1970’lerde küçük çaplı, bağımsız ve özgür müzik yapan gruplara olan ilginin artmasıyla ortaya çıkmış olan indie rock, bugün onlarca alttürü olan, müzik endüstrisinin kalıplarını değiştirmeyi başarmış ve müzik tarihine binlerce unutulmaz albüm ve şarkı kazandırmış engin bir playlist gibi… ABD ve İngiltere’de R.E.M. ve The Smiths gibi gruplarla doğan indie rock’ın bugüne kadar geçtiği yolları izlemek ve kulak vermeniz gereken birkaç şarkıyı listelemek istedik.

indie rock - hans vivek

Fotoğraf: Hans Vivek

Indie Rock Nedir?

Bir müzik türü olarak Indie Rock kavramı, ilk kez 1970’lerin ABD ve İngiltere’sinde kullanılmaya başlanmış. Özünde bağımsız müzik etiketlerini ve bu etiketler altında müzik yapan grupları tanımlayan indie rock – ki zaten ‘indie’ sözcüğü de ‘bağımsız’ anlamındaki ‘independent’tan geliyor – alternatif rock türüyle hemen hemen aynı şeyleri ifade ediyor. Indie rock, 1980’lerde gitarla yapılan pop-rock, 1990’lardan itibaren grunge, punk ve Britpop gibi türlere eğilimler göstermiş, 2000’lere gelindiğinde lo-fi, noise pop, emo, slowcore, post-rock, math rock gibi onlarca alt tür türetmiş.. Ve günümüzde, hayatımızdaki her şey gibi, gelişen teknolojiler, internetin yıktığı sınırlar ve duvarlar nedeniyle ‘bağımsızlığı’ ifade eden anlamı yavaş yavaş kaymaya başlamış durumda. 2000’lerden itibaren çok düşük bütçelerle çok geniş kitlelere ulaşabilen ve ticari başarı yakalayabilen indie rock, artık sadece bağımsız etiketler altında üretilen bir müzik türü değil ve müzik endüstrisinin de oldukça dikkatini çekiyor.

Fotoğraf: Bruno Reyna

Indie rock türünün özellikleri nedir derseniz, tanımında da bahsettiğimiz gibi düşük bütçeli bir prodüksiyon süreci, hatta etiketlerden ve endüstriden neredeyse bağımsız kendin-yap bir yaklaşım ilk sırada geliyor. Bu, endüstrinin ve yapımcıların etkisinden çok müzisyenlerin, sanatın ve yeteneğin ön planda olmasını sağlıyor ve indie rock’ın bir diğer özelliği olan özgünlük, keşif ve deneyselliği beraberinde getiriyor. Pop ve rock müziğin dozunda bir karışımı, geniş kitlelerin alışık olduğu müzik tarzının içine kendi deneyselliğini yediren bir müzik ortaya çıkarıyor. Duygusal, sıradan insanların empati kurulabilen duygularını ve hayatlarını betimleyen şarkı sözleri de bu müziğe eşlik ediyor.

Indie Rock Grupları

1970’lerde ortaya çıkan indie türünün tarihi açısından büyük önem taşıyan ilk gruplar, indie-pop ve post-punk grupları olarak da anılan ve 1980’lerin başında yaygın olan synthpop’tan uzak durmasıyla ve daha gitar temelli bir müzik yapmasıyla dikkat çeken ve hemen hepimizin tanıdığı, bildiği, şarkılarını ezbere söylediği iki grup: ABD’den R.E.M. ve İngiltere’den The Smiths. Michael Stipe’ın sesiyle özdeşleşmiş olan R.E.M.’i Losing My Religion gibi evrensel bir hit nedeniyle, Morissey’in solo kariyeri öncesi vokalleriyle renklendirdiği The Smiths’i ise 2000’li yıllarda (500) Days of Summer filminin soundtrack’iyle yeniden gündeme gelen duygusal şarkıları nedeniyle tanımayanımız yok.

1980’lerde post-punk’tan beslenen diğer gruplar arasında Pixies ve Joy Division’ın adını anmadan da geçmemek gerek. Ian Curtis’li Joy Division’ından Love Will Tear Us Apart, Black Francis’li The Pixies’den ise Here Comes Your Man mutlaka dinlenmesi gereken şarkılar.

1980’lerin sonlarında devreye giren bir diğer alttür, noise rock, distortion’lı gitar ve yüksek davullu sound’uyla öne çıkıyor. Bu alttürün en önemli temsilcisi ise ABD’li grup Sonic Youth. Elektronik gitarın yapabileceklerini baştan tanımlayan bu grup, 100% şarkısıyla ABD listelerinde dördüncü sıraya kadar yükselmişti.

Indie rock’ın alternatif rock olarak da adlandırılmaya başlandığı 1990’larda, birçok grunge, punk ve britpop grubu indie müziğin bölgesellik, küçük ölçeklilik ve politiklik gibi özelliklerini bir kenara bıraktı. Ana akıma dahil edilmeye başlanan, popülerleşen indie gruplar, dünya çapında ticari başarılar elde etmeye, bilinirlik kazanmaya başladı. Bunlar gerçekten de hepimizin birkaç şarkısını mutlaka bildiği, radyoda, televizyonda ya da sinemada mutlaka denk geldiği gruplar: Nirvana, Pearl Jam, Soundgarden, Alice in Chains, Green Day, The Offspring, Blur, Oasis… Birçoğu bağımsız ve ufak çaplı, “indie” gruplar olarak doğsa da, sonuç malum… Bu kadar büyük, popüler gruplar devreye girince indie rock ve alternatif rock iki ayrı kavramlar olarak görülmeye, müzik endüstrisi ve müzik eleştirmenleri arasında ikisinin aynı türü mü yoksa farklı türleri mi ifade ettiği konusunda fikir ayrılıkları ortaya çıkmaya başladı. Indie ve alternatif rock’ın bu altın çağından birkaç şarkı önerisi olarak Oasis’in Live Forever, Blur’ün Song 2 ve Pearl Jam’in Daughter şarkılarını verelim.

2000’lere gelindiğinde, müzik endüstrisinin her alanında köklü değişiklikler olmaya başlamasının tek bir nedeni vardı: İnternet. Düşen albüm satışları, indie grupların dijital olarak dünyanın her köşesine ulaşabilmesi ve kendi şarkılarını, albümlerini pazarlayabilmesi… 2000’lerin bu değişen ortamını en iyi tanımlayan alttürlerden biri de post-punk olmuştu. Post-punk’ın dünya çapında ticari başarı elde eden dört önemli, öncü grubu ve dört ikonik albüm vardı: New York kulüplerinden dünyaya yayılan The Strokes’un ilk albümü Is This It (2001), Detroitli The White Stripes’ın White Blood Cells (2001) adlı üçüncü albümü, İsveçli The Hives’ın Your New Favourite Band (2001) albümü ve Avustralya’dan The Vines’ın Highly Evolved (2001) albümü. Şarkı önerisi olarak buraya The White Stripes’tan Seven Nation Army ve The Strokes’tan Last Night’ı bırakalım.

Indie müziğin post-punk çılgınlığı 2000’lerin ikinci yarısında da tüm hızıyla devam etti. ABD’den Black Keys, The Killers, Interpol, Kings of Leon, İngiltere’den The Libertines, Franz Ferdinand, Editors, The Fratellis, Kaiser Chiefs ve The Kooks, o dönemde yıldızı parlayan isimlerden sadece birkaçı.

Fakat bir isim var ki hem bu dönemi hem de indie rock’ı en iyi şekilde temsil eden, hem de dönemin sosyal ağ ve internet kullanımının bağımsız müzik pazarlaması açısından ne kadar önemli olduğunu kanıtlamıştı: Arctic Monkeys. Alex Turner’ın vokalleriyle tanıdığımız Arctic Monkeys, henüz ilk single’ları olan I Bet You Look Good on the Dancefloor ile dünya çapında listelerin zirvesine oturmuştu.

Günümüzde, müzik tüketiminin önemli bir yüzdesinin internet üzerinden streaming ve video izlemeye dayalı olduğu düşünülürse, müzik endüstrisinin dinamikleri günbegün değişiyor. Bu dinamiklerden tabii ki piyasada tutunmak, dinleyiciye ulaşmak isteyen bağımsız grupların kariyer çizgisi de nasibini alıyor. Neredeyse her gün yeni bir indie rock grubunun ismini duyuyoruz; bazıları kısa sürede yok oluyor, bazıları küçük ama sadık bir kitleye hitap eden kişisel gruplar olarak kalplerde ve ruhlarda yer ediniyor, bazıları ise stadyumları dolduracak, müzik festivallerinin headliner’ları olacak kadar büyük başarıya ulaşıyor.

Fotoğraf: John Mark Arnold

Arcade Fire, Vampire Weekend, The National ve St. Vincent, 2010’ların tanınmış indie rock gruplarından sadece birkaçı. Sizin keşfet listenizde bulduğunuz günden beri hayranı olduğunuz ya da yıllardır bıkmadan dinlediğiniz indie rock grupları, şarkıları hangileri?

 

İlginizi çekebilir: Bülent Tunga’dan İsveç Müzik Alemlerinde Bir Gezinti: İsveç’ten Çıkan 10 Indie Grup

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN