Butter: Afrika Diasporasını Los Angeles'tan Ele Alan Fuar
BUTTER Fine Art Fair, Indianapolis merkezli sanat fuarını ilk kez Los Angeles’a taşıdı. 26 Şubat–1 Mart 2026 tarihleri arasında Inglewood’da Hollywood Park’ta gerçekleşen fuar, Afrika diasporasının yaratıcı üretimini vurgulayan dört günlük bir deneyim sundu.
Bağımsız, yükselen, orta kariyer ve tanınmış sanatçıların yer aldığı etkinlik, LA Art Week ile eş zamanlı olarak düzenlendi. Fuar, GANGGANG kurucuları Mali ve Alan Bacon tarafından başlatılan üretim girişimi Stoodeo tarafından organize ediliyor. Stoodeo, sanatçı odaklı projeleri ulusal ölçekte yaygınlaştırmayı hedeflerken BUTTER LA, şirketin ilk büyük projesi. Indianapolis’te beş yıllık fuar deneyimi üzerine inşa edilen organizasyon, LA’de sanatçıya öncelik veren, erişim, sanat eğitimi ve topluluk etkileşimini ön plana çıkaran bir program sunuyor.
Micah Johnson, eski bir Major League Baseball oyuncusu olarak başladığı kariyerinden sanat ve anlatıcılığa yönelmiş bir görsel hikâyeci ve heykeltıraş. Sanatçı, genç yeğeninin “Astronotlar Siyah olabilir mi?” sorusuyla karşılaştığında [04:17] yaratıcı amacını yeniden tanımlayarak, Aku karakterini yaratmış. Bu soru, Johnson’ın sanatını ve anlatımını çocukların hayallerini güçlendirmeye odaklaması konusunda motive etmiş.
Micah Johnson, karakalem portrelerden canlı dijital animasyonlara, TIME dergisi kapağından Art Basel’deki 30.000 metrekarelik sergiye ve Beats by Dre ile Starbucks gibi markalarla iş birliklerine kadar uzanan portföyüyle, sanat dünyasında ve dijital mecralarda önemli bir etki yaratmış. Çalışmaları, genç hayalperestleri cesaretlendiren dünyalar inşa etmeyi esas alıyor.
Ashley Nora [09:35], insan duygusu ve kimliğinin derinliklerini keşfeden, resim ve heykeli birleştiren bir görsel sanatçı. Mavi tonlarını ön plana çıkaran çalışmalarında, izleyiciyi ışık, gölge ve renk aracılığıyla meditasyon ve içsel yansıma alanlarına davet ederek; eserlerinde melankoli, içe dönüklük ve insan ruhunun incelikleri ön plana çıkarıyor.
Pratiğini resmî bir eğitim almadan, tamamen kişisel keşif ve renk teorisi ile duygusal rezonans üzerine geliştirerek oluşturmuş. Bu sezgisel yaklaşım, iki ve üç boyutlu eserlerinde kendini gösteriyor. Nora’nın yakın dönem eserlerinden Of Heaven, Still, ilahi köken ve Siyah kimliğinin direncini meditasyonla işlemiş. Resimlerindeki figürler, Rönesans geleneğini yeniden yorumlayıp Siyah bedenleri tarih boyunca dışlandıkları bir alana sokmak aracılığıyla, onların kutsallığını, gücünü ve görünürlüğünü talep etmeyi hedeflemiş.
Fulton Leroy Washington, nam-ı diğer Mr. Wash, tamamen kendi kendini yetiştirmiş [07:18] bir sanatçı, eğitmen ve konuşmacı. 1997’de, şiddet içermeyen bir suçtan haksız yere hüküm giymiş ve cezasını çekerken yağlıboya/akrilik tekniklerinde kendini geliştirmiş. 21 yıl hapis yattıktan sonra, 2016’da Başkan Obama tarafından affedilerek cezası hafifletilmiş.
Mr. Wash, ilk eserlerinde mahkum arkadaşlarını konu alarak; insanları sivil kıyafetler içinde, özgür ve idealize edilmiş manzaralarda fotogerçekçi portrelerle tasvir etmiş. Bazı portrelerinde, kişilerin paylaştığı korku ve kaygılar resmedilmiş; bazılarına ise yüzlerindeki büyük çizikler gibi psikolojik kırılmalar dahil olmuş. Fuara doğum belgesinin devasa bir versiyonunu içeren kanvas tablo ve Y USS adlı sosyopolitik eserleri ile katılan Mr. Wash, bugün Compton’daki stüdyosunda üretmeye devam ediyor.
Nijeryalı bir göçmen babanın ve beyaz bir annenin kızı olan Kaima Marie, kolaj pratiği [10:00] aracılığıyla kimlik, aidiyet ve silinmiş anlatılar üzerine yoğunlaşıyor. Çalışmaları; kentleşme, kapitalizm ve mekânsal hafıza ekseninde şekillenirken, izleyiciyi çoğu zaman fark edilmeden geçilen alanlara yeniden bakmaya davet ediyor. Katmanlı kompozisyonları, kişisel deneyim ile kolektif tarih arasında bir gerilim hattı kurarken; belleği sabit bir kayıt değil, yeniden yazılabilir bir yapı olarak ele almış.
Sanatçı, tarihçi olma niyetiyle değil, belirli anlatıların ‘yer kaplamasını’ sağlama arzusu ile üretmeye başladığını belirtiyor. Ancak bu yönelim onu, korunmayı talep eden veri, belge ve anı yığınlarıyla karşı karşıya getirmiş. Marie, büyük ölçekli ve immersif kolajlarında arşiv malzemelerini kişisel fotoğraflarla birleştirerek yeni kayıt biçimleri üretiyor. Kağıdı geometrik yapılara dönüştürerek lineer anlatıyı bilinçli biçimde kesintiye uğratıp; kimliği akışkan ve çok katmanlı bir oluş hâli olarak konumlandırmış.
Art by Deonna’nın [11:14] kurucusu olan Deonna Craig, resmi bir kaçış alanı değil, içsel bir sığınak ve direnç mekânı olarak tanımlıyor. Onun pratiğinde tuval, dünyayı algılama biçiminin doğrudan aktarıldığı bir yüzey. Üretim süreci ‘içeriden dışarıya’ işliyor; bilinçli fırça darbeleri kompozisyonu kurarken, sezgisel katmanlar süreci yönlendiren asıl belirleyici güç hâline gelmiş. Craig, bilinçdışını yaratımın gerçek proje yöneticisi olarak tarif ederek; tekniğini bir polisiye romanın kurgusuna benzetiyor. “Her resim, sonucunu baştan bilmediği bir gerilim hattı üzerinde ilerler”. Bu yaklaşım, işleri tamamlanmış bir tasarımdan çok keşif sürecinin kaydı hâline getirmiş.
The Jerry Springer Show’da prodüksiyon asistanlığı ile başlayan profesyonel deneyimi, kurumsal dünyada yönetim ve suistimal soruşturması alanlarına uzanıyor. On beş yılı aşkın kurumsal kariyerin ardından sanatı tam zamanlı pratiğe dönüştürmesi, yaratıcılığı merkez alan bilinçli bir yön değişimi. Resim pratiği ile pedagojik ve sosyal etkileşim alanları arasında kurduğu bağ, sanatını yalnızca bireysel ifade değil, kolektif deneyim ve dönüşüm zemini olarak konumlandırmış. Fuardaki çalışmaları ise, ziyaret ettiği bir mağara deneyimi ve uçaktan yeryüzüne bakarken yaşadığı hisler üzerinde şekillenmiş.
Indianapolis merkezli stüdyo pratiğini sürdüren [11:41] Israel Solomon ise, üretime erken yaşlarda çizimle başlayan bir sanatçı. Çocukluk ve ergenlik döneminde çizgi film karakterleri, süper kahramanlar, Star Wars figürleri ve sneaker kültürü üzerine yaptığı çizimler, görsel merakının ilk zeminini oluşturmuş.
Sonraki yıllarda çizimden resme evrilen pratiği, on yılı aşkın süredir yoğun bir teknik ve estetik araştırma süreciyle şekilleniyor. Çalışmaları sıklıkla Kübizm ile ilişkilendirilse de, Solomon’un yaklaşımı biçimsel referanstan ziyade yapısal dengeye dayanıyor. Kompozisyonlarda her form ve renk katmanı [ön ya da arka plan ayrımı gözetmeksizin] eşit görsel ağırlığa sahip. Pratik genelinde pozitif ve negatif alanlar bilinçli biçimde dengelenmiş olup; ışık ve gölge sıcaklık, dinamizm ve vurgu üretmek için kullanılıyor. Bu yaklaşım, yüzeyde titreşen bir ‘renk nabzı’ yaratmayı, izleyicinin gözünü kompozisyon içinde akışkan bir harekete davet etmeyi amaçlıyor ve sanatı, sonuçtan çok süreçte gerçekleşen bir canlılık hâli olarak görüyor.
FITZ! pratiğini [12:08] kişisel anlatı, aidiyet ve kararlılık üzerinden kurmuş. Indianapolis’te [sanatçının deyimiyle ‘NAPTOWN’] büyümek, onun görsel dilinin temelini oluşturan bir deneyim alanı yaratmış: hareketli, kırılgan, fakat karakter inşa eden bir çevre. Farklı okullar arasında geçen yıllar ve lise döneminde Güney’e, Florida’ya uzanan yer değiştirme süreci, kimlik ve yön arayışını derinleştirmiş.
Sanatçının anlatısında üretim, biyografik kırılmalarla iç içe. Fiziksel sakatlıklar, kişisel zorluklar ve zihinsel dağılma deneyimleri, onu sanat pratiğine daha da yaklaştıran itici güçler hâline gelmiş. Çizim, burada yalnızca estetik bir tercih değil; kontrol kaybına karşı kurulan bir yapı. Aynı zamanda içsel dağınıklığı form aracılığıyla yeniden düzenleme işlevi görüyor. İşleri bu nedenle enerjik, doğrudan ve çoğu zaman içsel bir zorunluluğun izini taşımış. Üretim süreci, geçmişle hesaplaşma, aidiyetle barışma ve bireysel hikâyeyi kolektif bir bağlama yerleştirme eylemi olarak okunabiliyor. Bu yönüyle pratiği, kişisel tarihin görsel bir ifadesi olduğu kadar, özne olma iradesinin de beyanı.
Brochevski (Amai Rawls Jr), yasal ödeme aracını hem maddi hem simgesel bir yapıta dönüştüren pratiğiyle, parayı yalnızca dolaşım değeri olan bir nesne değil; psikolojik, tarihsel ve duygusal bir taşıyıcı olarak ele alıyor. Tamamı elde kesilmiş Amerikan dolarlarından oluşan kolajları, servet, arzu, toplumsal yükselme ve kuşaklar arası aktarılan kırılganlıklar üzerine yoğunlaşmış.
Her çalışma, önceden tasarlanmış tekil bir kompozisyon eskiziyle başlıyor. Süreç, X-Acto bıçaklarıyla gerçekleştirilen son derece kontrollü ve geri dönüşsüz kesimlerden oluşurken; Amerikan banknotlarının sınırlı renk skalası, katmanlama ve yüzey dengesi açısından yüksek hassasiyet gerektirmiş. Her kesik, tatmin edici görünümüyle birlikte, maddi bir riski de içererek; başarısızlık yalnızca biçimsel değil, doğrudan finansal bir kayba işaret ediyor. Böylece üretim süreci, hem kavramsal hem performatif bir boyut kazanmış.
Pratiği, parayı parçalayarak, Amerikan mitolojisinin en kutsal sembollerinden birini söküme tabi tuttuğundan; işleri, ekonomik ikonografinin arkeolojisi olarak da okunabiliyor. Ulusal kimlik, güç ve değer tahayyülleri, kesilmiş ve yeniden birleştirilmiş banknot yüzeylerinde yeniden müzakere edilmiş.
Kuratoryel ekibin başında ARTLOUDLA’nın kurucusu Nakeyta Moore yer alıyor. Ekibe Mali ve Alan Bacon Jr. gibi yaratıcı direktörler eşlik ederken; Londra merkezli küratör ve yazar Kimberly Drew ise ilk kez BUTTER LA kadrosuna dahil olmuş. Sanatçı odaklı bir modelle çalışan sistem: tüm satış gelirlerini sanatçılara yöneltirken, komisyon ve sansür uygulamıyor.
Fuar, 14.000 metrekarelik alan ve Hollywood Park kampüsünde açık hava etkinlikleriyle desteklenen kültürel bir deneyim sunarken, bu yıl 18 Kaliforniyalı, 9 ulusal/uluslararası ve 12 Indiana merkezli sanatçıyı LA izleyicisi ile buluşturdu. Organizasyon, Black History Month kapsamında hem bir kutlama hem de anma niteliği taşıyor. Önceki edisyonların sanatçı listeleri de, Smithsonian NMAAHC, SF MoMA, Whitney, LACMA, Tate Britain, Rubell Family Collection, Studio Museum in Harlem ve Dakar Biennale gibi prestijli koleksiyon ve müzelerde işleri yer alan sanatçılardan oluşmuş.
Kapak Fotoğrafı: Erhan Us
İlginizi çekebilir: Erhan Us’tan Show

Erhan Us 















Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!