Emre Eminoğlu, theMagger için çok önemli biri. Mayıs 2011’de katıldığı topluluğumuza şu an editör & proje yöneticisi olarak devam ediyor. Siz onu daha yakından tanımadan kısaca bahsedelim: Bazı insanlarla belirli konularda yarışılmaz ya; kültür-sanat konusunda da Emre ile yarışmayın. Her şeyi, her etkinliği, her filmi biliyor; festivallere, basın toplantılarına katılıyor, sevdiği sergileri birkaç kez geziyor; sonra da bunları kendisine özgü samimi diliyle yazıyor. Lafı uzatmadan, “saat 12 olmadan”, 2007’den beri “thebalkabaa” olarak tanıdığımız Emre neler sever, nerelere gider, bu ay boyunca hangi etkinliklere katılacakmış öğrenelim. Hem de biraz kültürlenelim.

Kültür ve sanata olan ilgini ilk ne zaman / nasıl keşfettin?

Her şey küçücükken söylemeye başladığım Sezen Aksu şarkıları ya da 5 yaşında piyano dersleri almamla başladı dersem olmaz. Bunlar birçoğumuzun geçmişinde var. Kültür ve sanata bu kadar ilgili olmamın sebebi annemin beni daha 6-7 yaşımdayken sürüklediği Aya İrini’deki İstanbul Müzik Festivali konserleri, AKM’deki piyano resitalleri, çocuk oyunları, bazen beni okuldan kaçırarak sinemaya götürmesi… Genlerimde var belki de.

Müzik; piyanoyla, yurtdışındaki müzik kamplarıyla, korolarla, müzikallerle, müzik gruplarıyla öğrenciliğim boyunca hep hayatımda büyük bir yere sahip oldu. Sinema aşkımsa lisede, özellikle “Amélie” ve “Chicago”yu izlememle başladı. Örneğin ilk kez gecenin 3′ünde uyanıp Oscar töreni izlememe “Chicago”nun elde ettiği adaylıklar neden olmuştu. Lise ve üniversitede hep şehir merkezinden uzaktaydım. Bu nedenle de en son hayatıma giren kültür-sanat aktivitesinin üniversiteden mezun olduktan sonra düzenli hale getirdiğim müze ve sergileri takip etmek olduğunu söyleyebilirim.

thebalkabaa.com blogunu açmaya seni neler teşvik etti?

İlkokul öğretmenim, kendimi yazarak daha iyi ifade ettiğimi söylemişti. Ben de ilkokuldan beri bunun bilincinde olarak hareket ettim. Blog denilen şeyi ilk kez 2004 yazında keşfettim ve hemen kendime bir blog açtım. 2005′te üniversiteye başladığımda, kısa bir süre içinde “blog yazan çocuk” olarak tanınıyordum. Blogumda derslerde yaşadığımız komik olayları, dedikoduları yazıyor; boş zamanlarımda izlediğim filmlerden/dizilerden, dinlediğim müziklerden, okuduğum kitaplardan bahsetmeyi de ihmal etmiyordum. Bir süre sonra günlük tutuyormuş ya da arkadaşlarımla dedikodu yapıyormuş gibi yazıyor olmak beni rahatsız etmeye başladı. Blogumu kapattım ve temiz bir sayfa açtım.  Böylece thebalkabaa.com, “Pek subjektif kültür/sanat sitesi” sloganıyla yeniden doğdu.

theMagger ile nasıl tanıştın?

1.5 yıl önce Promoqube’dan çalışma arkadaşım, blogumu ve yazdıklarımı görüp theMagger ile nasıl tanışmamış olduğuma şaşırmış ve hemen iletişime geçip burada da yazmam gerektiğini söylemişti. İlk yazım İstanbul Modern’deki “Kayıp Cennet” sergisiyle ilgiliydi, bir de 29. İstanbul Film Festivali ile ilgili bir the10 listesi yapmıştım. O zamandan beri magger’ım, birkaç aydır da theMagger ekibinin bir parçasıyım. Ben de değiştim, theMagger da…

İstanbul’da sanatla ilgilenen kitle sence yeterli mi? Kültür kurumları, galeriler, kültür ve sanat dergi/blog/websiteleri bu konuda nasıl aksiyon almalılar?

“Körler-sağırlar, birbirini ağırlar.” Bana ders verenlerden, sektörden tanıdığım insanlara kadar herkesten duyduklarımı da, arkadaşlarım ve benim düşündüklerimi de özetliyor bu cümle İstanbul’un kültür ve sanat yaşamı ile ilgili. Her yerde aynı insanlar, her projenin ardında aynı kurumlar… Üretimi ve tüketimi yapan kitlenin aynı olması, İstanbul’un en büyük sıkıntısı gibi geliyor bana. Toplumun bir kısmı müzelerden, galerilerden, konser salonlarından çıkmıyorken, geri kalanı içeri girmeye korkuyorsa burada yanlış bir şey var. Toplumun bir kısmı belediyelerin kültür merkezlerine akın ediyorken, geri kalanı buralarda düzenlenen etkinlikleri küçümsüyor ve uzak duruyorsa burada da yanlış bir şey var. Öncelikle müze ve galerilerin ‘zenginlerin x-ray cihazlarından geçerek girdiği kaleler’ imajını yıkması (örneğin İstanbul Modern veya Pera Müzesi’nin ücretsiz giriş yapılabilen günleri) ve kurumların ufak projelerle (örneğin İKSV’nin Bitam Biöğrenci projesi) başlayarak kültürel katılımı arttırmayı çabalaması gerekiyor bence. Bir de genç sanatçıları desteklemek…

Oscar adayları açıklandı, Altın Küre Ödülleri dağıtıldı. 2012 filmlerini genel olarak yorumlayabilir misin?

Yıllardır bu kadar kaliteli filmi bir arada görmüyorduk, dolayısıyla Oscar yarışı da hiç bu kadar heyecanlı olmamıştı. “Les Miserables”, “Lincoln”, “Django Unchained” ve “Zero Dark Thirty”i henüz izlemedim. Her ne kadar Oscar yarışına kendini kaptıran bir insan olsam da asıl sevdiğim yarışı izlemek değil, sinemanın kendisi. Dolayısıyla ne olursa olsun filmi vizyonda ya da festivallerde izlemeyi, dev bir ekranda filmin içine girebilmeyi, etrafımda gülen/tepki veren insanları duymayı seviyorum. “Les Miserables”ın fragmanını izlediğimde mutluluktan ağladım, deli gibi bekliyorum filmi izleyeceğim günü. Bir de “Perks of Being a Wallflower” beni heyecanlandıran bir film, umarım !f’te ya da vizyonda izleyebiliriz.

Şimdilik favorilerim -ne yazık ki çoğu yarışın dışında- “Moonrise Kingdom”, “Life of Pi”, “Impossible”, “Jagten” ve “Dupa dealuri”. Popüler sinemada “Skyfall”, beklentilerimin çok üzerinde, “Dark Knight Rises” ise beklentilerimin altındaydı. Yaşadığım en büyük hayal kırıklığı ise sanırım Paul Thomas Anderson’ın “The Master”ı.

En son…

… hangi filme gittin? Silver Linings Playbook

… hangi konsere gittin? İş Sanat’ta Virtuoso: Hilary Hahn ve Cory Smythe

… hangi sergiyi gezdin? İstanbul Modern’de “Bakış” sergisi

… hangi tiyatro oyununu izledin? Bu sezon başında, İkinci Kat’ta “Limonata”

… hangi kitabı okudun? Kevin Wilson’dan “Fang Ailesi”

… İstanbul’da hangi mekanı keşfettin? Karaköy’de Unter

Şu zamana kadar gezdiğin şehirlerden hangi alanda hangileri favorin?

Paris’in mimarisi ve mutfağı, Londra’nın tiyatroları, mağazaları ve metrosu, Berlin’in galerileri, Barcelona’nın gece hayatı ve insanları…

Senin hakkında bilinmeyen 5 şey söyler misin?

* Hayatım yazı yazmak, kültür/sanat ve sosyal medya üzerine kurulu olsa da aslında mühendislik diplomam var.

* Şarkı söylemek yıllar boyunca en önemli hobimdi. Lisede bir müzikalde başrolde oynamışlığım, sayısız koroda şarkı söylemişliğim ve bir heves giriştiğim bir rockband maceram var.

* Hayatım boyunca yalnızca iki kez çay içtim.

* Yalnızca klasik müzik, alternatif rock ve indie rock dinliyor gibi gözüksem de kanun çalmayı öğrenmeyi deneyecek ve TSM korosunda söylecek kadar Türk Sanat Müziği sevgim ve pek kimsenin bilmediği bir Ebru Gündeş hayranlığım var.

* Lisede 4 kişilik bir ekip olarak katıldığımız yarışmada dünya birincisi olmamız nedeniyle Turizm Bakanlığı tarafından verilmiş bir TC Devlet Üstün Hizmet Madalyası’na sahibim.

Önümüzdeki bir ay boyunca ajandanda hangi etkinlikler var?

* İstanbul Modern’de “Modernlik? Fransa ve Türkiye’den Manzaralar” ve Pera Müzesi’nde “Çöl ve Deniz Arasında: Ürdün Ulusal Güzel Sanatlar Galerisi’nden Bir Seçki” sergileri bu hafta açılıyor. ARTER’in önümüzdeki hafta açılacak sergisi “Haset, Husumet, Rezalet” var bir de…

* Sezonun en bomba filmleri “Django Unchained”, “Lincoln” ve “Zero Dark Thirty” Şubat’ın ilk haftalarında vizyona giriyor. Ayrıca İstanbul Modern’de bu ay “Oscar’ın Yabancıları” ve Reha Erdem filmleri gösterim programları var.

* İş Sanat’ta 18 Ocak’ta Camerata Salzburg ve 01 Şubat’ta Academy of St. Martin in the Fields konserlerine gidiyorum.

* 14 Şubat’ta !f İstanbul başlıyor!

Sanal ortamda seni nerelerden takip edebiliriz, dışarıda seninle en çok nerelerde karşılaşabiliriz?

Beni @thebalkabaa olarak Twitter’da takip edebilir, yazılarımı theMagger’da ve bazen Radikal Blog‘da okuyabilirsiniz. Çok yakında thebalkabaa.com da yenilenmiş haliyle geri dönecek.

Dışarıda ise film festivallerinde, Mısır Apartmanı ve Karaköy’deki galerilerde, İş Sanat’ın klasik müzik konserlerinde, İstanbul Modern veya Pera Müzesi’nin film gösterimlerinde veya iyi kahve yapan herhangi bir yerde karşılaşabiliriz.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN