İtalya’da aşk filmlerine konu olan, doğanın ve tarihin aynen saklı kaldığı kıyıları keşfetmek için bu sefer rotamızı Liguria bölgesine çevirdik. Palmiyeleri ve şık restoranları ile Santa Margherita; dar sokakları, yeşil panjurlu evleri ile İtalyan köyleri Cinque Terre, aşk şarkılarının simgesi Portofino ve balıkçı köyü Portovenere bu rotamızdaki duraklarımız. Rüya gibi bir tatil için geç kalmadan bu bölgeyi tatil planlarınıza ekleyin:)

İtalya’nın kuzeybatısında yer alan Akdeniz’deki kıyı kesimine verilen isim Liguria. Bu ismi pek duymamış olabilirsiniz, ancak Cinque Terre ve Portofino’nun yer aldığı sahil kesimi dersem kesin gözünüzde canlanacak. Bu bayramda tercihimiz İtalya kıyılarında aşk filmlerine konu olan, doğanın ve tarihin aynen saklı kaldığı kıyılardan yana kullandık. İtalya’da o kadar keşfedilecek güzel yerler var ki özellikle yaz tatillerinde hem deniz, hem güzel yemek, hem gezmeyi birleştirerek tatil listemizin başına eklemeden duramıyoruz. İtalya’nın Fransa sınırından başlayarak La Spezia’ya kadar uzanan Genova bölgesinde yer alan sahil kesimine Liguria deniyor. Bizde 5 günlük tatil planımızı bu sahilde görülmesi gereken önemli yerleri gezerek bir yandan da güzel yemeklere doyarak geçirecek şekilde planladık. Yazımda gezdiğimiz yerleri gün gün anlatacağım ki hangi bölgeye ne kadar saat ve gün yeterli olur sizin de kafanızda o şekilde canlansın, ona göre kendi planlarınızı daha rahat yapabilirsiniz. Öncelikle şunu söyleyebilirim eğer sadece bu sahil kesimini gezecekseniz kesinlikle araba kiralamanıza gerek yok, trenle çok rahat şehir merkezlerinden hareketle gezebiliyorsunuz. Diğer bir yol ise köyler arasında tracking yapabiliyorsunuz ama gerçek anlamıyla tracking yani dağ tepe tırmanarak gezebiliyorsunuz, ona göre yanınızda spor ayakkabınızı alıp ortalama 1,5 saatlik mesafelerden birini seçip de yürüyebilirsiniz. Yaz olması sebebiyle biz bu yolu seçemedik ama bu şekilde yürüyen insanları da gördük.

1.Gün – SANTA MARGHERITA

Gidişimizi İstanbul’dan hareketle Milano’ya ayarladık, babamın işle ilgili uğraması gereken bir yer olduğu için tercihimiz bu şekilde oldu ama bu bölge için en mantıklı gidiş uçak biletlerinin fazlalığı ve ekonomikliği sebebiyle Milano. Havalimanına geldiğimizde bizi iş için karşıladılar ve 45 dakika uzaklıktaki Lecco’ya gittik. Burası Como gölünde yer alan Como gibi farklı bir merkez, maalesef fazla vaktimiz olmadığı için Como’ya gitmeye vakit ayıramadık ama Lecco’da da Como’nun o huzurlu ve sakin havasını koklama şansına ulaştık. Babam işini hallettikten sonra bizi 4 gibi Milano Centrale tren istasyonuna bıraktılar. Tatil planını yaparken bavullarla ordan oraya gitmek istemediğimiz için kendimize bir merkez seçtik ve tüm gezilecek yerlere oradan gitmeye karar verdik, gezdiğimiz tüm yerleri gördükten sonra da kesinlikle kalınabilecek en güzel yeri seçtiğimizi anladık. Bizim merkezimiz Santa Margherita oldu. 4 gece boyunca aynı yerde konakladık ve trenle her yere çok rahat ulaşım sağladık. Öncelikle biraz Santa Margherita’dan bahsedeyim. Burası Portofino, Cinque Terre gibi turistik merkezlere göre daha büyük, daha lüks, daha fazla restoranın ve konaklama imkanın olduğu bir koya kurulmuş şirin mi şirin bir yer.

