Geçtiğimiz hafta İtalya’nın, Emilia-Romagna bölgesinin başkenti olan, tarihi üniversitesi, zengin mutfağı ve revaklı mimarisi ile ünlü şehri Bologna’daydım. Tabii hazır buraya kadar gelmişken dört gün süren gezinin bir gününü de Bologna’ya sadece bir buçuk saat uzaklıktaki dünyanın en ünlü aşıkları Romeo ve Giulietta’nın şehri Verona’ya ayırmamak olmazdı.

İlk gün otele yerleşip kendimizi hemen Bologna’nın revaklarıyla ünlü sokaklarına attık. Kış sezonunda da olsa hava şansımıza tüm tatil boyunca 10-15 derece arasındaydı. Genellikle bu tip Avrupa seyahatlerinde en büyük korkum havanın soğuk olmasındansa yağışlı olmasıdır. Fakat Bologna’nın revaklı mimarisi sayesinde hava yağışlı olursa da hiç ıslanmadan tüm şehri gezebilirsiniz.

Bologna-Palazzo dell'Archiginnasio- anatomi sınıfı

Bologna-Palazzo dell’Archiginnasio- anatomi sınıfı

İlk durağımız, mezunları arasında Dante, Erasmus, Kopernik gibi önemli isimlerin bulunduğu, Avrupa’nın en eski üniversitesi Bologna Üniversitesi’ydi. Gerçekten de insanın her biri adeta saray yavrusu olan kampüslerde öğrenci olası geliyor. Özellikle Palazzo dell’Archiginnasio’nun eski ve tahta işlemelerle süslü anatomi sınıfını mutlaka görmelisiniz. Dünyanın her yerinden gelen öğrenciler ile artan genç nüfus, Bologna’ya diğer küçük Avrupa şehirlerinde olmayan bir dinamizm katmış.

Bologna-Şarküteri

Bologna-Şarküteri

Her köşe başında her bütçeye uygun restoran, bar ve pubları rahatlıkla bulabilir ve hepsinde de bölge mutfağının demirbaşları olan Tagliatelle al ragù’yu, Polenta’yı, şarküteri ürünlerinden ve başta Parmesan olamak üzere peynir çeşitlerinden antipastoları deneyebilirsiniz. Dilerseniz sayısız şarküteri dükkanından dilediğiniz ürünleri vakumlu olarak uygun fiyata alabilirsiniz. Özellikle Parmesan peyniri Türkiye’ye oranla gerçekten çok uygun.

Osteria del Sole

Osteria del Sole

 

Bologna denilince ilk akla gelen belki de “bolonez sos” tur. Fakat bilinenin aksine Bologna’da bu sosun adı “ragù” ve menülerin tamamında da makarna çeşiti olarak tagliatelle ile servis ediliyor. Biz Tagliatelle al ragù’yu Osteria dell’Orsa’da denedik ve çok beğendik. Çok uygun fiyatlara güzel yemek yiyebileceğiniz bu küçük yerel işletmede rezervasyon alınmıyor ve saat 19.30’dan sonra yer bulmak zorlaşıyor. Yine de bence yemekleri kapıda beklemeye değer.

Osteria dell'Orsa

Osteria dell’Orsa

 

Yemek öncesinde ise Borgo di San Pietro sokağındaki eski bir kilisenin bara dönüştürüldüğü Le Stanze’ye gidebilirsiniz. Hem atmosferi çok ilginç hem de içkinizin yanında sadece bir Euro vererek açık büfe atıştırmalıklardan dilediğiniz kadar alabiliyorsunuz. Tam bir öğrenci şehri olan Bologna’da bu tarz uygun fiyatlı açık büfe seçenekleri bir çok mekanda karşınıza çıkacaktır. Yemek sonrasında da tatlı olarak Torre di Asinelli’nin karşısındaki Gelateria Gianni’de Ricotta Peynirli dondurmayı deneyebilir ya da Bologna’da Asmalımescit ortamı yaşamak için Piazza Maggiore’nin haraketli arka sokaklarına uğrayabilirsiniz. Özellikle beş yüz elli yıllık şarap evi olan Osteria del Sole’de kendi aperativo’larınızı dışarıdan getirip sadece şarap açtırarak vakit geçirmek gerçekten de çok keyifli bir deneyimdi.

Verona

Verona

İkinci gün günübirlik, trenle Bologna’ya bir buçuk saat uzaklıktaki Verona’ya gitmeye karar verdik. (Ben şahsen tren yolculuklarından çok keyif alırım. Diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi İtalya’da da bir şehirden diğerine trenle gitmek hem rahat hem pratik. Tek yapmanız gereken programınıza uyan gidiş ve dönüş saatlerini, hızlı ya da normal olarak trenin türünü istasyondaki makinelerden belirleyip, biletleri alıp, trene binmeden önce yeşil makinelerden onaylatmak).

Verona-Pietra Köprüsü

Verona-Pietra Köprüsü

Renkli evleri, dar sokakları, kalesi, arenası, köprüsü ve meşhur trajik aşk hikayesi ile Verona, kış sezonunda bile canlılığını koruyan bir turist cenneti. Elbette ki Giulietta’nın evi de en çok rağbet gören yer. Aslında ev ne Giulietta’nın yaşadığı gerçek ev ne de balkon o meşhur balkon. Casa di Giulietta tamamen Verona Belediyesi’nin başarılı bir turizm çalışması. Yine de orda olup Giulietta’nın bronzdan heykelinin göğsüne dokunup evin bahçe duvarına sakız ve not yapıştırmak farklı bir dilek dileme deneyimiydi.

Bronz Giulietta heykeli-Casa di Giulietta

Bronz Giulietta heykeli-Casa di Giulietta

Üçüncü gün Bologna’nın ünlü 7 sırrının peşine düştük. Her biri birbirinden ilginç olan sırları bulmaya çalışmak şehri baştan başa gezmenize de vesile oluyor. Özellikle 666 revaktan geçilerek varılan şehrin en yüksek noktasında bulunanMadonna di San Luca Kilisesi’ne gidiş adeta bir dayanıklılık testi fakat yol boyunca fark ediyorsunuz ki Bolognalılar Pazar günleri bu gidiş gelişi spor amaçlı olarak da yapıyorlar. Eğer Bologna’yı yukarıdan görmek istiyorsanız iki seçeneğinizden biri Madonna di San Luca Kilisesi. Bir diğer seçenek ise 97 metrelik Torre di Asinelli’ye tırmanmak. Bol bol yürüyerek ve merdiven çıkarak da olsa her ikisini de denemenizi tavsiye ederim.

Madonna di San Luca Kilisesi’nin 666 revaklı yolu

Madonna di San Luca Kilisesi’nin 666 revaklı yolu

Bologna- Torre di Asinelli

Bologna- Torre di Asinelli

Bologna İtalya’da, üniveristesi ve yetiştirdiği değerli insanlar ile“La dotta” (bilge), zengin mutfağı ile “La grassa” (şişman), kırmızı tuğlalı revaklı binaları ile de“La rossa (kırmızı) şehir olarak biliniyormuş. Gerçekten de orada olduğum dört gün, gerek sıcak ve güler yüzlü insanları olsun, gerek değişik mimari yapıları gerekse de yemekleri olsun her şeyiyle çok keyifliydi. Umarım sizin de bir gün yolunuz Bologna’ya düşer.

Not: Bologna’nın 7 sırrı için: http://bologna.pinsite.nl/#lb1508/7-segreti

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN