En son ne zaman bir ağaca dokundunuz? Ya da doğanın akışını, gündelik gürültülerin çok ötesinde, en saf haliyle ne zaman hissettiniz? Bu düşündürücü soruların hatırlattıkları, Yves Rocher Vakfı’nın Plant for Life (Yaşam İçin Ağaç Dikin) projesinden ilhamla, fotoğrafçı ve yönetmen Murathan Özbek’le birlikte hayata geçirdiği “Yanıbaşında” sergisinde yeniden can buluyor. Doğa ile insan arasındaki görünmez bağlar, artık görünür hale geliyor. Biz de, 3–8 Aralık tarihleri arasında FAAR Gallery’de izleyiciyle buluşacak sergi öncesinde hem “Plant for Life” projesinin ilhamını ve doğaya duyulan özlemi Murathan Özbek’le konuştuk hem de Yves Rocher Türkiye Pazarlama Direktörü Gizem Ürkmez Karaman’la farkındalık yaratan projelerinin ardındaki vizyonu değerlendirdik.

“Yanıbaşında” | Fotoğraf: Murathan Özbek

Bu projeyle ilk karşılaştığınızda ne hissettiniz? Yves Rocher Vakfı’nın “Plant For Life (Yaşam İçin Ağaç Dikin)” projesi sizde nasıl bir duygu ya da çağrışım yarattı?

Yves Rocher Vakfı ile yolum kesiştiğinde vakfın misyonundan ve “Yaşam İçin Ağaç Dikin” projesinden çok etkilenmiştim. Vakfın “Doğadan aldıklarını doğaya geri verme” yaklaşımı; insana, doğaya ve biyoçeşitliliğe fayda sağlamak için dünya genelinde 120 milyonun üzerinde ağaç dikmiş olması bende hem güçlü bir motivasyon hem de bu iş birliği özelinde ciddi bir sorumluluk duygusu yarattı. Bu kadar kararlı ve iyileştirici bir çabanın parçası olmak, yaptığım işin anlamını başka bir yere taşıdı.

Yves Rocher Vakfı ile bu proje kapsamında bir araya gelme süreci nasıl gelişti? Vakfın yaklaşımı, sizin yaratım sürecinize ve serginin çerçevesine nasıl yön verdi?

Vakfın “Yaşam İçin Ağaç Dikin” projesi için hazırladığı “Ağaç Dikmek İçin 100 Neden”i incelerken benim doğayla kurduğum hem görsel hem yaşamsal bağın, onların yıllardır sürdürdüğü çevresel bakışla örtüştüğünü hissettim. Onlar da benim hikâye anlatma biçimimde doğaya yönelik bir merak ve doğal bir uyum görmüş olmalı ki birlikte bu yola çıkmaya karar verdik.

Aslında ben doğa fotoğrafçısı değilim; ama hem hayatımda hem de sanatsal üretimimde doğada olmayı, onunla iç içe olmayı hep önemsedim. Doğa benim için sadece bir fon olmadı; aksine yaratıcılığımın en temel kaynaklarından biri oldu. Bu projede sonsuz doğanın içinde ağaçlara odaklandım.  Ağaçlarla kurduğum ilk diyalog değil bu ama ilk kez bu kadar uzun ve bu kadar derin konuştuk onlarla.

Şehir hayatının hızında kaybolduğumuz bu dönemde doğaya ve ağaçlara duyduğumuz özlemi “Yanıbaşında”ya nasıl taşıdınız? Bu sizin kadrajınızda nasıl bir dile dönüştü?

Bu sergide fotoğrafları çekebilmek için önce yaşadığım şehir olan İstanbul’dan çıkmam gerekti. Aslında önceki sergilerimi üretirken de bunu yapma ihtiyacı duymuştum. Gökyüzünün bu kadar daraldığı, doğanın kendine neredeyse hiç yer bulamadığı bir şehirde bende zaman zaman bakışım daraldığını hissediyorum. Plansızlık, acelecilik ve doğaya karşı duyarsızlık; hepimizi giderek daha dar bir alana, daha az ışığa sıkıştırıyor. Doğadan bu kadar uzak kalmak insanı hem duygusal hem de fiziksel olarak eksiltiyor. Buna bir itiraz olarak da görülebilir bu proje, ağaçlarla daha yakın ve uzun temas edeceğim bir yolculuk özlemi olarak da.  Onlarla gürültüden, karmaşadan uzak yerlerde buluşmak daha yalın bir dilin doğmasına neden oldu.

“Yanıbaşında” | Fotoğraf: Murathan Özbek

Tek bir karede onlarca duyguyu verebilmek emek isteyen bir meziyet. “Yanıbaşında”da doğa ve insanı yan yana getirirken bu duygu akışını mümkün kılan şey sizce sezgi midir, temaların yarattığı his mi yoksa anın kendisi mi?

Bence hepsi. Ama insan ile doğa arasındaki ilişkinin yeni olmadığını hatırlamak gerekiyor. Dünyanın ve tarihin her döneminde bu ilişki farklı hikâyeler yarattı. Edebiyat, sinema ve diğer tüm sanat dalları gibi fotoğraf da bu ilişkinin izini sürerek sayısız öykü anlattı. Belki bu sergi de bu ilişkinin başka biçimleri ile karşımıza çıkıyor. “Yanıbaşında”nın ağaçlar üzerinden şekillenen teması; sabır, sağlamlık, özgürlük ya da yakınlık gibi bir sürü kavramı da açığa çıkarıyor. Bütün bu hisler, sezgiyle ve ağaçların yarattığı çağrışımlarla birleşince, duygular kendiliğinden fotoğraflara dönüşüyor.

Sinematik ve minimal yaklaşımınız bu projeyi nasıl şekillendirdi? Bu iki yaklaşımı ağaçların diline tercüme ederken hangi sınırları ve özgürlükleri keşfettiniz?

Sinema ve fotoğraf benim ana alanlarım olduğu için fotoğrafik ve sinemasal olanı birbirinden çok da ayrı göremiyorum. İkisi başka üretim süreçleri gerektirse de ikisi de fazlalıklardan kurtulmayı mecbur kılıyor. Bu minimal yaklaşım sadece bana özgü değil; sanatın genelinde ortak bir çabadır fazlalıkları atmak ve hikâyeyi en sade hâline getirmek.

Ağaçların ve doğanın dili ise zaten yalın geliyor bana. Doğada üretirken en değerli bulduğum şey, onun kendi mizansenlerine erişmek. Ve illa ki bir sınırdan bahsedeceksem o sınır doğanın çizdiği sınırdı; onu bozmadan, ona müdahale etmeden duygularımı yansıtmak durumundaydım.

“Yanıbaşında”, güçlü anlatısıyla derin ve içsel duygular uyandıran bir iş. Böyle bir etkiyi yaratmaya başlarken sizin ilham kaynağınız ne oldu?

Doğanın en güzel hallerine tanıklık ettiğim çocukluğumdan bu yana doğayla kurduğum ilişki hep biraz şiirsel oldu. Doğanın içinde iç huzurumu ararken, doğada kendimi ifade edebileceğim bir sürü parça da bulabildim. Metaforlar için sık sık doğaya başvurdum mesela, insanı anlatırken doğada benzerlikler aradım. Yıllardır kurulan bu yaratıcı ilişkiler bu serginin özünü oluşturuyor.

“Yanıbaşında” | Fotoğraf: Murathan Özbek

Projede size, yıllardır birlikte ürettiğiniz sanatçı dostunuz Ekin Bernay eşlik ediyor. Ekin Bernay’ın performatif yaklaşımı “Yanıbaşında”ya nasıl bir katkı sağladı? Onunla çalışmak bu projeye nasıl katmanlar ekledi?

Ekin çok uzun yıllardır dostum ve onun doğaya, insana, sanata bakışını hep merak ve saygıyla izledim. Birlikte ürettiğimiz çok proje oldu, bazen konuşmadan bile anlaşabiliyoruz; duyguya, fikre aynı yerden yaklaşabiliyoruz. Bu bizim ortak bir dilde buluşabilmemizi de sağlıyor.

Onun kendi bedeni ve doğayla kurduğu ilişki, bu sergide benim ağaçlarla kurmak istediğim diyaloglarla birleşince sergide başka bir katman daha oluştu.

Ekin’in hareketle duyguyu aynı çizgide ele alma biçimi, projeye başka bir “canlılık” hissi de kattı. Ağaçlar ve insan arasındaki o sessiz ilişki, onun etkisiyle güçlü manzaralara dönüştü.

Çevre krizinin somut etkilerinin her gün daha görünür olduğu bu dönemde, doğaya yönelik sanat üretmek sizce nasıl bir sorumluluk taşıyor? Bu proje sizin yaratım sürecinizde nasıl bir toplumsal görev hissi yarattı?

Sanatçı hissettiği sorumluluk duygusunu bazen daha direkt gösterirken bazen de dolaylı yollarla duygu uyandırmayı seçebilir. Bu projede benim amacım herhangi bir öğüt vermek değil, daha çok hatırlatmak. Doğayla kurulan ilişkide doğanın bizim için değil, bizimle birlikte hatta bizden bağımsız bir şekilde de var olduğunu hatırlamak.

İzleyicinin sergiden çıkarken yanına almasını dilediğiniz duygu nedir?

Tek bir duygu seçmek zor. Ama serginin isminden de anlaşılacağı gibi, yakınlık izleyiciye geçmesini istediğim duyguların başında geliyor. Doğayla ve ağaçlarla kurduğumuz ilişki, Ekin’le yıllardır sürdürdüğümüz yaratıcı ortaklık… Tüm bunların izleyici ile fotoğraflar arasında da aynı samimiyetle kurulmasını diliyorum.

“Yanıbaşında” | Fotoğraf: Murathan Özbek

Yves Rocher Vakfı’nın Türkiye’deki çalışmalarını destekleyen Yves Rocher Türkiye Pazarlama Direktörü Gizem Ürkmez Karaman da “Plant for Life (Yaşam İçin Ağaç Dikin)” üzerine sorularımızı cevapladı.

“Plant for Life” projesinin hedefi yıl sonuna kadar 135 milyon ağaç dikmek. Günümüz çevre krizi gerçekliğinde, bu projeyi yaşatırken Yves Rocher Vakfı olarak sizi en çok motive eden şey nedir?

“Plant for Life – Yaşam İçin Ağaç Dikin” projesi bizim için yalnızca bir çevre girişimi değil; kökleri 1991’de Jacques Rocher tarafından atılan çok daha büyük bir felsefenin devamı. Vakfın doğaya borçlu olduklarını geri verme motivasyonu, bugün yaşadığımız çevre krizinin aciliyetiyle birleştiğinde bizi her gün daha kararlı, daha tutkulu bir noktaya getiriyor.

Bizi en çok motive eden şey, dikilen her ağacın aslında bir geleceğe yatırım olması. Bir ağacın; toprağı iyileştirip canlıları koruduğunu, iklimi dengelediğini, bir ekosistemin devamlılığını sağladığını biliyoruz. Bugün 5 kıtada devam eden bu hareketle yalnızca ağaç dikmiyoruz; biyoçeşitliliği koruyor, toplumlarda çevresel farkındalık yaratıyor ve doğayı seven bir neslin oluşmasına katkı sağlıyoruz.

2025 yılı sonuna kadar 135 milyon ağaca ulaşma hedefimiz, yalnızca bir sayı değildir. Bu hedef, vakfın gezegen yararına sürdürülebilir bir etki bırakma kararlılığının bir sembolüdür. Hem doğayı hem de insanların doğayla olan ilişkisini yeniden onarma fikri, bizim en güçlü motivasyon kaynağımız.

Bu proje sadece ağaç dikmek değil, aynı zamanda farkındalık yaratarak doğayla olan bağımızı hatırlamak üzerine kurulu. Bu bağlamda fotoğraf projelerinin sizin için önemi nedir? “Yanıbaşında” gibi sanatsal iş birlikleri, sergi ziyaretçilerine ne vadediyor?

Plant for Life ile amacımız yalnızca doğaya fiziksel bir katkı sağlamak değil; insanlara yeniden ‘bakmayı’, ‘görmeyi’ ve ‘hissetmeyi’ hatırlatmak. Bu nedenle sanat, özellikle de fotoğraf bizim için çok güçlü bir araç. Bir fotoğraf bazen uzun bir metnin anlatamayacağı kadar derin bir duyguyu tek bir karede aktarabilir. İnsan ile ağaç arasındaki görünmez bağı görünür kılmak için bu dil çok kıymetli.

Murathan Özbek ile gerçekleştirdiğimiz ‘Yanıbaşında’ sergisi de tam olarak bu nedenle özel. Bu sergi, izleyiciyi doğa ile arasında unutulmuş bir yakınlığa davet ediyor. Murathan’ın sinematik bakışı ve Ekin Bernay’ın bedensel anlatımıyla ortaya çıkan kareler, ağaçların bir manzara öğesi değil, birer canlı dost olduğunu hatırlatıyor.

“Yanıbaşında”, ziyaretçilere bir farkındalık vadediyor:

Durup nefes almayı, doğaya yaklaşmanın yeni bir yolunu keşfetmeyi ve her ağaca bir hikaye ile dokunmayı…

Bu sergiyle insanlara sadece bir sanat deneyimi değil, aynı zamanda doğayla aralarındaki bağı yeniden kuracak bir içsel yolculuk sunmayı amaçlıyoruz. Bu bağ güçlendikçe, çevre adına kolektif hareket etmenin ne kadar mümkün ve ne kadar gerekli olduğunu hep birlikte görüyoruz.

Kapak Fotoğrafı: Murathan Özbek