İnstagram’dan severek takip ettiğimiz Çağlar Sarıkoç ile İstanbul, fotoğrafçılık, Küba, Trabzon ve çok daha fazlası hakkında bir röportaj gerçekleştirdik. Keyifli okumalar!

_Seni daha yakından tanıyabilir miyiz? Fotoğrafa ilgin ne zaman başladı?

Tabi ki… Ben Çağlar Sarıkoç, İstanbul doğumluyum ve İstanbul’da yaşıyorum. Herhalde başka şehirde de yaşayamam. Bir şirkette inşaat mühendisi olarak çalışıyorum. Fotoğrafçılık mesleğim sanılıyor ancak tamamen amatörce başladığım ama gittikçe beni içine çeken hobilerimden bir tanesi. Fotoğraf dışında da birçok hobi ile ilgileniyorum. Model araba koleksiyoncusuyum ve Türk paraları biriktiriyorum. Aslında fotoğraf çekme merakım çok eskiye dayanmıyor. Kimi insan çocukluğundan beri makinalarla haşır neşirdir, ben öyle değildim. Üç, dört yıl önce üniversite yıllarımda arkadaşlarımla çıktığım gezilerde çektiğim fotoğraflarla kendimi keşfettim. Hiç böyle bir hobim olsun “Ben de fotoğraf çekmeliyim!” diyerek bu yola çıkmadım. Çektiğim fotoğrafları sayfamda paylaştıkça fotoğraflarımı görenlerden çok fazla beğeni ve olumlu yorum almaya başladı. Bu durum bende daha fazla fotoğraf çekme arzusu yarattı, çektikçe paylaştıkça beğenildi, beğenildikçe daha fazla çektim ve günün sonunda çok zevk aldığım; fırsat buldukça mutlaka kendimi sokağa attığım, bol bol gezdiğim, sanatsal ve kültürel anlamda ufuk açtığını düşündüğüm uğraşım oldu.

_Bir yeri fotoğraflarken özellikle dikkat ettiğin noktalar var mı? Bize biraz tüyo verebilir misin?

Tekniklerimi kimseye söylemem. :) Şaka bir yana öncelikle herhangi bir eğitim almadığımı söylemeliyim. Bunu duyan biraz şaşırıyor ancak; profesyonel eğitim, kurs ya da herhangi bir aktiviteye katılmadım. Fotoğraf çekmeye başladıktan sonra sadece biraz internetten araştırdım, ama en çok da makinayı elime aldım ve her fırsatta fotoğraf çektim. Her çekimimden bir şey öğrenerek kendimi geliştirmeye çalıştım ve hala çalışıyorum. Tabi zamanım olursa daha ileri seviye teknikler için eğitim almak da istiyorum. Ben doğa, manzara ve şehir fotoğrafları çekmeyi seviyorum. Fotoğraflarımın simetrik ve net olmasına önem veriyorum. Ve en çok sevdiğim fotoğraflarım ise içinde “derinlik” barındıranlar… Uzun bir sokakta tüm detayları çekmek hoşuma gidiyor, oradaki dokuyu tamamen yansıtmak beni en çok mutlu eden olay.

_Aşağıdaki İstanbul semtlerinde en çok fotoğraflanası yerler nereleri? Neden?

İstanbul’un her semti güzel; ancak tarih kokan, nostaljik semtlerin yeri ayrı. Yaşanmışlık beni her zaman daha çok çekiyor.
Modern bir hayatın içindeyiz ancak Galata’da veya Karaköy’de salaş bir kafede kahve yudumlamayı kim sevmiyor ki ? :)

En çok tarihi yarımada ve Balat tarafını gezmeyi seviyorum. Tarihi dokusunu koruyan yerleri fotoğraflamaktan çok keyif alırım. Galata, Karaköy, Heybeliada’nın tadı, dokusu bambaşka…

_İstanbul’da mekan olarak favorilerin nereler? Seni en sık nerelerde görebiliriz?

Mesleğim gereği çok yoğun çalıştığım için fazla bir “mekan” hayatım olmasa da, fırsat buldukça fotoğraflamaya gittiğim semtler: Karaköy, Balat, Galata, Kuzguncuk… O taraftaki mekanların birinde karşılaşma şansımız yüksek.

_Dünya’da fotoğraflamayı en çok istediğin şehirler ve manzaralar hangileri? Neden?

En heyecanlandıran soru geldi. Aslında bu soruya ben Küba diye cevap verebilirdim. Ancak ilk yurt dışı seyahatimi çok görmek istediğim Küba Havana’ya yaptım ve bu hayalimi gerçekleştirdim. Bundan sonra belirlediğim bir lokasyon yok aslında; ancak görmek istediğim, dokusunu merak ettiğim yerler çok. Özellikle derinlik ve perspektif çekebileceğim dokusu bozulmamış şehirleri merak ediyorum. Bunlardan birkaçı Roma, Floransa, St. Petersburg, Prag, Amsterdam, Barcelona diye sıralayabilirim.

_Küba’ya gidenler mutlaka yapmalı/yemeli/fotoğraflamalı dediğin 5 öneride bulunabilir misin?

-Havana’da bulunan ve Fidel Castronun emriyle yaptırılan Atamızın büstünü mutlaka ziyaret etsinler.
-Gitmeden önce Spotify’ım da bulunan “Cuba” listemi indirip, Old Havana sokaklarında müzikle birlikte kaybolmalılar.
-Malecon Beach’te gün batımını kesinlikle Mojito eşliğinde izlemeliler.
-Küba mutfağı diye bir mutfak maalesef yok. Ancak Küba’da ıstakoz oldukça ucuz, biz deneyemedik ama mutlaka denesinler.
-El Capitolio’ya çıkan her sokak inanılmaz… Mutlaka gezmeliler, mükemmel kareler bulacaklardır…

İlginizi çekebilir: Deniz Gormezano’dan “Küba, Havana: Orada Bir Ada Var Uzakta”

_Galata, Balat gibi semtlerde fotoğraf çekerken birçok lokal restoran/çay bahçesi/esnafa denk geliyorsundur. Bunlar arasında önerdiklerinden birkaçını bizimle paylaşır mısın?

Galata ve Karaköy olmazsa olmazlarım… Evet orada en çok uğradığım iki durağım var. Reklama girer mi bilmiyorum ama Karaköy Güllüoğlu ve tabi ki sahibi Nadir Güllü. Birkaç kez yer bulamadığımdan dolayı onun masasına oturmuştum, artık her gidişimde oturuyorum. Mutlaka görürsem sohbet ederim. Ha bir de dondurmalı havuç dilim baklavasını sakın kaçırmayın!

Bir diğeri de Karaköy’de Karabatak Kafe’nin bulunduğu sokağın sonunda portakal suyu satan abim. Ondan zencefilli portakal suyu içmelerini öneririm.

Balat’ta ise her zaman uğradığım tek yer var. Genelde çok yürümekten acıktığım için, Fener Köftecisi’nde köftemi yemeden dönmem. Ufacık, köşe bir dükkan ama içerisi tam benim sevdiğim eski Amerikan tarzı, sunumları da çok hoş. Balat’a gidecekler, köfteleriniz hazır!

_Fotoğraflarında çok fazla Alaçatı ile karşılaşıyoruz… Burada fotoğraflamaktan zevk aldığın detaylardan biraz bahseder misin?

Alaçatı’nın hem kendine has mimarisi, hem de Ege’nin o mavi dokusunu tam olarak yansıtan sokaklarındaki detayları, taş evlerin beyazla, rengarenk çiçeklerle buluşmasını seviyorum. Dar sokakların, ağaçların altındaki kafelerin, çiçeklerle kaplanmış binaların ahengini yansıtmaktan oldukça keyif alıyorum. Beni de en çok çeken yanı bu oluyor. Fotoğraflarıma bakanlar bu dokuyu sevdiğimi, bundan beslendiğimi anlayacaktır.

_Bu aralar Instagram sayesinde çok popülerleşen, fotoğraflarına sık sık rastladığımız Uzungöl, Trabzon’a gitmiştin. Burayı fotoğraflamak ve deneyimlemek isteyenlere tavsiye eder misin?

Üniversite yıllarım Trabzon’da geçtiği için bölgeyi çok iyi biliyorum. Türkiye’de mutlaka görülmesi gereken özel bir krater gölü. Bence Uzungöl’e hem yazın hem de kışın gidilmeli. Yazları eminim çok kişi görmüştür, ama ben Uzungöl’de kışı da yaşamaları gerektiğini düşünüyorum. Bembeyaz örtüyle kaplı, odun kokusu yayılmış bir Uzungöl’ü rotalarına ekleyenler pişman olmayacaklardır. Uzungöl’e yazın gidenler, dağ yoluna çıkıp oradaki yerel halkın işlettiği mekanlarda yöresel kahvaltı eşiliğinde manzaranın tadını çıkarabilirler. Gölde deniz bisikletine binebilirler ve son yıllarda artan yamaç paraşütü aktivitelerine katılabilirler. Uzungöl’e gidenler için bunları da deneyimlemek farklı bir anı olarak kalacaktır.

_Son olarak, seni nerelerden takip edebiliriz?

Facebook, Instagram, Twitter ve Vero hesabım var. Ayrıca site kurma çalışmalarım devam ediyor. Yakın zamanda yayında olacak.

Çok teşekkür ederiz Çağlar!

İlginizi çekebilir: “Baya İyi ile Seyahatleri, İstanbul ve Balat Coffee&Guide Üzerine”

İlginizi çekebilir: “Midyeüstü Wasabi ile Lezzetli Yemek, Kahve ve Yeni Keşifler Üzerine

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?