Caz müzisyeni Su İdil’i, geçtiğimiz yaz gittiğim konserinde tanıdım ilk kez. Etkileyici sesi ile çok aklımda kaldığı için zaman zaman dinlemeye devam ettim. Röportaj yapmak da ne zamandır aklımdaydı aslında, sonunda kendisine ulaştım ve harika bir söyleşi gerçekleştirdik. Başlıkta sadece caza dair dedim ama; caz dışında genel olarak müziğe, genç bir müzisyen olmaya, Ankara’ya kadar pek çok konudan konuştuk. Biz bu dolu dolu sohbetten çok keyif kaldık, umarım siz de seversiniz.

Öncelikle röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Tanımayanlar için, kısaca kendinizden bahsedebilir misiniz?

Ben teşekkür ederim! Herkese merhaba. 21 yaşındayım, ODTÜ Koleji mezunuyum. Şu an Başkent Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde 4. yılımı tamamlamak üzereyim. 12 yaşımdan beri şarkı söylüyorum, 15 yaşımdan beri de Türkiye’nin yetiştirdiği birbirinden önemli müzisyenlerle farklı mekan ve şehirlerde sahne alıyorum. Caz ve cazla aynı kökü paylaşan pek çok müziği söylemeyi ve tanımayı seviyorum.

Armada konserinizde sizi izlemiştim. Sesinize bayılmamın yanı sıra; sahnede çok sakin, kendinden emin ve mutlu duruyordunuz. Kaç yıldır sahneye çıkıyorsunuz? İlk konserinizdeki duygularınızdan, izlenimlerinizden hatırladıklarınızı bize biraz anlatabilir misiniz?

Öncelikle güzel sözlerinize çok teşekkür ederim. Ben yaklaşık 6 senedir sahneye çıkıyorum. Sahne gerçekten de çok enteresan bir yer. Orada size ait rahat hissettiğiniz bir alan yaratmak uzun bir süreç gerektiriyor. Bu sürece birlikte çalıştığınız müzisyenlerin enerjisi, onlarla kurduğunuz iletişim, çaldığınız müziğin tarzı, çalanların bundan keyif alıp almaması, deneyimleyip biriktirdikleriniz, hepsi dahil. Ne kadar çok sahne alma fırsatınız olursa; kendinizi elinizde mikrofon, karşınızda bir sürü yüz olan o durum içinde tanıma fırsatınız da o kadar çok oluyor. Sahneye çıkmayı ve belki de göz önünde olmayı çocukluğumdan beri hep çok sevdim. Dolayısıyla bu bana hep keyif verdi.

Yaklaşık 15 yaşımdayken sahneye çıktığım ve gerçek anlamda caz söylediğim ilk gece, Nardis’in 6.’sını düzenlediği genç caz vokal yarışması kapsamındaydı. Üstüme çok sakin bir kalkan giymiştim ama içimde gerçekten fırtınalar kopuyordu ve hatta ilk parçamda ufak ufak titrediğimi bile hatırlıyorum, ikinci parçada ve ödüller açıklandıktan sonra tabii güzel bir gevşeme olmuştu. Hala içimde bunları hissettiğim konserler oluyor. Ama sanırım beynime az da olsa oyun oynamayı başarabiliyorum. Dışarıya çok sakin ve rahat bir görüntü sunduğumda beynim de gerçek olanın bu olduğuna inanıp sakinleşebiliyor. Okuduğum bölümü fizyolojik olarak işin içine katarsam beyin ve vücudun iletişimini dinlemenin sakin kalabilmemde önemli rolü olduğunu söyleyebilirim. Yaptığım işi çok sevmemden de kaynaklanıyor elbette.

unnamed-24

Nardis’in düzenlediği bu yarışma anladığım kadarıyla kariyerinizdeki ilk önemli basamağı oluşturuyor. Kazanmanızın ardından Polonya’da eğitim almak sizin için nasıl bir kapı açtı? Bu işi yapmak istediğinize o zaman mı karar verdiniz?

Nardis’e katılışım benim için gerçekten şahane bir ilk adımdı. O gece kendi adıma en çok hayalini kurduğum ödüldü, Pulawy’deki workshopa burslu gitmek. Çünkü deneyim ve bilgi açısından maratonun start çizgisinde bile değildim. Tamamen içgüdüsel hareket ettim ve sonucunda istediğimi kazanmak müthiş oldu.

