Dicle Doğan, 2015 yılında girdiği “arayış” sürecinde “Yürümeye Övgü” kitabını okuyor. Ve bu kitap onu yollara atıyor. İstanbul’da olduğunda Büyükada’da yaşayan Dicle, dünyayı yürüyerek ve tek başına geziyor. Bu, birçoğumuzun, belki de hiçbirimizin alamayacağı bir karar… Yalnızca yürüyerek dünyayı dolaşmak değil; kendi kendine kalmak ve tek başına bir seyahate çıkmak. Farklı da bulsanız, Dicle’nin hikayesine ve anlattıklarına kulak verin derim. Dicle’nin yolculuklarından öğreneceğimiz çok fazla şey var…

_Dicle merhaba, öncelikle biraz kendinden bahsedebilir misin?

Öncelikle ilginiz ve bana zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Ben Dicle Doğan. Bağımsız koreograf ve performans sanatçısıyım. Mimar Sinan Gsü Devlet Konservatuvarı Çağdaş Dans Anasanat Dalı’nda yüksek lisans eğitimime devam ediyorum. Büyükada’da köpeğim Chloe ve kedim Tufi ile yaşıyorum.

_”Evini sırtına alıp yürüyerek gezmek” fikri nereden çıktı? 

Bu soruyu geçen gün bana bir arkadaşım daha sormuştu. “Dicle, alıp başımı bir türlü gidemiyorum nereden bulucam bu cesareti” demişti. Ben de “Gerçek bir depresyona ihtiyacın var.” diye yanıtlamıştım :) İnsan kaybedecek çok şeyi olmadığını hissetmeye başladığında risk almak için daha korkusuz davranıyor. Çünkü bu riskin içinde kazanabileceklerimiz olma ihtimali sanırım hayata bağlanma sebebimiz.

Bazen olduğumuz yere, fikirlere, alanlara sığamayacak kadar ait olamıyoruz hayatın içine. 2015 yılında hayatla olan bütün bağlantım kopmuş gibi depresif bir süreç yaşıyordum. Dicle’yi bulmaya, var olmaya ihtiyacım vardı. Edindiğim alışkanlıklarımla hayata devam edebilecek olma ihtimalimi bile düşünemiyordum.

Yürümeye Övgü kitabı bu noktada bana çok yardımcı oldu. Okuduğum anda hazırlıklara başladım.

_Yürüyerek gezme fikri gerçekten cesaret istiyor. Sen bu cesareti kendinde nasıl buldun?

Aslında ilk soruda cevapladığım şey. Kaybedecek kadar değerli görmüyorsanız hayatı, kazanacağınız bir şeyler illa ki vardır diye umut doluyorsunuz. Bence yürüyerek seyahatte cesaret isteyen tek şey bu kadar uzun süre yalnız kalabilmeyi göze alabilmek. Zihninizden çıkan düşünceler bazen size ait olup olmadığından şüphe edecek kadar korkutucu olabiliyor. Ve ben böyleyim diyerek kendinizle barışmayı beceremezseniz sürecin dönüşebileceği şeyi hayal bile edemiyorum. :)

_Buna karar verdiğin zaman etrafındakilerden aldığın tepkiler nasıldı?

Ben bu kararı anneme ilk söylediğimde bir süre algılayamadı. Ne demek şimdi o dedi. Yürüyerek ülke değiştireceğim dedim. “Dicle sen delisin” dedi :) Annem alışkın aslında benim durup dururken ortaya attığım fikirlere olan inanmışlığıma. Kendi yakın çevremden çok büyük tepkiler almadım aslına bakarsan. Hatta tam tersi herkes bana sonsuz destek oldu.

Ama çemberimin bir ilerisi ya tecavüze uğrarsan, ya öldürülürsen, kesin başına bir şey gelecek, sen kadınsın, kadın başına yapamazsın gibi tüm felaket senaryolarını bana hatırlattılar. Hiçbirine kulak asmadım. Hala da asmıyorum. Tıpkı bir kadın olarak yürüyerek seyahat edişimi övgüyle karşılayan insanlara da kulak asmayışım gibi.

Benim hayatla ilgili hiçbir sloganım yok. Sadece hiçliğin özgürlüğünün tadını çıkarmaya çalışıyorum. Hayat rutini bize sürekli sıfatlar veriyor, tanımlar koyuyor. Kendimi bu tanımlar içinde boğulurken bulduğum için zaten gitme kararı aldığımı kendime her defasında hatırlatmaya çalışıyorum.

_Aynı zamanda yalnız seyahat ediyorsun. Şu ana kadar yürümek, yalnız gezmek ve programsız olmak sana neler kattı ve öğretti? 

Beni bulmama yardımcı olan yürümede keşfettiğim ”tahammül” bencil ama duyarlı, kendini seven ama kendini sevdiği için empatiyi öğrenen bir Dicle yarattı. En yorgun anımda karşıma çıkan suya iyi ki varsın demeyi keşfettiğimde karşılıksız sevgiyi öğrendim. Varacağım yolu kısaltmak için çabalamayıp sabretmeyi öğrendim. Zamanın içinde yarışmadan anın tadını çıkartmaya başladığımda yavaşlamayı öğrendim.

Yürürken aslında program yapmak zorundasın. Çünkü bir sonraki rotanın kaç km olacağı, yanına ne kadar yemek ve su alman gerektiği, güne nasıl bir motivasyonla başlayacağını belirlemek için önemli. Ama hedeflediğin km’yi tamamlayamayacağını farketmek ya da gördüğün manzara karşısında durmayı seçmek ve devam etmiyorum kararını almak çok keyif verici. Sorumlulukların hepsinin kendinde olduğunu farketmeye başladığında suçlamaktan vazgeçiyorsun. İnsan kendine o kadar yüklenemiyormuş bunu farkettim. Suçlamanın aksine anlayışlı birine dönüşünce “iyi ki varım” demek paha biçilemez!

_Şimdiye kadar nereleri yürüdün ve sonraki planlarında nereler var? Rotalarını belirlerken nelere dikkat ediyorsun?

İtalya’dan Fransa’ya herhangi bir ulaşım aracı kullanmadan gerçekleştirdiğim ilk 650km’lik solo yürüyüşümü 2015 yılında gerçekleştirdim. İkinci yürüyüşümü 2016 yılında Norveç’te gerçekleştirmek üzere yola çıktım. Kamp malzemelerimin yetersizliği ve zorlu hava koşulları 15 gün sonra geri dönmeme sebep oldu. Üçüncü solo yürüyüşümü ise İspanya’dan Portekiz’e 850 km yürüyerek gerçekleştirdim. Bir sonraki rotam Japonya’da bulunan Shikoku hac yolunu yürümek. Aslında hayalim köpeğim Chloe ile yürüyerek dünya turu yapmak.

Rotalarımı belirlerken kamp yapabileceğim ve çok insanla karşılaşmayacağım yerleri seçiyorum. Özellikle hac yollarını tercih ediyorum. Çünkü harita kullanmayı bilmiyorum. Ve yürürken buna kanalize olmayı sevmiyorum. O yüzden kaybolsam bile beni bir şekilde bir kasabaya bir rotaya bağlayabileceğinden emin olduğum yerleri seçmeye özen gösteriyorum.

_”Yolda olmak” senin için ne ifade ediyor? Yoldayken deneyimlediğin, aklına kazınmış olan ve enteresan anıların var mı?

Yolda olmak benim için hiçliğin özgürlüğü demek. Yürürken yediğim yemek, yattığım yatak, gördüğüm manzara bende hep hayranlık uyandırıyor. Ve kendime her defasında şunu söylüyorum. Hayat çok basit ve basitlikler içinde harika. Zamansızlık kavramını, acı ile baş etmeye çalıştığın anların keşfini bir kere öğrenince gündelik hayatın ritmine ayak uydurmaya çalışmak zorlaşıyor. Ama ne mutlu ki yollar hep var.

Fransa’nın Salon de Provence Bölgesi’nden Arles’e doğru yürümeye koyulduğum sabah, Türkiye’de olayların karışık olduğuna dair haberler aldım. Yürümek için daha fazla motivasyonum kalmamıştı. Tek isteğim yürüyerek bir kasabaya, ordan da havalimanı olan bir şehre varmak ve ilk uçak bileti ile İstanbul’a geri dönmekti.

Bu esnada bir ses duydum. Öyle yorgun ve açtım ki sesin olduğu yöne doğru gittim.  Bana seslenen ses Mösyö Marius Comba’ydı. Yanına oturur oturmaz bana meyveler, bisküviler ve komşularının ona getirdiği akşam yemeğini ikram etti. Fransızca bir şeyler anlatıyor, ben de ona sadece tebessüm ederek buradan İspanya’ya doğru yürüdüğümü anlatmaya çalışıyordum. Akşam gelen komşularının İngilizce bilmesi ile Mösyö Marius’u tanıma fırsatım oldu. Mösyö Marius döneminin iyi müzisyenlerinden biriymiş ve yaşadığı kasabanın zenginlerindenmiş. Yirmi yıl önce eşini kaybettiğinde hayata öyle bir küsmüş ki yıkanmayı bile bırakmış. Yirmi yıldır ne evini ne de kendini temizliyormuş Marius. Bu hikayeyi duyduğumda aşkın ne olduğuna dair kalbimde bambaşka bir yol açıldı. O geceyi Marius’un bahçesinde geçirdim, sabah uyanınca da ona teşekkür etmek için bütün bulaşıklarını yıkadım. Ve o kirlilik uzun zamandır yaşadığım en güzel duyguydu. Boynuma bir kolye taktı, çantama birkaç bisküvi, meyve suyu ve biyografisinin yazdığı kitabı koydu. Geri gelmem şartıyla beni yolcu etti.  Mösyö Marius benim umuda giden yolculuğumun kahramanı olmuştu. Sayesinde ağlamam tebessüme çevrilmişti ve Türkiye’ye dönmekten vazgeçmiştim.

Bir insanı hayata küstürebilecek aşkın hayali ile yola devam etmiştim :)

_Şimdiye kadar yürüyerek gezdiğin yerler arasında en çok etkilendiğin, hayatın boyunca unutmayacağın manzaralar ve yerler nereleri? 

Aslında yürüdüğüm her yer bende başka bir etkilenmişlik bırakıyor. Şuan çok klişe bir cevap verdiğimin farkındayım ama yürümenin en etkileyici tarafı bu zaten. En kötü yol seni içine döndürüyor, en güzel yol seni kendinden uzaklaştırıyor… Şöyle bir anım var, geçen sene İspanya’da yürürken yanımda neredeyse hiç su ve yemek kalmamıştı ve yürümem gereken neredeyse 20 km daha vardı. Dağlardaydım ve sürekli tepeye tırmanıyordum. Susuzluktan neredeyse bayılacak bir hale gelmiştim ki 360 derecelik muhteşem bir manzaraya ulaştım. Yeşilin tonları, sislerin altında kalmış kasabalar, etrafta kimse yok. Bi anda açlık susuzluk yok oldu gitti.

O gün iyi ki varım diye oturup ağladığımı hatırlıyorum :)

_Son olarak, seni nerelerden takip edebiliriz?

Beni Instagram hesabımdan ve websitemden takip edebilirsiniz. :)

Çok teşekkür ederiz Dicle!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN