Datça Yarımadasının üzerinde volkanik dağlar ve çam ağaçları ile çevrili bir koyda konumlanmış olan D Hotel Maris: Konumlandığı koyun her köşesinde ayrı güzellikte değerlendirmiş, her bir detay en ince ayrıntısına kadar özenle düşünülmüş, servisi, dekorasyonu, yemekleri, personeli, denizi ve bütün imkanları ile size dünyanın en özel insanıymışsınız gibi hissettiren Türkiye’nin en güzel oteli.

Bu yaz başında kızkıza bir tatile gitmek için plan yapıyorduk. Bazılarımızın bu yaz tatil yapmaları mümkün olmayacaktı, malum iş hayatından dolayı. Hiçbirimiz Çeşme veya Bodrum’a gitmek istemiyorduk. Sadece güzel denizin ve güneşin tadını çıkarmak, birbirimizle güzel vakit geçirmek istiyorduk etrafta olan biten ile ilgilenmeden. Müge’den dahice bir fikir çıktı o anda: Maris. Datça Yarımadasının üzerinde volkanik dağlar ve çam ağaçları ile çevrili bir koyda konumlanmış olan D Hotel Maris: Konumlandığı koyun her köşesinde ayrı güzellikte değerlendirmiş, her bir detay en ince ayrıntısına kadar özenle düşünülmüş, servisi, dekorasyonu, yemekleri, personeli, denizi ve bütün imkanları ile size dünyanın en özel insanıymışsınız gibi hissettiren Türkiye’nin en güzel oteli..

18 ay boyunca tadilat için kapalı kalmış, Başak’ın küçüklüğümüzden beri anlata anlata bitiremediği Maris’i hepimiz merak ediyorduk. Doğuş Grubu aldıktan sonra kim bilir nasıl bir hale geldi diye Başak da merak ediyordu. Beş kız 6.55 uçağı ile gitmeye karar verdik 1 Haziran sabahı. Uyku ve uyanma arasında gidip gelirken biz çoktan eğlenmeye başlamıştık. Dalaman’a indikten sonra bizi karşılayan arabaya bindik ve o anda lüks bir tatilin bizi beklediğini anlar gibi olduk. Halbuki beklentilerimiz çok da yüksek değildi ne yalan söyleyeyim. Biraz uzun süren, sabırsızlığımızı her geçen kilometre ile arttıran bir araba yolculuğundan sonra cennettin kapılarından içeri girdik. Otelin kapılarından içeri adım attığınız anda sizi karşılayan pozitif enerji, suratınıza çarpan spa kokusu ve orada geçireceğiniz günlerin tek kelime ile mükemmel geçmesi için çabalayan güler yüzler…  Mimarisi ve dekorasyonu biz Instagramcıların anında telefonlarına sarılmasına sebep oluyor. Otelin mimarisi, Midek Mimarlık tarafından yapılmış, mobilyalar ise Minotti, Maxalto gibi markalara ait. Her köşesine ayrı özenilmiş.

Check-in işlemlerimizi lobideki rahat koltukların üzerinde tamamladıktan sonra odalarımıza çıkmak için can atıyorduk. Lobisi bu kadar büyüleyici olan bir otelin her köşesini keşfetmek istiyorduk. Otelin odaları yine aynı özenle döşenmiş. Banyoda bulunan ürünlerin kokusu insanı büyülüyor, yastıklar yataktan çıkmanızı engelliyor, jakuzi ise saatlerce dışarı bakarak meditasyon yapmanız için sizi çağırıyor. Ancak camdan dışarı baktığınızda gördüğünüz manzara zamanı durduruyor, insanı hipnotize ediyor.

Denizin rengi Mısır’dan getirilmiş olan beyaz kumlar nedeniyle turkuaz, sonsuza dek o suyun içinde kalmak istiyor insan. O manzarayı gördükten sonra kimse ne odayla ne de birbiriyle ilgileniyor. En hızlı hareketlerle denize ulaşmak için hazırlıklar başlıyor. Bir kere o denize adım attınız mı bilin ki D Hotel Maris sizde de bağımlılık yaratacak. Bir giden mutlaka tekrar tekrar gidecek. Ben bu yaz ikinci ziyaretimi yaptım bile. Eylül’de tekrar gitsek mi konuşmaları daha otelden çıkmadan yapılıyordu..

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?