Polonya’daki workshop bu işe yeni adım atan herkes için harika bir fırsat. Öncelikle çok iyi hocalarla sabahlara kadar çalışma fırsatınız var. Belki bundan da önemlisi; sabah cazla kalkıp gece cazla uyuduğunuz ütopik bir 2 hafta geçiriyorsunuz. Etraftaki herkes cazla ve müzikle ilgileniyor, çoğu zaman bu konuşuluyor; eğitimin yapıldığı binada her gece konser salonunda bir konser ve içerdeki küçük kulüpte de sabaha kadar süren jam session’lar oluyor. Dolayısıyla vücudunuza caz her yönden aşılanıyor. Gerçekten çok kıymetli bir deneyim olduğunu düşünüyorum ve erken yaşta bunu tadabildiğim için şanslı olduğuma inanıyorum.

İşin karar aşamasına gelirsek; bu biraz aşık olmak gibi. Yani çok entrika sever biri ya da aşırı kontrolcü bir insan değilseniz, genelde aşka dair şeyler pek planlı işleyemiyor. Önce birinden hoşlanırsınız, sonra hep onunla vakit geçirmek istersiniz, birbirinizi tanıdıkça bir bakmışsınız aşıksınız ve bir daha hiç kopmak istemezsiniz. Sanatla uğraşmak da bence böyle bir şey, istemsizce içine çekiliyorsunuz; karar vermek ya da vermemek gibi bir lüksünüz pek yok. Kendiliğinden oluveriyor, çünkü onun varlığı hayatınıza ve benliğinize anlam katıyor.

unnamed-23

Üniversitede psikoloji okurken ve o derslerin yüküyle de boğuşurken bir yandan da yoğun programınızla birçok konsere çıkıyorsunuz. Bu yoğunlukta müzik çalışmalarınıza, hazırlıklarınıza ayıracak ne kadar vakit oluyor? Nasıl çalışıyorsunuz, şu an beraber çalıştığınız bir isim var mı; kısacası konserde duyduğumuz harika sesin ve parçaların öncesindeki çalışma süreçlerinden biraz bahsedebilir misiniz…

Esasında kısa süreli baktığımızda okulun tek zorluğu, söylediğim akşamların sabahında çok erken kalkıp uykusuz şekilde derse gitmek oluyor. Ama uzun vadede baktığımda; okul müziğe tam anlamıyla yoğunlaşmamı biraz engelliyor diyebilirim. Yani şu an işin deneyim ve sahne kısmında, başka deyişle şimdiye kadarki birikimlerimi sunma yönünde daha çok geliştiğimi söyleyebilirim. “Racon öğrenmek”; daha kısaca özetler sanırım. Ancak bu elbette artık yetmemeye başladı ve şimdi vakit ayırabildiğim kadar işin armonik kısmına da çalışmaya çalışıyorum. Ufak egzersizler yapıyorum. Bilgisayar destekli şahane programlar var ben de Uraz Kıvaner sayesinde tanıştım bunlarla, “Ear Master,” “Band in a Box” gibi. Tek başıma çalıştığım için çok hızlı ilerlemiyorum belki ama yerinde saymaktan iyidir. Tek başına çalışıp güzel sonuçlar almanın gururu da başka oluyor. Ben en başından beri, elini emeğini üstümden çekmeyen çok değerli insanlar olsa da çoğunlukla bulunduğum şehrin de etkisiyle daha tek başıma çalıştım hep. Şimdi dönüp baktığımda eksiklerimi görebilmekle beraber, kendi kendime çıktığım yolda -yaşıma göre düşününce- beni görece tatmin eden bir yerdeyim.

Beraber çalıştığım isimlere gelince de ben bu konuda hep çok şanslı oldum. Bu isimlerin başında Sibel Köse, Uraz Kıvaner geliyor. Ayrı şehirlerde olsak da; hem duygusal, hem de müzikal anlamda gerçekten desteklerini hep hissediyorum. Benim için çok ayrı bir yerleri var. Onun dışında genel olarak kendi kendime çalışmalarım; öncelikle çok dinlemek, sonra dinlediklerim arasında bana en çok dokunanları daha çok dinleyip söylemek şeklinde ilerliyor. Pek çok farklı sanatçıdan dinlemeye çalışıyorum, enstrümental versiyonlarını çokça dinlemeye ve sindirmeye çalışıyorum. Kendimden de bir şeyler katıp beni dinleyenlere sunuyorum. Aklıma takılan ya da altından kalkamadığım sorular olursa Uraz’a ya da Sibel’e danışıyorum. Ben bu süreçten çok keyif alıyorum, sonucunda da aynı keyfi umarım yaşatabiliyorumdur.

Psikoloji okumanızın müzisyen tarafınıza herhangi bir katkı sağladığını düşünüyor musunuz? Mezun olduktan sonrası için kafanızda neler var?

Çok katkı sağladığını düşünüyorum. Her şeyden önce ne istediğime ve kendime pek çok farklı açılardan bakmamı sağlıyor. Bu çeşitlilik bazen beni kararsızlığa da sürükleyebiliyor; ama aynı zamanda daha derinlemesine düşünmemi de sağladığı için harekete geçmeden önce gerçekten ne istediğimi söyleyen iç sesime daha çok kulak verebiliyorum. Bu da sevmediğim ya da gönülsüzce yaptığım iş sayısını gerçekten çok azaltıyor. Ek olarak, müziğin özellikle de cazın tamamen iletişime ve duyguya dayalı yapıldığını düşünüyorum. Bunlar da okuduğum bölümde bizim artık yavaş yavaş uzmanlaştığımız konular. Dolayısıyla kurduğum ve sürdürdüğüm ilişkilerime, hatta kendimle olan ilişkime de çok katkısı oluyor psikolojinin. Mezun olduktan sonra yüksek lisansı da tamamlamak ve bu bilim alanında ilgimi çeken dalda uzmanlık elde etmek istiyorum. Elbette yine müzik eşliğinde gidecek bu süreç. Master programları, okul kadar günlük hayatın neredeyse tamamını kaplamayacağı için müziğe de biraz daha alan sağlayabileceğimi düşünüyorum. Yani mezun olduktan sonra da çok sevdiğim bu iki alanı bırakmayı ya da ikisi arasında bir seçim yapmayı düşünmüyorum. Yaşamda bir seçim yapmam gereken noktaya gelirsem buna da yaşayarak karar vermek istiyorum.

Türkiye ile dünyayı karşılaştırdığınızda; caz sanatçıları, var olan caz eğitimleri veya dinleyicileri hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Türkiye’deki müzik piyasasında cazla ilgilenen müzisyenlerin sayısı çok fazla olmamakla beraber, dünya çapında pek çok değere sahip olduğumuzu düşünüyorum. Türkiye’den çok değerli isimlerle çalıyor olmak, uluslararası platformlarda hatrı sayılır müzisyenlerle çalışmak kadar heyecanlandırıyor beni açıkçası. Sayı da yavaş bir ivmeyle olsa da giderek artıyor. Bundan 7-8 yıl önce ben cazla yeni tanışmaya başladığımda bildiğim, duyduğum, tanıdığım müzisyen sayısı şimdikine göre çok daha azdı. İlgi de yavaş yavaş artmaya başladı bence.

Caz eğitimleri konusunda ise açıkçası pek olumlu baktığımı söyleyemeyeceğim. Çünkü gerçekten objektif şekilde büyük pencereden baktığımda, caza gerçekten büyük bir tutku ve merak duyan genç biri olarak içinde bulunmayı hayal ettiğimde beni heyecanlandıran neredeyse hiçbir oluşum, kurum yok. Yeni bölümler açıldı. Ancak gerçek anlamda yeterli desteği gördüklerini düşünmüyorum. Öte yandan; her şey insanın kendi çabası ve merakına bağlı. Dünyanın en iyi okulundan mezun olup kendi potansiyelinin yarısını bile gerçekleştirememek de var. Bu tamamen dünya görüşü, kişisel gelişime bağlı. Aaron Goldberg bir workshop’unda cazın okulda öğrenilecek bir müzik türü olmadığını söylemişti. Hatta cazın efsanelerinin neredeyse hiçbirinin başarısının bir okula bağlı olmadığını söyledi ki buna yüzde yüz katılıyorum. Bence okul, müzisyenlere işlevsel “network”ler sunması açısından çok daha önemli. Dolayısıyla yine de Türkiye’de parçası olmaktan heyecan duyacağım caz bölümleri olsun çok isterdim. Bunun eksikliğini maalesef hissediyorum.