Palmiye ağaçları, lüks villaları, şık giyimli İtalyan aileleri ile bizce İtalya’nın Saint Tropez’si diyebileceğimiz sahil kasabası hatta Saint Tropez’de merkezli bir çok markada burada yerini almış. Kasabadaki sahil kesimi boydan boya kırmızı halı ile kaplı, açıkcası ilk başta özel bir etkinlik için kurulduğunu düşünmüştüm ama sonrasında Portofino’ya giderken bu kırmızı halının 5 km boyunca sahil kesiminden Portofino’ya kadar ulaştığını görünce biraz şaşırdım. Tren istasyonundan otelimize yürüyerek 20 dakikada ulaştık, şöyle söyleyebilirim tren istasyonu koyun bir ucunda bizim otelimizde diğer ucundaydı yani şehrin sahilini gezmeniz en fazla yarım saat sürer.

Kaldığımız oteli kesinlike tavsiye ederim, Albergo Minerva yeşil panjurlu tarihi bir binanın içinde otantik bir oteldi, eski olduğu için odalardan bir modernlik beklemeyin ama tertemiz. Özellikle otelin terası anlatılmaz yaşanır tüm güzelliğiyle Santa Margarita’yı izleyebiliyorsunuz. Sabah kahvaltı sonrası için temiz havayı içinize çekmek ve kuş cıvıltıları ile huzuru bulmak için uğranması gereken yer.

Cumartesi günü kahvaltı sonrası tren istasyonuna giderken, sahilde küçük el işi yapan yerlerin kurulduğu pazarı gördük tabi ki burayı gezmeden yolumuza devam edemezdik, çok yaratıcı sanatkarların standlarını gezdikten sonra sahilden yürümeye devam ederken ilk başta 3- 4 tane spor araba gördük ne olduğunu anlamak için o yöne ilerlemeye başladık ancak olduğumuz yerde sürekli farklı farklı spor arabalar gelip park etmeye başladı. Tahminimiz orada lüks araba etkinliği gibi bir şey vardı, akşam kasabaya geri döndüğümüzde 10 tane de bıraktığımız sayının 50’ye geldiğini görünce fotoğraf çekmeden buradan ayrılamadık :)

Santa Margherita’da Nerede Yenir?

Santa Margherita’da keyifli ve güzel akşam yemekleri ve akşamüstü Aperitovo’su için çok fazla seçenek var. İtalya’da gideceğiniz her yerde güzel yemek yiyeceğiniz garantisini verebilirim. Bir akşam sahilde Palma Restoran’da yedik, deniz ürünlü risottosunun şuan yazarken tadı damağımda, ev yapımı tiramisu mutlaka yemek sonunda kaçırılmamalı. Bir akşam merkeze geç döndüğümüz için daha hızlı olacağını düşünerekten şehrin en ünlü pizzacası Pizzeria Il Delfino’ya gittik burası tipik İtalyan pizzacısı, küçücük bir dükkanda ipincecik ve bol malzemeli pizzaların lezzetini siz hayal edin. Hızlı olsun diye buraya geldik ancak uzun bir sıra bekledik ama kesinlikle buna deydi. Bunlar dışında genelde saat 5-6 gibi İtalya’da Aperitivo saati oluyor, gideceğiniz herhangi bir yerde prosecco, beyaz şarap veya içeceğiniz kokteyl’in yanında aperatif yiyecekler geliyor, bunun için ekstra bir ödeme yapmıyorsunuz. İtalya’da en sevdiğim saatlerden biri de bu, herkes bir yerlerde oturup sohbet ediyor zaten yeter ki onlara sohbet olsun :)

2. Gün – CINQUE TERRE

Sabah otelde güzel ve zengin kahvaltı sonrası yıllardır hayalini kurduğum ve en çok gitmek istediğin yerlerden olan Cinque Terre köyleri için planımızı yaptık. Babam ve kardeşim motosiklet kiralayıp geze geze gitmeyi çok istediler ama bloglarda okuduğum köylerin içine araba ve motorun giremediği yönündeydi ve herkes köyleri trenle gezmek gerektiğini belirttiği için onları ikna etmeye çalıştım, sonrasında ne kadar haklı olduğumu hep birlikte gördük. Cinque Terre, İtalyanca’da 5 köy anlamına geliyor buradaki köylerin ismi sırasıyla; Monterosso al Mare, Vernazza, Corniglia, Manarola, ve Riomaggiore. Köylerin özelliklerini sıralayacağım ancak öncesinde şunu söyleyebilirim vaktiniz varsa tabi ki 5 köyü birden görebilirsiniz ama biraz yorucu ve zor olduğu için genelde herkes kendine 3 köy belirleyip bunlar üzerinde odaklanmış. Biz de yaz olmasının etkisi ve köyleri sindire sindire gezmek istediğimiz için 3 tane köyü seçtik. Köyler arasını en rahat trenle gezebilirsiniz, şehrin içine kadar giren ulaşım aracı tren, her köy arasında gittiğiniz mesafe 3-4 dakika hatta bazen konuşmaya dalıp durağı bile kaçıracak kadar kısa mesafeler. Tren ile ilgili diğer konu ise, bu bölgede bilet almadan kaçak trene binenlerin hayli çok olduğunu bilin, biz bu riske girmedik ama girenlerin çok olduğunu duydum. Bir köyden bir köye gitmek 4 Euro, 5 köyü gezmek için Cinque Terre tren kartıda alabilirsiniz bir günlük 16 Euro biz buna ihtiyaç duymadık ama aklınızda olsun. Köyleri gezmenin diğer bir yolu ise tekneler, saatlerine bakarak köyler arasında deniz yolu ile de gezebilirsiniz. Eğer kendinize güveniyorsanız daha önce de bahsettiğim gibi tracking yaparak da bazı köyler arasını gezebiliyorsunuz.

Monterosso al Mare:

Köyler arasında en büyüğü burası, aslında burasını 5 köyü gezmek için ana merkez olarak düşünebilirsiniz. Araba ile gelirseniz burada arabayı park etmek için yerler var, diğer köylere de tren ile gitmelisiniz. Bu köyde denize girmek için kumsal bir plaj var ve diğer köylere göre daha fazla otel imkanları var. Biz buraya gitmedik çünkü benim seçtiğim diğer 3 köyün daha karakteristik özellikleri vardı. Tabi ki siz ilginize göre vaktiniz varsa buraya da uğrayabilirsiniz.

Vernazza:

Bizim ilk durağımız bu köy oldu, Santa Margerita’dan 40 dakikalık bir tren yolculuğu ile öğlen saatlerinde köye ulaştık. Şirin mi şirin sokakları, hediyelik eşya satan dükkanları, renkli küçük evleri, tertemiz kokan çamaşırları, sahilde küçücük bir kumsaldan ve kayalıktan denize giren köy halkı ve sahildeki mütevazi kilisesi ile köyler arasında bence en güzel, en otantik olanı burasıydı. Köy dediğim yer aslında bir koydan oluşuyor, yani çok çok küçük ilk başta inanamıyorsunuz bu kadar küçük olmasına ama sokaklarda adım atacak yer yok inanılmaz bir turist akını var. Bir grup gemiyle geliyor, bir grup trenden iniyor aynı anda bir grup yemek yiyor ve sürekli bir sirkülasyon oluyor.

İlk olarak bir sabah kahvemizi tatlı bir barda içtik, sonrasında kiliseyi gezdik içine bayıldım çünkü çok ama çok mütevazi ve abartısız bir kiliseydi.

Sonrasında tepeden fotoğraf çekmek için tırmanmaya başladık buraya çıkarken halkın yaşadığı evlere, dar sokaklara hayran kaldım. Mutlaka tepeye çıkın derim, tepeye çıktığımızda ter içinde inen insanları görüyorduk sonradan anladık ki bunlar köyler arasında tracking yapan gruplarmış. Tepeye çıktığınızda yürürken karşınıza bir kulübe çıkıyor ve köyler arasında yürümek için de para verdiğinizi anladığımda şaşırdım, İtalyanlar Cinque Terre’nin turistik etkisinden her türlü yararlanıyorlar. Sadece fotoğraf çekmek için kulübenin öbür tarafına geçince oradaki görevli kadına derdimi anlatmaya çalıştım :)

Sonrasında trene binerek ikinci durağımıza doğru yola çıktık.

Corniglia:

Burası vakit darlığından elediğimiz köylerden diğeriydi. Okuduğum kadarı ile de aslında en az turistik olan burasıymış bir de köyün denize kıyısı yok ve tepede kurulu olduğu için yerleşim yerine ulaşmak için bizi bekleyen basamaklar varmış. Buna göre siz de kendi programınız doğrultusunda değerlendirebilirsiniz.

Manarola:

Manarola, kesinlikle köyler arasında uğramanız gereken en önemlilerden, çünkü Cinque Terre’nin sembolü olan fotoğraf hep bu köyden çekilmiş. Köye geldiğinizde sahile doğru yürürken yine küçük dükkanlar, hızlı yemek yemek için take away pizzacılar ve bir kaç restoran sizi karşılıyor. Yukarıya doğru çıktığınızda köyün bu manzarasını görünce heh tamam şimdi Cinque Terre’ye geldim diyeceksiniz.

Bir de gittiğiniz mevsim yaz ise köylerde denize giren İtalyan’larla karşılaşacaksınız. Yanımızda mayolarımız har daim hazır olduğundan kayalıklardan denize giren İtalyan’lara özenip biz de serinlemek için kendimize denize attık. Denizden köy inanılmaz harika görünüyordu, o anı zihnimi kaydettim. Kayalıklarda oturup pizzamızı ve soğuk biramızı içtikten sonra tekrar tren istasyonunun yolunu tuttuk.

Riomaggiore

3. ve son durağımız Riomaggiore, bu köy gezdiklerimizin içinde en büyüğüydü. Kıyı kesiminde güneşim batışını izleyebileceğiniz çok güzel 2-3 restoran var. Köyün iç kısmı daha canlı, hediyelik dükkanlar, balık ürünleri yapan fast food tarzı yerler, gündüz kahvesi için cafeler ve akşam Aperitivosu için barlar çokça mevcut. Gezdiğimiz sırada denizin keyfini çıkaran İtalyan’ların rahat, stressiz, trafiksiz hayatlarına özenmeden edemedik.

Bu manzaraya karşı önce fotoğraflarımızı çekildik, sonra banklarda oturduk, manavdan aldığımız meyveleri yerken İtalyanların huzurlu hayatını izledik. Akşam yemeğini burada yersek kaldığımız yere dönmek geç olur diye düşündüğümüz için burada çok kalamadık, ama sahildeki restoranlar tam akşam yemeği keyfi için düşünülmüş.

Böylece Cinque Terre gezimizi bir günde bitirdik açıkcası bizim gezdiğimiz 3 köy bizce en güzel ve ne karakteristik olanlarıydı. Eğer yazın gezmeye gideceksiniz günün sıcak saatlerinde mutlaka denize girmeli ve kendinizi İtalyan’ların rahat hayatının akışına bırakmalısınız.

3.Gün – PORTOFİNO

Tatilin en önemli ve en çok merak ettiğimiz kısmı filmlere ve aşk şarkılarına konu olmuş Portofino’ydu, buraya 1 günümüzü ayırdık. Portofino’ya direk trenle gidemiyorsunuz hatta bu kadar lüks ve pahalı bir köy olmasının sebebi de bence trenle gidilemiyor olması. Portofino’ya gitmek için bizim kaldığımız Santa Margherita tren istasyonunda inmeniz gerekiyor, hatta bu istasyonun adı Santa Margherita-Portofino diye geçiyor. İstasyondan sahile indiğinizde Portofino’ya giden otobüse biniyorsunuz ve 10 dakika içinde orada oluyorsunuz, isterseniz sahilden saat başı kalkan teknelerle de gidebilirsiniz veya sahilden 5 km yürüyerek de gidebilirsiniz.

Portofino’ya giderken yol üstünde çok minik ama bir o kadarda tatlı ve güzel bir koy var, Paraggi. Aslında bizim planımız Portofino’yu gezdikten sonra burada gelip denize girmek ve plajda gün geçirmekti ama malesef o gün hava bulutlu olduğu için denize girecek hava yoktu ondan gidemedik yaz ayında giderseniz denize girmek için çok tatlı bir yer.

Portofino

Otobüste 10 dakika içinde kendimizi Portofino’da bulduk, ara sokaklardan sahile indiğinizde ilk etapta Cinque Terre’ye çok benzediği için açıkcası çok büyülenmedim. Biraz zaman geçirip koyu yürüdüğünüzde veya bir cafeye oturup sakince etrafı izledikçe büyünün içine kapılıyorsunuz. Dünya’nın bir çok yerinden sadece burada güzel bir yemek veya akşam üstü drinki için gelen turistlerle dolu. Portofino da herşey lüks, ünlü markalar, güzel ve pahalı restoranlar, sahilde yatlar İtalya’nın Cannes’ı gibi düşünebilirsiniz. Binaların renkleri, koyun tatlığı kesinlikle görmeye değer. Burada gezilecek yerler tahmin edersiniz ki çok az kiliseler ve kale var, onun dışında sahili boylu boyunca yürüyünce Portofino’yu gezmiş oluyorsunuz :)

4. Gün – La Spezia & Portovenere

Ligure kıyısındaki son günümüzde de balıkçı köyü olan Portovenere’ye gitmek üzere planımızı yaptık. Buraya da direk trenle ulaşım olmadığı için büyük bir merkez olan La Spezia’ya trenle gidip otobüs veya tekne ile balıkçı köyüne ulaşım sağlayabilirsiniz. La Spezia bana Napoli’yi ve Bari’yi anımsattı büyük Palmiye ağaçları ile süslenmiş bir liman kenti. Bizim gittiğimiz gün pazar günü olduğu için şehir içindeki tüm dükkanlar kapalıydı sanırım bu yüzen bana biraz kasvetli geldi, buraya çok da bayıldığımı söyleyemem. Tren istasyonundan sahile kadar yürürken şehri de gezmiş olduk, sahilden Portovenere’ye kalkan teknelere bindik yarım saat sonra çok tatlı bir balıkçı kasabasında bulduk kendimizi. Hatta babam köyü uzaktan gördüğünde bir gün İtalyan TV kanalını izlerken bu köyü anlattıklarını ve o an keşke buraya gidebilsem diye içinden geçirdiğini söyledi. Burası tabiki yine Cinque Terre’deki diğer köylere benziyor ama buraya kadar gelmişken kesinlikle atlanmaması gereken bir yer. Sadece sahilde beyaz şarap & deniz mahsülleri keyfi yapmak için buraya gelinir, çok sakin ve huzur dolu bir yer.

5.Gün – Milano

Dönüş uçağımızı Milano’dan aldığımız için 1 gecede Milano’da kalıp biraz Duomo havası almak istedik. O yüzden tatilimizin 5. gününde sabah erkenden Santa Margerita’dan trene binip önce Genova’ya gittik oradan aktarma yapıp trenle Milano’ya geçtik. Tren istasyonundan otelimizin olduğu merkeze metro ile geldik, zaten Milano metrosu çok komplike değil. Aynı şekilde şehrin merkezi de çok küçük, her yol Duomo’ya çıkıyor:) Otelimizi kesinlikle tavsiye ederim çok merkeziydi, eski bir binanın içinde modern döşenmiş butik bir oteldi, Antica Locanda Mercanti.

Burada bir günümüz olduğu ve havada çok sıcak olduğu için gezilecek yerlerden en önemlilerini seçtik. Milano denince akla ilk gelen yer Duomo meydanı, şehirdeki büyük kilise Dünya’nın sayılı büyük kiliselerinden. Kilisenin dış mimarisi o kadar ihtişamlı ki sadece dışardan kiliseyi görmek bile yetiyor. Daha önce Milano’ya gittiğimde kapıda kilisenin içini ziyaret etmek için o kadar sıra vardı ki bekleyememiştik, bu gittiğim de ise sıra daha az olduğu için girmek istedik. Ancak kapıdaki sıraya aldanmamak gerekiyormuş önce bilet almak için başka bir binanın içine giriyorsunuz 10 bankoluk bir yer numara aldığımda önümde 100 kişi vardı siz düşünün ama sıra hızlı akıyor :) Bir de kiliseye girerken kılık kıyafete dikkat ediyorlar kısa şort ve askılı bluzunuzu şalla örtmeniz gerekiyor.

Kilisenin hemen karşısında Galleria Vittorio Emanele 2 isimli muhteşem binada lüks mağazalar ve restoranlar var. Bunlar dışında Milano’nun sokaklarını gezerek günümüzü geçirdik ve güzel bir akşam yemeği ile Milano gününe de sonlandırdık.

Bergamo’daki havalimanına tren ile gidemiyorsunuz o yüzden Milano Centrale’ye gelip buradan otobüslere binmeniz gerekiyor, tabi taksi ile gitmek de bir seçenek ama yol uzun buna pek gerek yok.

Böylece İtalya’nın Liguria bölgesinin de hakkını vermiş olduk, İtalya başlı başına gezilecek bir çok turistik yeri ile Avrupa tatillerinin vazgeçilmezlerinden. Daha detaylı sorularınız için bana her zaman ulaşabilirsiniz.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN