünse de, babalık ve erkeklik algısının yeni bir yorumundan bahsediyoruz. O yüzden bu kavrama biraz yakından bakmakta fayda var.

Neden İsveç’i Konuşarak Başlıyoruz?
Latte dad’lerin anavatanı İsveç. Refah, demokrasi, kadın-erkek eşitliği konusunda dünyaya örnek olarak bilinen bu ülkede bile ebeveynlik rolleri uzun yıllar oldukça sert çizgilerle ayrılmış. Öyle ki, babalık izni alan erkekler bir dönem “kadife babalar” olarak adlandırılmış. Kuzey Avrupa’da dahi kadın ve erkek rolleri birbirleri arasında geçirgenlik kabul etmeyecek kadar sert şekilde ayrılmış olmakla birlikte bunun getirisi olarak erkeğin sorumluluk üstlenmesi erkeklik algısından eksilten bir iş olarak yorumlandı. 1970’lerden bahsediyoruz.
Belki çok gelebilir ama İsveç’in bu büyüleyici kavramlarda şuan durduğu yeri düşününce böyle bir konuyu alaya alabilmesi için hiç uzak bir tarih değil. Bu kadar zamanda oradan buraya gelebilmek için çok büyük işlerin yapılmış olması gerekiyor. Süreç, 1974’te İsveç’in radikal bir adımıyla başladı. Doğum izni yerine ebeveyn izni kavramı getirildi. Böylece anne ve baba için eşitşekilde ücretli izin tanımlandı. Yine de babalar en başta kadife baba olarak anılmamak için bu hakkı kullanmakta isteksiz davrandı ve tanımlanan hak erkekler tarafında bir karşılık bulmadı. Devlet, yıllar içinde bu durumu değiştirmek için bir dizi reform yaptı:
• 1995: “Anne-baba ayı” – her ebeveyne 30 gün kullanmak zorunda olduğu özel izin.
• 2002: Zorunlu süre 60 güne çıkarıldı.
• 2016: Süre 90 güne çıkarıldı.
Bugün İsveç’te ebeveyn izin süresi 480 gündür. Bu sürenin 390 günü maaşın %80’i, kalan 90 günü günlük sabit bir tutar olarak (yaptığım araştırmalarda çok net bir sonuca ulaşamasam da anladığım kadarıyla 15 euro) ödeniyor. Ebeveyn izni günleri, çocuk 12 yaşına gelene kadar kullanılabiliyor ancak bu günlerin %80’i çocuk 4 yaşına gelene kadar kullanılmalı. Bu kural, dünyada pedagoji alanındaki otoritelerce belirtilen, 0-3 yaş aralığının insan yavrusunun bakıma en muhtaç olduğu zaman aralığı olduğuna dair eğilimin getirisidir.

İzin Reformları Ne İşe Yarıyor?
Annelerin yükü azalıyor
Annelik zor. Bunda herkesçe sabit olduğumuzu varsayıyorum. Bir kadının doğumla birlikte geçirdiği psikolojik, fizyolojik ve sosyolojik değişim sabit. Çocuğuna kendisi bakmak zorunda kalan bir annenin bakım verdiği sırada başkaca iş yapabilmesi çok zorken çalışma hayatının yerinde duracağı beklenemez. Dünyada hiçbir canlı yoktur ki insan yavrusu kadar uzun süre bakıma muhtaç olsun. İnsan yavrusu yaklaşık 3 sene ona en iyi bakımı verecek kişiler olan anne, babasına muhtaçtır. Başkasının bu bakımı üstlenmesi zorunlu hallerde kabul edilse dahi yine pedagoji alanındaki otoritelerce bunun en sağlıklı yol olmadığı da sabittir. Peki bu noktada, bakımın sadece anne babaya kaldığı durumda bu ebeveynlerden hangisi bakımı üstlenecek? Dünya üzerinde, tarihte bu soruyu sorma ihtiyacı hisseden bir toplum yoktur. Otomatik olarak, annenin işi olduğu sabit kabuldür. Bir bebekle ilgili karşılaştığınız her şey, her yer anne-bebek olarak ifade edilir. Anne-bebek çantası, anne-bebek indirim günleri, anne-bebek kombini, anne-bebek destek paketi vb. Hiç baba-bebek çantası duymadınız. Türkiye’den bahsetmiyorum, dünyanın tamamından bahsediyorum. Bu otomat düzen nasıl sağlandı? Doğurganlığın getirisi olan doğurmak işinin devam işlerinin de doğuran taraf üzerinde bırakılması hakkında bu yerleşik düzen, günümüz dünyasında kadınların özellikle iş hayatında ve sosyal hayatta bu kadar var olduğu konjonktürde revize edilmeye muhtaç bir yerde duruyor. Babaların bebek bakımına aktif katılımı en başta eşitliğin aile içindeki meşalesini taşıyor.
Kadınların iş hayatına dönüşü kolaylaşıyor
Ekonomik literatür uzun zamandır bir gerçeği vurguluyor: Kadınların kazanç ve kariyerindeki en büyük kırılma çocuk sahibi olmasıyla başlıyor. Babaların daha fazla ebeveyn izni kullanması, çalışan kadınların iş yaşamına geri dönebilmesine yardımcı oluyor.

Toplumsal damgalar kırılıyor
İsveç’teki araştırmalar, babaların izin almasına yönelik toplumsal çekincelerin zamanla azaldığını gösteriyor. Babalar çocuk bakımında daha görünür oldukça, toplumun “erkeklik” tanımı da dönüşüyor. Kadife babadan latte dad’e olan dönüşüm dünyaya çok önemli bir konuda çok şey anlatıyor.
Çocuklar daha eşitlikçi bir toplumda büyüyor
Belki de en çarpıcı etki burada. Beş ülkede yapılan bir araştırma, babası “baba ayı” kullanan erkek çocukların yetişkinlikte daha az cinsiyetçi tutumlar benimsediğini gösteriyor. İsveç’te bu etki oldukça güçlü. Çocuklar yetişkin olduklarında “standart sapma” denilen 0,3’lük oran dışında daha eşitlikçi bir bakış açısına sahip. Bir başka deyişle, baba bakımını gören çocuklar daha hakkaniyetli yetişkinlere dönüşüyor.
Anne sağlığı güçleniyor
2012 reformunu inceleyen bir araştırma, babayla paylaşılan ilk yılın annelerde doğum sonrası sağlık sorunlarını azalttığını ortaya koymuş durumda.

Peki Türkiye? Latte Dad’lere İhtiyacımız Var mı?
Bizim kültürümüzde baba, çoğunlukla “çalışan”, “evin ekmek getireni” olarak konumlandırılır. Bu nedenle mesai saatinde kafede bebeğiyle latte içen bir baba fikri ilk etapta sıradışı gelebilir ama alışılmadık düzenlere adapte olmak zorundayız. Dünya değişti, kadınların iş ve sosyal hayattaki varlığı arttı, aile yapıları dönüşüyor. Dünyanın her yerinde kadınlara yatırım yapılıyor. Dünyanın geldiği küresel sorunlar, küresel ısınma, küresel çapta yaşanan ekonomik zorluklar nüfusların hızla azalmasını getiriyor, doğurganlığı düşürüyor. Öyle ki tüm dünyada “tek çalışan” konumundaki erkeğin tek maaşıyla çocuk bakımının üstlenilmesi ciddi bir külfet haline gelmiş durumda. Kadınların iş hayatının devam edebildiği denklemlerin kurulması ülkelerin nüfus politikalarının can damarı.
Doğurmanın otomatik olarak “bakım yükü” anlamına geldiği bu yerleşik düzen, artık günümüz aile yapısıyla uyumlu değil. Küresel ekonomi zorda. Ülkeler gelinen noktada 5-10 yıllık kalkınma planlarında nüfuslarının ciddi bir kısmının kendi vatandaşı olmayan insanlardan oluşacağını açıklıyor ve halka doğum paketleri gibi geçici çözümler sunuluyor. Belki bizde olduğu gibi doğum parası, bebek yatağı yardımı, evde bebek bakan anne desteği vb. Bunlarla sadece ve belki günlerimiz kurtuluyor. İsveç’in esasen neden bu kadar radikal reformlarla bu işi en öne koyduğunu anlıyoruz sanırım değil mi? Kadını çok öncelediğinden olmasa gerek. Bir devleti ayakta tutan damarı tabi ki nüfusu ve halkın işgücüne katılımı, dolayısıyla üretimdir.

İsveç gelinen noktada, kadını çalışma hayatından alıkoymayarak doğumdan sonraki bakım sürecini erkeğin de omuzlarına paylaştırıyor. Böylelikle İsveç için doğum oranları arttı diyemesek de dünyadaki azalma oranlarına yaklaşmadan stabil kalıyor, kadın-erkek ülkenin işgücüne katılıyor, üretiminde çalışıyor. Dolayısıyla sadece iş bölümü, bir devletin nüfusunu elinde tutması, oldukça fazla insanla iş gücü kurması ve sürekli üretim yapması, belki adaptasyonu zor politikalarla çok uzun olmayan vadede en büyük kazancı getiriyor.
Latte dad modeli elbette birebir kopyalanmak zorunda değil ancak babalığın sadece ekonomik sorumlulukla sınırlı olmadığı, bakımın ve şefkatin de babalığa dahil olduğu bir kültür, toplumun tamamına iyi gelir; hem topluma, hem ekonomi ve nüfus politikalarına çok iyi gelir. Dolayısıyla aslında İsveç’in yaptığı, akım olarak geçen latte dad bir akım değil. Birkaç on yıl sonra nüfusunda neredeyse vatandaşı kalmayacağını açıklayan Avrupa için bir dönüşüm çağrısı, biraz sinsi ve sessiz bir yerden çok güçlü bir devlet politikası. Aile hayatını, toplumsal cinsiyet rollerini, annelerin kariyerini, çocukların gelecekteki tutumlarını etkileyen oldukça güçlü bir dönüşüm modeli.
Bu model Türkiye’ye birebir uygulanamaz belki ama Türkiye’nin, ülke sınırlarının, Türk vatandaşlığının, ülke ekonomisinin, ülke üretiminin kaderi babalığın evrim geçirmesine bağlı olabilir.
Kapak Fotoğrafı: The Today Show
İlginizi çekebilir: Ezel Merin Nalbantoğlu’ndan Yeni Çağın Paradoksu: Bireysellik mi, Yalnızlık mı?

Helin Yüksel







Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!