Ankara’da ve farklı şehirlerde bir sürü farklı tip dinleyiciyle buluşma fırsatım oldu. Tanıtım ve sunum çok önemli. Sizin orada bulunmanıza vesile olan organizasyonların buna gösterdiği özen çok önemli. Yani siz kendinizi ne kadar özenle hazırlarsanız hazırlayın, tanıtımınız yalapşap yapılıyorsa; bu sizi dinlemeye gelen dinleyicinin size bakışına da, verdiği öneme de yansıyor. Ben genel olarak hitap etme fırsatı bulduğum kitlelerden memnunum. Özellikle içlerinde benim yaşlarıma yakın genç insanların, benim söylediklerime eşlik ettiğini görmekten gerçekten çok mutlu oluyorum.

unnamed-26

Biraz da grup arkadaşlarınızdan bahsedelim, en çok kimlerle çalıyorsunuz; onlarla nasıl bir araya geldiniz?

Onur Aymergen ve Doruk Gönentür ile daha çok Ankara’da çaldığımız bir triomuz var. Onlarla devamlı çalışabilmek benim için gerçekten çok kıymetli. İlk söylemeye başladığım zamanlarda Polonya sonrasında Janusz Szprot ve Murat Ulus’la söyledim, arada yine bir araya geldiğimiz oluyor. Uraz Kıvaner, İmer Demirer, Önder Focan, Ozan Musluoğlu, Yahya Dai, Kürşad Deniz, Derin Bayhan, Ferit Odman, Kağan Yıldız, Engin Recepoğulları, Cem Aksel, Ayhan Öztoplu gibi bundan 7-8 yıl önce birlikte çalmayı hayal ettiğim pek çok isimle aynı sahneyi paylaşma, konser verme fırsatım oldu pek çok kez. Ankara dışında olduğum zamanlar İmer Abi, Uraz ve Ozan’la görece daha sık çalma fırsatım oluyor. Zaten bu isimlerle geçirdiğim her bir sahne benim için üstüne para aldığım birer ders gibi geçiyor ve sahnedeyken onlardan çok şey öğreniyorum.

Nasıl bir araya geldiğimiz sorusuna gelince, bu sanırım camianın biraz küçük olmasından, daha da önemlisi genel olarak kucaklayıcı ve pozitif bir yaklaşımı olmasından kaynaklanıyor. İnsan olarak iyi anlaştığınız müzisyenlerle ortaya kötü bir müzik çıkması bence imkansız. Bu açıdan çalıştığım müzisyenlerle aramdaki ilişkileri düşündüğümde çok mutlu ve şanslı hissediyorum.

Şu an çaldığınız veya çok çalmak istediğiniz; sizin için biraz daha özel olan bir enstrüman var mı?

Hem armonik, teorik düzeyde daha çok gelişmemi; hem de kendi kendime eşlik edebilme özgürlüğü sağlayacağı için piyano çalmayı öğrenmek çok istiyorum. Zaten yavaş yavaş başladım.

Konserinizde en az birkaç dilden parçalar duymuştum ve o dillere olan hakimiyetiniz de beni etkilemişti. Bu durum daha özel bir çalışma gerektiyor mu?

O biraz müzikle uğraşmanın olumlu yan etkisi sanırım. Kulaktan çalışıyorum doğru telaffuzlarına ve anlamlarına daha sonra bakıyorum; ancak çok uzun zamanımı almıyor.

Ankaralısınız ve Ankaranın hatıra sayılır her mekanında sizin adınıza rastlıyoruz, bu şehirdeki sahneler, müzikal ortam vs. hakkında ne düşünüyorsunuz? Orada da sahne aldığınızı biliyorum ama, İstanbul’da yaşamamanın bir dezavantajı veya avantajı var mı? Sanırım caza gönül vermiş olanlar için İstanbul’da Nardis’in ayrı bir yeri var, sizin için de burada daha başka olan bir mekan var mı?

