Binlerce yıldır farklı uygarlıklara ev sahipliği yapmış Anadolu toprakları, birbirine karışmış efsaneler ve mitlerle dolu muazzam bir kültürel mirası barındırıyor. Ne var ki bu kadim hikâyeler, ait oldukları coğrafyada yeterince bilinmiyor ve anlatılmıyor. Sonuç mu? Yunan, İskandinav ve Mısır mitolojileri dünya sinemasında başköşeye otururken; Anadolu mitleri ya arka planda kalıyor ya da başkalarının gözünden, onların bakış açısıyla perdeye yansıyor. Bunu bize Eylül ayı sonunda üçüncüsü gerçekleşecek olan Uluslararası Mitoloji Film Festival direktörü Gülşah Elikbank hatırlatıyor: “Biz kendi hikayelerimize sahip çıkmazsak, başkaları bizim için yeni hikayeler yazmaya devam edecek”

Wonder Woman (2017) | Fotoğrad: Wikipedia

Sahi, Amazonlar’ın memleketi aslında neresiydi? Midas’ın elleri neden hep Avrupa çizgi filmlerinde parlar da Polatlı’da sönük kalır? Gordion düğümünü kesen kılıç sahnesi neden Oliver Stone’un aklına gelmez? Kibele’nin kutsal taşı nasıl oldu da Balıkesir’den Roma’ya valizsiz gitti? Illuyanka neden ejderha listelerinde yoktur da Smaug hâlâ Netflix ekranında tüter? Ve Şahmeran… Onun hikâyesi neden Hollywood’da hiç duyulmaz?

Bütün bunlar sadece “bizimkiler anlatmadı” meselesi değil, aynı zamanda “başkaları ballandıra ballandıra anlattı” meselesi. Gelin şimdi Amazon kadınlardan altın krallara, ana tanrıçalardan yılan kraliçelere hafımızı yoklayalım.

Troya (2004) | Fotoğraf: Letterboxd

Destan Bizim, Kamera Onların: Troya 

Truva… Adını duymayan yoktur. Homeros’un İlyada’sında yazılmış, çağları aşmış bir destan. Ama ne gariptir ki dünyanın en bilinen Anadolu hikâyesi, hep yabancıların kamerasından bize geri dönüyor. Bizim taşlarımız onların ışığında parlıyor.

1956’da Warner Bros. Helen of Troy diye film çekiyor. 2004’te Wolfgang Petersen koca bütçeyle Troy’u patlatıyor. Brad Pitt kaslı Achilles (Aşil), Eric Bana gururlu Hector, Orlando Bloom romantik Paris. Dünyanın her yerinde izleniyor. Truva’yı tanımayan kalmıyor. Peki soralım, bu film nerede çekiliyor? Türkiye’de mi? Yok. Malta’da, Meksika’da. Bizim hikâyemizi onların stüdyosunda kuruyorlar. Çekimler bitince koca Truva Atı’nı hediye diye Çanakkale’ye gönderiyorlar. “Buyurun, anıtınız.” Yani bizim efsanenin sembolü, hediyelik eşya muamelesi görüyor.

Ama tek film bu değil. 1961’de İtalyanlar La Guerra di Troia diye çekiyor. 1971’de The Trojan Women sahneye çıkıyor. 2003’te mini dizi Helen of Troy. Hepsi aynı hikâyeyi tekrar tekrar anlatıyor. Ama nasıl? Hep Yunan gözünden. Truvalılar, Yunan’ın “ötekileri.” Oysa biz biliyoruz ki Priamos’tan Hector’a hepsi Anadolu’nun evladı. Yunan destanında düşman, bizde kahraman.

Truva bugün hâlâ Çanakkale’de toprağın altında nefes alıyor. Ama beyaz perdede hep başkasının dublajıyla konuşuyor. Bizim kahramanlarımızın sesi başka ağızlardan çıkıyor. Kendi hikâyemizi kendimiz çekmeyince, Brad Pitt Achilles oluyor, Hector’u Eric Bana oynuyor, biz de izlerken “aaa, bizimkiler” diyoruz.

Xena: Warrior Princess (1995) | Fotoğraf: Wikipedia

Themyscira’nın Kökleri Amazonlar

Amazonlar… Hollywood’un gözdesi, çizgi romanın kahramanı, feminist ikonun mitolojik anası. Ama unutanlar için hatırlatalım: Amazonların asıl anavatanı Yunan’ın iç kesimi değil; Karadeniz’in güney kıyıları, yani bizim buralar. Terme Çayı’nın kenarında Themiskyra adlı kentleri varmış. Kraliçeleri orada hüküm sürermiş. Yani DC evreninin kurgusal Themyscira’sı, aslında Karadeniz’in öteki yakasından selam çakıyor.

Peki Hollywood ne yapıyor? Patty Jenkins’in Wonder Woman’ında Amazonlar Zeus’un eliyle yaratılmış, ölümsüz, gizemli kadınlar. Görsellik şahane, aksiyon yerinde, ama köken mevzusu yok. Efes Artemis Tapınağı’nı Amazonların yaptığına dair söylence mesela? Yok. Bizim topraklarda var, perdede yok.

90’ların dizilerini hatırlayın: Herkül: Efsanevi Yolculuklar (Hercules: The Legendary Journeys), Zeyna: Savaşçı Prenses (Xena: Warrior Princess)… Amazonlar beyaz perdede sık sık karşımıza çıkardı. Ama nasıl? Yunan kahramanlarının egzotik “ötekileri” olarak. Biraz barbar, biraz vahşi, biraz da çekici. Oysa arkeoloji başka şey söylüyor! Karadeniz steplerinde kadın savaşçı mezarları bulunmuş. İskit ve Sarmat kültürlerinde kadınların at sırtında savaştığını gösteren kemikler… Yani Amazon masalı, masal değilmiş aslında; gerçeğin kendisiymiş. Hatta Hitit dünyasının gölgesi bile düşüyor bu bulgulara. Ama Batı anlatısı ne yapıyor? Amazonları yine Yunan masalına yapıştırıyor.

Sinema tarihinde Thor ve Amazon Kadınları (Thor and the Amazon Women – 1963) gibi filmler var. Karışım tam bir “hangi mitolojiye uğradığımı şaşırdım” hali. Bizim Anadolu kökeni? Yine yok. Ama Wonder Woman sağ olsun, Amazonlar bugün kadın gücünün sembolü. Güzel. Fakat kökleri bizim buralarda olmasına rağmen, perdede hep başka diyarlardan çıkıyorlar.

The Golden Touch | Fotoğraf: www.comingsoon.net

Kral Midas ve Gordion Düğümü

Midas’ı bilirsiniz. Dokunduğunu altın yapar. Masal kitaplarında, çizgi filmlerde, çocuk hikâyelerinde. Ama Polatlı’da yaşayan kral olduğunu kaç kişi bilir? Kimse anlatmaz, o yüzden bilmemek ayıp değil. Eşek kulaklı oluşunun masallarını da dinlediğimiz Midas, MÖ 8. yüzyılda Frigya kralıydı ve anlatıya göre annesi ana tanrıça Kibele’ydi. Altın dokunuş hikâyesi bile Anadolu’nun inançlarıyla örülmüştü.

Disney’in 1935 yapımı The Golden Touch’ını hatırlayın. Midas orada Avrupa kralı gibi resmedilir. Sarayı ortaçağ dekoru, altın tutkusu evrensel bir fabl. Pactolus Irmağı’nda ellerini yıkayıp lanetten kurtulma sahnesi? Sart Çayı’nın hikâyesi yani. Ama Disney’de böyle ayrıntılara yer yok. Hikâye evrensel olur, Frigya susar.

Bir de Gordion düğümü var. Gordios’un arabasının okumasını öyle bir düğümle bağlamış ki, çözene Asya hâkim olacakmış. Büyük İskender gelir, “çözmek zor mu geldi? Kılıcı indirirsin!” der, düğümü keser. Bugün hâlâ “Gordion’un düğümünü kesmek” deyimiyle yaşıyor. Ama sinemada? Oliver Stone’un Alexander filminde bile sahne yok. Düşünün; Polatlı’da çekilmiş bir Hollywood sahnesi, İskender kılıcını kaldırıyor, düğüm kopuyor, epik müzik… Ama yok. Bizim düğüm metafor olarak kalmış, perdede görünmemiş.

Mother! (2017) | Fotoğraf: www.slate.com

Unutulan Ana Tanrıça Kibele

Kibele, Frigya’nın ana tanrıçası. Dağların, bereketin, yabanın sahibi. Yunanlılar ona Rhea dediler, Gaia dediler. Romalılar Magna Mater yaptılar. Hatta Balıkesir’den siyah taşını kaptılar, Roma’ya götürdüler, bizim annemiz dediler. Kibele bir gecede Roma’nın atasına dönüştü. Anadolu’nun tanrıçası, Roma’nın kartviziti oldu.

Peki sinemada? Kibele yok. Yerine Demeter, Gaia, Artemis var. Clash of the Titans, Immortals… Bereket tanrıçası diye sahneye çıkan isim hep başkaları. Kibele’nin adı geçmez. Oysa sur tacıyla, yanında aslanlarıyla güçlü bir figürdür. Ama perdede göremeyiz.

Darren Aronofsky’nin “Mother!” filminde doğa ana metaforu vardı. İsmen Kibele değildi ama ruhu oralarda geziniyordu. Yine de bizim tanrıçamız, kendi adıyla sahneye çıkmayı hâlâ bekliyor. Roma taşını yürütür, Hollywood görmezden gelir. Biz bakarız.

Şahmaran (2023) | Fotoğraf: Netflix

Şahmaran: Yılan Kraliçenin Perdedeki Yokluğu

Şahmaran… Yarısı yılan, yarısı kadın. Tamamı bilgelik. Camsap’a âşık olur, ona güvenip bilgisini verir. İhanet görür, ölür. Ama bilgeliği halka kalır. Bu masal yüzyıllarca anlatıldı, resimlere işlendi.

Batı’da ise? Evet bildiniz, orada yok. Yarı yılan kadın deyince Lamia çıkar, Medusa çıkar. Conan the Barbarian’da yılan adamlar vardır. Harry Potter’da Nagini vardır. Ama Şahmaran yok. Çünkü Batı, yılan-insanı hep korku unsuru yapar. Şahmaran ise korku değil, şefkatin sembolü. İnce fark. 

2023’te Netflix’te Şahmaran dizisi çıktı. Eleştiriler karışık, ama en azından biz kendi masalımızı sahneye taşımayı denedik. Yine de dünya çapında hâlâ bilinmiyor. Bir gün Hollywood “ilham aldı” der, adını değiştirir, başka bir hikâyeye katar. Biz de izlerken “bizimkine benziyor” deriz. 

Game of Thrones (2011) | Fotoğraf: www.rollingstone.com

Unutulan Ejderha Illuyanka ve Oyunlar

Hititlerin ejderi Illuyanka… Teşup’la kapışmasını anlatan taş kabartma hâlâ Ankara’da sergileniyor. Efsanede Illuyanka ilk raundu kazanır, Teşup’un kalbini ve gözlerini çalar. Teşup bir plan yapar, oğlu Şarruma’yı ejderhanın kızıyla evlendirir. Çalınanlar geri alınır. İkinci bölümde Teşup güçlenir, Illuyanka’yı öldürür. Ama oğlu da kendini öldürtür. Trajedi, destan, epik bir film malzemesi… Ama beyaz perde yok.

Hollywood ejderha deyince St. George’un ejderini bilir, Tolkien’in Smaug’unu, Game of Thrones’un Drogon’unu bilir. Bizim Illuyanka? Liste dışı.

Ama umut var. O umutta oyun dünyası. Uluslararası Mitoloji Film Festivali kapsamında bu yıl ilk kez düzenlenen e-oyun yarışmasının yürütücüsü LUGAL Games’in kurucusu Rahmi Aydemir, “Illuyanka oyunda müthiş bir boss savaşı olur” diyor. Haklı. Oyun, mitolojiyi yaşatır. Teşup’un yerine geçer, ejderhayı sen alt edersin. Yani mit interaktif olur. God of War nasıl Yunan mitini dünyaya sevdirdiyse, Illuyanka da öyle küresel sahneye çıkabilir. Önce oyunda dövüşürsün, çok beğenilince beyaz perde sahip çıkar.

“İnsanlığın Ortak Hikayesi”

Anadolu’nun masalları… Amazon, Midas, Kibele, Illuyanka, Şahmeran… Hepsi dünya kültürünün parçası. Uluslararası Mitoloji Film Festivali’nin sloganında dendiği gibi; “İnsanlığın Ortak Hikayesi”  Bunlardan bazıları başkalarının perdesinde başkalaşıyorlar. Kimileri gölgeleniyor, kimileri hiç görülmüyor. Başkaları değil biz bile görmüyoruz.

Binlerce yıl önce sözle başlayan ve bugüne kadar anlatılagelen Anadolu masalları, bugün ışıkla, pikselle, senaryoyla devam edebilir. Ama en güzeli bizim sözümüzle söylenen olur. Bizler başkasının perdesinde seyirci değil, kendi perdemizden dünyaya açılacak hikayelerin anlatıcısı olmalıyız. Kendi hikayemizin kıymetini bilerek, sahip çıkarak…

01-afis
III. Uluslararası Mitoloji Film Festivali | Fotoğraf: Festival Koordinatörlüğü

III. Uluslararası Mitoloji Film Festivali Hakkında: 

Mitolojinin sinemadaki ve oyunlardaki serüvenini tartışırken, bu alanda en somut adımlardan birinin bizde atıldığını da unutmamak gerek. 22–30 Eylül 2025 tarihleri arasında üçüncüsü düzenlenecek Uluslararası Mitoloji Film Festivali, Anadolu’nun kadim anlatılarını beyaz perdeye, dijital oyunlara ve akademik tartışmalara taşıyor. İzmir’den Aydın’daki Tralleis Antik Kenti’ne, Manisa’dan İstanbul’a ve Çanakkale Troya’ya uzanan bu yolculuk; hem uluslararası film gösterimleri hem de kısa film ve dijital oyun yarışmalarıyla, mitolojinin modern çağdaki karşılıklarını arayan program sunuyor. Bu yılın teması ise “Mitoloji ve Kadın”.

Festivalin belki de en heyecan verici tarafı, etkinliklerin antik mekanlarda hayat bulması. Çanakkale’de Troya Antik Kenti’nde yapılacak kapanış töreninden Aydın’daki Tralleis’te İsveçli topluluk YoJuliet’in konserine kadar uzanan deneyim, mitolojiyi kültür pratiğine dönüştürüyor. Üstelik tüm gösterimler ve söyleşiler halka açık ve ücretsiz. 

Anadolu mitleri üzerine bu yazıda tartıştığımız soruları konuşmak ve cevabını aramak için iyi bir fırsat ve bir adım.

Kapak Fotoğrafı: Into Film

İlginizi çekebilir: Recep Emre’den Ali ve Nino: Doğu ve Batı Arasında Uzak Bir İhtimal