İnsanoğlu bilmiyorum, kendine, yaşadığı gezegene, daha da önemlisi çocuklara yaptıklarının kefaretini nasıl ödeyecek? Ben anti-ütopyalara çok meraklıyımdır. Apokaliptik bir geleceğe; temiz suyun ve gıdanın olmadığı, insanların bir bardak temiz su için birbirlerini öldürdüğü, üremenin yasaklandığı, zengin ile yoksul, güçlü ile güçsüzün arasındaki farkın kapanmaz derecede açık olduğu bir dünya… Mad-Max, Waterworld, Children of Men veya The Book of Eli gibi apokaliptik filmlerinde anlatılan bir dünya… Günümüzde ortaya konan rakamlar ve geleceğe yönelik yapılan tahminler bu tür bir geleceğin sadece insan hayal gücünün bir ürünü olmadığını, gerçekleşebileceğini gösteriyor.

Fotoğraf: Unsplash / Thought Catalog

Bu sene Dünya Gıda Günü, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) kuruluşunun 74. yıldönümünde kutlandı. FAO kurulalı tam 74 yıl olmuş. Dünya, gıdanın, beslenmenin ve tarımın önemi üzerine düşünmenin ve bu alanlara yönelik uluslar üstü bir yaklaşımı ve politikaları geçirmenin gerekliliğini çok önceden; henüz iklim değişikliği ve beslenme sorunları insanoğlunun karşısına varoluşunu tehdit eden en önemli sorunlar olarak karşısına dikilmeden anlamış. Anlamasına anlamış ama bunun gereklerini yapmış mı?  

Dünya Gıda Günü üzerine düşünürken yıllar önce, bir akşam yemeği anım aklıma geldi.

Anneannem eli bol bir kadındı, bol yemek yapardı. Bir akşam yemeğinde yine klişe tabirle mükellef bir sofra kurmuştu. Masada yaprak sarması, köfte, kol böreği, bol yeşillikli bir salata ve yoğurtlu bir meze vardı. Tatlıyı yiyemediğim için hatırlamıyorum. Ben bu sofranın tadını çıkarırken bir yandan da haberleri seyrediyordum. Adını hatırlamadığım bir Afrika ülkesinde gene bir iç savaş vardı ve bu iç savaşın sonucu olarak da kitlesel bir açlık baş göstermişti. Bu olay ile ilgili hiç aklımdan çıkmayan haber görüntülerinde bir çocuk, neredeyse 2.5 yaşındaki oğlum Kerem kadar, kendinden büyük bir yardım çuvalını taşımaya çalışıyordu. Başka bir çocuk gelip o kutuyu elinden almak istedi ve iki çocuk çuval için kavgaya tutuştu. Sonunda da çuval devrildi ve içindeki unlar etrafa saçıldı. İştahım kaçmıştı, tıpkı bu olayı ve birkaç sene önce bir çocuğu çöpte yiyecek ararken gördüğüm anı hatırladıkça kaçtığı gibi…  

Geçen hafta oğlum Kerem için yapılmış ama onun yemediği için ziyan olmuş kap kap yemekleri çöpe dökerken aç çocuklar, küresel olarak yaşanan eşitsizlikler aklıma takıldı. Küresel açlık, aç çocuklar, gıda israfı gibi konularla ilgili rakamları kontrol etme istediği duydum ve gördüğümde de dehşete kapıldım. FAO rakamlarına göre bir tarafta kötü beslenmeden dolayı açlıkla mücadele eden 820 milyon kişi (her dokuz kişiden biri); öte yandan 620 milyon yetişkin ve 120 milyon çocuk ve genç (5-19 yaş arası) obezite ile karşı karşıya.

Açlığın nedeni yüzyıllardır hiç değişmiyor: Silahlı çatışmalar, gelir dağılımındaki ve dolayısıyla da üretilenin dağılımdaki adaletsizlik ve elbette geleneksel yoksulluk. Buna bir de son dönemde iklim değişikliği de eklendi. İklim değişikliğinin gelecekteki gıda arzı üzerinde olumsuz etkiler yapacağı ve bunun da afet düzeyinde sosyo-ekonomik ve sosyo-politik sonuçları olacağı tahmin olmanın ötesinde artık neredeyse bir gerçek olarak kabul görüyor. İnsanoğlu kendine zarar vermede yaratıcılıkta sınır tanımıyor. Savaşlarda birbirini silahla öldürmesi yetmediği gibi doğa katliamı gibi diğer dolaylı yollarla da kendi kendinin yok oluşuna yönelik emin adımlarla çalışıyor. 

Fotoğraf: Unsplash / Arnaldo Aldana

Bir de gıda israfı var, hepimizin yaptığı gibi…  Avrupa Komisyonu’na göre her yıl Avrupa Birliği genelinde üretilen gıdaların yüzde 20’sinin çöpe gidiyor. İsraf ile ilgili istatistikler konunun boyutunun ne kadar korkunç bir hale geldiğini gözler önüne seriyor:

_Gıda kaybı ve israfının ekonomik maliyeti: 1 trilyon dolar.

_Dünya genelinde, 1.4 milyar hektar alan (yani Çin’in yüzölçümünden daha büyük bir alan) ziyan olan ve hiç sofralara ulaşmayan gıdaların üretimi için kullanılıyor.

_Gıda israfının yalnızca dörtte birini önlenmesi 821 milyon aç insanın beslenmesini sağlayacak.

_Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin en önemli sebeplerinden biri olan sera gazı salınımının %8’i zayi olan ve israf edilen gıdaların üretiminde ortaya çıkıyor.

_Zayi/atık olan gıda üretimi için tarım arazilerinin % 28’i kullanılıyor.

_Türkiye’de hane halkı düzeyindeki israf ise en çok sebze-meyve (%5), tahıllar (%5) ve yağlı tohum ile baklagillerde (%4) gerçekleşiyor.

_Gıda kayıp ve israfı, üretimden evdeki tüketime kadar gıda arz zincirinin tüm aşamalarında gerçekleşiyor.

Fotoğraf: Unsplash / Chinh Le Duc

Eskiden şişmanlık bir zenginlik göstergesiydi. Refahın ve gelirin yaygınlaşmadığı, sınıfsal ayrımların çok olduğu bir dönemde iyi ve çok yiyebilecek paraya sahip olmak bir zenginlik ve statü göstergesiydi. 1900’ler ile beraber obezitenin bir statü ve güzellik göstergesi olduğuna dair genel kanı değişmeye başladı. İlk diyet programının 19. yüzyıla gittiğini düşünürsek insanların fazla kiloları ile mücadelesinin tarihi eskilere dayanıyor. Artık günümüzde ince ve fit olmak, sağlıklı görünmek genel eğilim; hatta yeni bir statü göstergesi. Diyet programları ve sağlıklı diyetler için gıdalara ödenen miktarlar dünyadaki açlığı kat kat önleyecek kadar büyük. Obezite sorunu dünyada 2 trilyon doların üzerinde bir yük getiriyor bütçe üzerine. Obezitenin de beslenme bozukluğu dolayısıyla, özellikle de gelişmiş ve görece zengin ülkelerde bir yoksul hastalığı olduğuna dair çalışmalar bulunmakta. Zayıflıktan da şişmanlıktan da kırılanlar yoksullar, yoksul çocuklar. Olan yine yoksul çocuklara oluyor.

İnsanoğlu bilmiyorum kendine, yaşadığı gezegene, daha da önemlisi çocuklara yaptıklarının kefaretini nasıl ödeyecek? Ben anti-ütopyalara çok meraklıyımdır. Apokaliptik bir geleceğe; temiz suyun ve gıdanın olmadığı, insanların bir bardak temiz su için birbirlerini öldürdüğü, üremenin yasaklandığı, zengin ile yoksul, güçlü ile güçsüzün arasındaki farkın kapanmaz derecede açık olduğu bir dünya… Mad-Max, Waterworld, Children of Men veya The Book of Eli gibi apokaliptik filmlerinde anlatılan bir dünya… Günümüzde ortaya konan rakamlar ve geleceğe yönelik yapılan tahminler bu tür bir geleceğin sadece insan hayal gücünün bir ürünü olmadığını, gerçekleşebileceğini gösteriyor.

FAO, 2019 Dünya Gıda Günü için yaptığı etkinliklerde ‘Sağlıklı Beslenme ile Açlığa Son verilmiş bir Dünya’ amacının  vurguladı. ‘Açlığa Son’ politikasının başarılı olabilmesi ‘ilgili tüm sektörlerin sağlıklı ve sürdürülebilir beslenmenin herkes için ulaşılabilir kılınmasının’ gerekliğinin altı çizildi. Bu hedefe ulaşılabilmesi için çok çalışmak gerekiyor; insanoğlunun yaptığı hatalardan geri dönmesi gerekiyor.

Ben ağaçtan meyve koparıp yiyebilen, köy köy organik ürün peşinde koşmayıp her hafta pazardan alınan sağlıklı ve hormonsuz gıdalarla çocukluğunu geçiren şanslı kuşaktanım. Oysa basit bir hesapla, bugün 2.5 yaşında olan oğlum Kerem benim yaşıma, yani 45 yaşına geldiğinde nasıl bir dünya ile karşı karşıya kalacak? Bugün bin bir uğraş ile ona yedirmeye çalıştığım son sağlıklı gıdalara ulaşabilecek mi? Belki daha da önemlisi aç çocuklar hala bir gündem olmaya devam edecek mi?

Dünyada bir çocuk bile aç yatıyorsa o hepimizin günahıdır…     

İlginizi çekebilir: Lisya Kalma’dan Mevsimsellik

Kapak Resmi: www.theconversation.com

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN