Fas’a olan ilgim ilk, seyahat yazarı Buket Uzuner’in başına gelen bir olayla başlıyor. Yazar birkaç arkadaşıyla Kasablanka – Marakeş tren hattında seyahat ederken kompartımana bir şaman kadın geliyor. Hikayenin sonunda anlıyoruzki şaman, trene Uzuner’in geleceğiyle ilgili birtakım bilgiler vermek için binmiş ve yazarın kitabı yazdığı zamana kadar da bazıları hakikaten gerçekleşmiş.

Hikayenin tek başına ilgi çekici olması bir yana, şaman kadının betimlenişini o gün bugündür unutamam.

Katman katman gümüş takıları ve uzun keten kıyafetleri içinde uzun boylu, ince, esmer tenli bir kadın. Kucağında da gözleri insanın içine işleyen bir çöl tilkisi.

Fas böylece büyüleyici bir ülke olarak zihnimdeki yerini alıyor. Daha sonra Amin Maalouf’un Afrikalı Leo romanında geçen 1400’lerin Fas’ı, Patti Smith’in sırf sevdiği bir yazarın mezarı için gittiği Tunca, Modacı Yves Saint Lauren’in Garden Mejorelle’i, göçebe kabilelerin Sahra’sı, hippilerin buluşma noktası Essaouira ve daha fazlası kafamdaki bu imajı zenginleştirmeye devam etti.

FullSizeRender_1

Tam Fas’a seyahat etme planları yaptığım bu dönemde, Shangri La’nın Fas mutfağı özelinde hazırladığı menüyü tatma fırsatı bulduk.

Fas mutfağı denince benim aklıma ilk olarak tajin, kuskus ve nane çayı geliyor. Menüde de hem bu en çok tanınanlar hem daha az bilinen fakat asla daha az lezzetli olmayan yemekler yer alıyor.

Tavuk, kuzu veya balık seçeneğiyle sunulan tajin, et ile beraber düşünmeye alışmadığımız zıt tatlarla sunuluyor. Limon turşusuyla yapılan tavuk tajin ve badem ve erik ile servis edilen kuzu tajin bence kesinlikle tadılması gerekenlerden. Etin yanı sıra balık ve deniz ürünleri de ülkenin mutfağında büyük yere sahip. Hatta aynı Türk mutfağındaki gibi kalamar tava olmasına biraz şaşırıyorum. Menüde yer almamakla birlikte salyangozun da çok tüketilmesi şaşırdığım bir diğer nokta. Fransız kolonisi zamanından miras kalan bir damak tadı olduğunu okumuştum.

FullSizeRender

Tavuk pastil, yeni tanıştığım ve aşık olduğum bir sıcak başlangıç. Aslında tat olarak bir ilgisi olmasa da ilk bakışta bir Ermeni mezesi olan topiğe benziyor. İncecik yufkaya sarılmış, bulamaç haline getirilmiş tavuk, üzerinde tarçın ile servis ediliyor. Tatlı ve tuzlunun bu kadar güzel bir araya gelişi tavuk pastili kesinlikle tadılması gerekenler listemde birinci sıraya sokuyor.

FullSizeRender_2

Midemizde boş kalan ufacık alanı da fıstıklı muhallebi, basbousa ve Fas kurabiyeleri ile dolduruyoruz. Ferahlatıcı bir lezzeti olan muhallebi aynı naneli çay gibi yüksek sıcaklıklara karşı oluşan bir kültür diye düşünüyorum. Dondurmayla servis edilen basbousa Türk mutfağındaki revaniyi andırırken, kurabiyelerden biri de tulumbaya çok benziyor.

Fas mutfağı Türk mutfağına çok da uzak değil anlayacağınız. Bizden farklı olarak erik, kuru üzüm, tarçın gibi tatlı, limon, nane gibi ekşi tatlar çok sık bir arada kullanılıyor. Ben bu tezatlığı, izlerini ülkenin çok kültürlü tarihinde sürebileceğiniz özelliklere bağlıyorum; okyanus kıyısındaki Tunca ve Kasablanka’nın cana yakınlığı, Marakeş’in canlı karmaşası ve Sahra’nın sertliği…

Ps. Shangri La’daki IST TOO sık sık farklı kültürlere özel menüler hazırlıyor. Fas mutfağı menüsü bugün bitiyor fakat başka kültürlerle tanışmak için radarınızda tutabilirsiniz.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN