Bahamalar’da ilk tatilimiz… Ülke irili ufaklı yedi yüz adaya sahip. Biz, Bahamalar’ın başkenti, en kalabalık ve turistik olan adası Nassau’da kaldık. Uçak Nassau’ya doğru alçalırken gözüme çarpan ilk şey bataklıklardı. İşte tam o sırada, içimde adanın aslında benim düşündüğümden daha farklı bir yer olabileceği hissi uyandı. Oysaki her tatil gibi burası hakkında da ne çok okumuş, araştırmıştım gitmeden önce. Hislerim kısmen de olsa doğruydu.

Pasaport kontrolünün ardından havaalanından ayrıldıktan sonra, otelimize gitmek üzere, hemen taksi aramaya başladık. Taksiler için hükümetin belirlediği bir fiyat listesi olmasına karşın, her taksiciden duyduğumuz farklı fiyatlar biraz kafamızı karıştırsa da sonunda bir taksiye binip, otelimize doğru yol almaya başladık. Gözlerimizi merkezden uzaklaştırdıkça, Latin Amerika’daki banliyölere benzer görüntülerle karşılaşıyorduk. Böylesine büyük bir turistik endüstri haline gelmiş bir yerin hala hayata dokunur yerleri vardı.

Eski İngiliz sömürgesi olduğu için Nassau’da trafik sol taraftan akıyor. İngiltere’de olduğu gibi direksiyonun sol tarafta olmasını bekliyordum, ancak otomobiller Amerika’dan getirildiğinden direksiyonlar sol tarafta bulunuyor!

Atlantis-Paradise-Island-Beach

Diğer birçok Karayip adasında olduğu gibi Bahamalar’daki resmi dil de İngilizce olduğundan iletişim konusunda sorun yaşamadık. Burada bir anektod düşmek istiyorum. Resmi dil şu anda her ne kadar İngilizce olsa da buraya ilk ulaşan İspanyol Kolomb olmuş. Bundan dolayı Bahamalar adı, İspanyolca’da “sığ deniz” anlamına gelen “bajamar” kelimesinden geliyor. Talihsiz ada ülkesi, 1783 yılından sonra yaklaşık iki yüz yıllık İngiliz sömürgeliğinin ardından nihayet 1973 yılında bağımsızlığına kavuşabilmiş.

Zenginlik ile yoksulluk, bir çizgiyle ayrılıyor Nassau’da. Otelimizin bulunduğu Paradise Island’a geldiğimizde manzara yukarıdakilerden çok daha farklıydı. Paradise Island, Nassau’ya iki köprüyle bağlı bir adacık, sanki Nassau’dan kopmuş bir cennet parçası. Denizin berraklığını, mavinin bin bir tonunu, uzun, beyaz kumlu plajları, sır saklayan inciler gibi dizilmiş mercan kayalıklarını, ayaklarınızın dibinde yüzen rengarenk okyanus balıklarını herhalde anlatmama gerek yok. Bu müthiş doğaya dokunabilmek tarifsiz bir duygu.

Paradise Island - Manzara

Paradise Island’ın büyük bir alanına oteller yerleşmiş. Biz de buranın en popüler ve büyük oteli Atlantis’te kaldık. Atlantis çok güzel restoranlarının, havuzlarının, sahilinin yanı sıra çok güzel su parklarına ve doğal akvaryumlara sahip. Su parklarındaki kaydıraklardan bir tanesinde, şeffaf bir tüpün içerisinden kayarak, köpekbalıklarının bulunduğu bir akvaryumun içinden geçiyorsunuz. Bir diğer tarafta ise benim favorim olan, üç tarafı camlarla kaplı, içinde köpekbalıkları, vatozlar ve rengarenk okyanus balıklarının bulunduğu akvaryumun içerisinde gezinebiliyorsunuz.

Tahmin edebileceğiniz gibi bölgede tropikal iklim hakim. Şubat ayında bunaltıcı bir sıcak yoktu. Gündüzleri güneşlenip yüzebilecek kadar sıcak, geceleri ise bir hırkayla dolaşabilecek kadar serin, temiz bir hava var. Akşamları esen ılık meltem, insanın yüzünde gereksiz bir gülümseme yaratıyor.

Ocen and Only Club Agacli Yol

Adada yüzünüzü güldürecek bir diğer şey de muhteşem manzaralı restoranlar ve yemekler. Her restoran dünya mutfaklarından deniz ürünlerine, kendine özgü lezzetlere sahip. Ortamı ve lezzetlerini denemeden dönmeyin diyebileceğim iki harika restoran var. Birincisi Paradise Island’da bulunan Dune Restaurant. Restoran otelimize beş dakika yürüme mesafesinde olan Ocean and Only Club’ın içinde yer alıyordu. Yemeğe gitmeden önce yine Ocean and Only Club’ın içinde bulunan Versailles bahçelerini görmeye gittik. Büyüklüğü her ne kadar Paris’teki Versailles bahçeleriyle karşılaştırılamayacak olsa da, galiba deniz manzarasının da etkisiyle burası bana çok daha etkileyici geldi.

Yürüyerek tekrar restoran yoluna girdiğimizde, bizi bekleyen golf arabasına binip ağaçlarla dolu yoldan restorana vardık. O anki huzurumu, daha restorana varmadan tekrardan gitme isteğimi hala içimde hissediyorum. Yemekler, içkiler, manzara, servis, kısacası her şey muhteşemdi. Önerim, conch salatası ve muzlu keki denemeniz.

Melis Golf Arabasinda

İkinci alternatifimiz ise Nassau’nun merkezine yakın Fish Fry bölgesinde bulunan Twin Brothers. Burada ise conch’lu hamur kızartması ve mangalda lagos balığı yemeden dönmeyin derim. Bu arada Fish Fry daha çok yerel halkın gittiği, restoranlarla dolu bir sokak.

Dört günlük Bahamalar tatilimizin en çok akılda kalan kısımlarını sizinle bu yazıda paylaşmış oldum. Dünyanın güzelliklerini görmek ve tatmak istiyorsanız, yolunuz düşerse mutlaka ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Her şey gerçekten birbirinden güzel. Ve söylemeden geçemeyeceğim, Paradis Island scuba diving ve şnorkel yapmayı sevenler için de biçilmiş kaftan.

http://www.inspirationseek.com

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x

Newsletter'a üye olmadınız mı?