Ankara bence sanatsal açıdan iyi değerlendirilemeyen bir şehir. Dinleyici ve izleyici potansiyeli, genel ilgi çok yüksek. Bir bale, opera temsiline bilet bulmak neredeyse imkansız; çünkü satışa sunulduğu an tükeniyor. Tiyatro da aynı şekilde. Konserler doğru ve yeterli tanıtılırsa, aynı şekilde. Ancak Türkiye gibi konuma sahip bir ülkenin başkentinde gerçek anlamda bir caz kulüp olmaması beni üzüyor açıkçası. Çok büyük, süslü mekanlara gerek yok. Ufacık bir mekan bile olsa yeter. Ankara’da yetişen ve caz eğitimi alan genç müzisyen sayısı da, ilgi duyan dinleyici sayısı da az değil. Dolayısıyla bir caz vokalisti olarak bizim müziğimize ait bir mekanın eksikliğini hissediyorum. Yine de yaşadığım şehirde söyleme fırsatı bulduğum mekanlardan memnunum. Bahsettiğim eksikler sebebiyle kariyerimizle ilgili her yol eninde sonunda İstanbul’a çıkıyor. Ankara kendini geliştirmek ve deneyimlemek için bulunmaz bir nimet. Çok güvenli, disiplinli. Ama ne yazık ki belli bir seviyeye ulaştıktan sonra işler istemsiz şekilde monotonlaşıyor. O zaman biraz daha fazla deneyim, bağlantı ve macera için İstanbul yolu da mecburen görünüyor.

Çok dakik bir Ankaralı olarak İstanbul’daki trafik ve karmaşaya atfedilen gevşeklik beni biraz geriyor açıkçası. Ben söylenilen saatte buluşmaya alışığım, İstanbul’da bu bazen gerçekten kestirilemiyor, bazen de bu bahanenin üstüne yatılıyor. Bu da uzun sürede çok daha kaliteli sonuçlar verecek çalışmaları kısa zamana sıkıştırıp verimini düşürüyor bence. Benim açımdan tek dezavantaj bu.

Nardis’e gelecek olursak; orası caz çalan ve söyleyen müzisyenlerin evinde hissettiği Türkiye’deki tek caz kulüp. Çok ciddi bir disiplinle ve gerçekten orada yapılan müziğe samimiyetle, saygıyla yer vererek çalışan bir yer. Genç insanlara pek çok fırsat tanıyor ve dünyaya mal olmuş çok önemli müzisyenleri gerçek caz kulüp atmosferinde dinleme olanağı sağlıyor ki bunların çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Nardis bu tutarlılık ve disiplinle varlığını sürdürmeyi başarmasaydı, Türkiye’deki caz müziği çok eksik kalırdı. Bu tarza ilgi duyan genç vokalistlere, bu dünyaya adım atmak istiyorlarsa Nardis’in Genç Caz Vokal Yarışması’nı şiddetle öneririm.

unnamed-25

Her ne kadar dünyada kötü şeyler devam ediyor olsa da, yeni yıl yaklaşıyor ve insanlar umut etmek istiyor. Yeni yıl için hayalleriniz, müzikle ilgili veya değil, planlarınız var mı?

Önümüzdeki yıl, benim için hayatımın eğitimin en resmi kısmıyla vedalaştığım ve yeni bir döneme girdiğim bir süreç olacak. Hem heyecanlıyım, hem de tedirgin. Çünkü öğrenci kimliği olmadan yaşamayalı çok uzun zaman oldu. Yeni kimlikler ve yeni deneyimlerim olacak. Dolayısıyla çok paniklemeden, bir yıl kendime istediklerime karar vermek için bir süre tanıyacağım. Bu sırada hem yüksek lisansa hazırlanmak, hem de özel derslerle müzikal anlamda eksikliğini hissettiğim boşlukları doldurmak gibi planlarım var. Bu ülkede yaşananlara rağmen çocukluğunu, ergenliğini ve gençliğini tam süper olmasa da yaşayabilmiş, yaşayabilen biriyim. Daha özgürce ve huzurla yaşamak istemez miydim? Elbette! Bu yıl doğduğumdan beri içimde eksik bırakılan bu huzur hissini yaşamayı hayal ediyorum. Bu konularda artık içim çok dolu olduğu için umut ve hayal ettiklerimi ifade edebilmem için ekstra bir röportaj daha yapmamız lazım. Dolayısıyla bu ülkede yetişmiş genç bir insan olarak; huzur ve huzur ve huzur istiyorum! Herkese mutlu ve dilediklerine kavuştukları bir yıl dilerim!

Su İdil’in birkaç performansını buradan dinleyebilir, sanatçıyı ve etkinlik haberlerini buradan takip edebilirsiniz.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN