Ülke içinde, Marmara ve Ege bölgesindeki şehirler dışında yalnızca üç dört şehir görmüş, çok da uzaklara gitmemiş biri olarak söyleyebilirim ki, Güneydoğu Anadolu apayrı bir bölgeymiş. Özellikle de Gaziantep çok farklı bir dünya. Yürüdüğümüz yollar, gördüğümüz yerler, yediklerimiz, insanlar… Hepsi bambaşka…

Gaziantep’e gideceğimiz belli olduktan sonra pek tabii küçük bir araştırma yaptım. Gidenlere sordum, internette bakındım. Özellikle gidip görenlerden aldığım duyumların yarısı, mide fesadı, hastaneye düşmeler ve kilo almakla ilgiliydi. Gözüm korkmadı diyemem; ama benim gibi bir yemeksever yemekten korkar mı, asla. Uçağa atladık ve kendimizi Antep’te bulduk. Burada insanların yemek için yaşadığı, bir sofradan öbürüne onlarca öğün geçireceğimiz belliydi ki, kendimizi aslen Antepli olan arkadaşımızın akrabalarının evinde uzun ve leziz bir sofrada buluverdik hemen. İlk gözüme ilişen içli köfte, yuvalama çorbası ve katmer oldu. Sabahın 9’unda bunları nasıl tüketeceğiz derken kendimi ikinci ve üçüncü tabağı doldururken buldum. Seyahatin ilk dakikaları, sonraki iki günün nasıl geçeceğine dair doneleri vermiş oldu bize.

Evden çıkıp kendimizi sokaklara attık ve Gaziantep’te yiyip içilecek, ziyaret edilmesi gereken yerleri bir bir gezdik.

Gaziantep Kalesi

antep 1

Gaziantep Kalesi, Gaziantep’in merkezinde bir tepede kurulu. Oraya doğru yürürken birçok küçük müze gezdik, özellikle de baharatçılarda zaman geçirdik. Kale gerçekten büyüleyici. Ne zaman inşa edildiği bilinmiyor; ancak Roma dönemlerinde gözlem için kullanıldığını öğrendik. Burada Bizans ve Osmanlı dönemine ait savaşla ilgili birçok şey sergileniyor.

MUTFAK MÜZESİ, ZEUGMA MOZAİK MÜZESİ, HAMAM MÜZESİ Yeme-içme kültürünün en önemli merkezlerinden biri olan Antep’te böyle bir müze olmasa şaşırırdım aslında. Müzede Gaziantep’e ait yemekler, bu yemeklerin yapımında dikkat edilmesi gereken hususlar ve sofra adabı gözler önüne seriliyor. İlk katı bitirip ikinci kata çıktığımda tok olduğum halde yeniden acıkmış hissettim itiraf etmeliyim. Fotoğraflara bakmak bile insanı acıktırıyordu.

Mutfak Müzesi, Zeugma Mozaik Müzesi, Hamam Müzesi

Yeme-içme kültürünün en önemli merkezlerinden biri olan Antep’te böyle bir müze olmasa şaşırırdım aslında. Müzede Gaziantep’e ait yemekler, bu yemeklerin yapımında dikkat edilmesi gereken hususlar ve sofra adabı gözler önüne seriliyor. İlk katı bitirip ikinci kata çıktığımda tok olduğum halde yeniden acıkmış hissettim itiraf etmeliyim. Fotoğraflara bakmak bile insanı acıktırıyordu.

Zeugma Müzesi, dünyanın en büyük mozaik müzesi. Zaten şehrin merkezinde gözünüze direkt çarpacaktır. Mutlaka gezilmesi, görülmesi gereken müzelerden biri.  Hamam Müzesi; Osmanlı zamanındaki hamam mimarisi ve kültürünün en güzel örneklerinden biri olan bu hamam Lala Mustafa Paşa tarafından yaptırılmış. Hamamda; soğukluk, ılıklık, sıcaklık bölümleri, hamamda kullanan araç gereç ler, Osmanlı’ya ait adetler ve heykeller sergilenmekte. BAKIRCILAR ÇARŞISI, HANLAR, TARİHİ ZİNCİRLİ BEDESTEN  Burası gezginlerin ilk duraklarından. Her yanda dükkanlarının önünde oturmuş bakır döven ustalar var. Onları izlemek bir keyif. Eh gelmişken bu bakır el yapımı eşyalardan satın almak da şart. Özellikle yumurta yapımında kullanılan bakır tavalar, kahve yapabileceğiniz cezveler ve türlü çeşitli ev gereçleri çok şık. Hediye almak isterseniz mutlaka bir seçenek olsun derim. Ayrıca burada birçok han var, her birine girip dolaştık, özellikle baharatların çoğunu alıp eve götürmek istedik.  Bedesten eskiden alışveriş hayatının yürütüldüğü, üstü kapalı, uzun, çarşılardan. Bişeyler satın almak isteyenler için özellikle baharatçı ve turistik eşya satıcıları mevcut. Otantik ve farklı bir atmosfer.  TAHMİS KAHVESİ

Zeugma Müzesi, dünyanın en büyük mozaik müzesi. Zaten şehrin merkezinde gözünüze direkt çarpacaktır. Mutlaka gezilmesi, görülmesi gereken müzelerden biri.
Hamam Müzesi ise Osmanlı zamanındaki hamam mimarisi ve kültürünün en güzel örneklerinden biri olan bu hamam Lala Mustafa Paşa tarafından yaptırılmış. Hamamda; soğukluk, ılıklık, sıcaklık bölümleri, hamamda kullanan araç gereçler, Osmanlı’ya ait adetler ve heykeller sergilenmekte.

Bakırcılar Çarşısı, Hanlar, Tarihi Zincirli Bedesten

Burası gezginlerin ilk duraklarından. Her yanda dükkanlarının önünde oturmuş bakır döven ustalar var. Onları izlemek bir keyif. Eh gelmişken bu bakır el yapımı eşyalardan satın almak da şart. Özellikle yumurta yapımında kullanılan bakır tavalar, kahve yapabileceğiniz cezveler ve türlü çeşitli ev gereçleri çok şık. Hediye almak isterseniz mutlaka bir seçenek olsun derim. Ayrıca burada birçok han var, her birine girip dolaştık, özellikle baharatların çoğunu alıp eve götürmek istedik.

Bedesten eskiden alışveriş hayatının yürütüldüğü, üstü kapalı, uzun, çarşılardan. Bişeyler satın almak isteyenler için özellikle baharatçı ve turistik eşya satıcıları mevcut. Otantik ve farklı bir atmosfer.

Tahmis Kahvesi

antep 2

Tahmis Kahvesi, Antep’in en meşhur kahvehanesi. Bir tarihi yansıtan ortamı, kahveleri, samimi ortamı bir harika. Kahvehane doğallığına sahip bir atmosferde menengiç kahvesi içip, buranın müdavimlerini, insanları seyir epey keyifli. Aynı zamanda müzik aletleriyle gelip, insanları coşturan bir grup müzisyen de burada geçireceğiniz saatlerin daha da güzel olmasını sağlıyor. Antep’te olduğunu her anında hissediyor insan. Buraya uğramadan kesinlikle dönmeyin.

İmam Çağdaş

antep 3

İmam Çağdaş şehrin klasiklerinden. Buraya uğramadan şehri terk etmek imkansız. Çok kalabalık, siparişler epey geç geliyor; ancak fena halde değiyor beklemeye. Hayatımızda yediğimiz en güzel Alinaziklerden birini tadıyoruz burada. Önden gelen enfes salatalar, ezme ve pidelerle karnımızı doyurmamaya çalışıyoruz; ama zaten Antep’in ruhunda tokken de yemek, hep yemek, daha da çok yemek var! Gavurdağının cazibesine kapılmamak elde değil. Hele bir de bakır kaplarda kepçeyle içilen ayranı var ki bardaklarca içilebilir. Baklavası için de güzel duyumlar aldık; ancak bir Antepli ile gezdiğimizden onun şehirde en iyi dediği baklavacıda aldık soluğu.

Koçak Baklava

Hem İstanbul’daki eş dosta hediye almak hem de baklavalardan tatmak adına Koçak Baklava’ya geldik. Kapıdan girerken burada da yemem artık (yaklaşık 4 öğün yemek yemiştik öncesinde) dedim; ancak ne mümkün, bir de baktım gruptaki herkes elinde baklavalar, mekandaki bir kişinin yönlendirmesiyle baklavanın yenme stilini de öğrenip birer ikişer yiyorlar. Eh dedim ben de tadayım. Sıcacık baklavalar öyle lezzetliydi ki, eve de bir sürü aldım. Koçak baklava gerçekten harikaydı. Herkese tavsiyemdir.

Cumba Künefe

Madem tatlılardan bahsettim, akşam gittiğimiz künefeciyi de anlatmalıyım hemen. Açıkçası tatilin yıldızı oldu diyebilirim bu künefeler için. Akşam geç saatte gittiğimiz halde inanılmaz kalabalıktı. Mekandan içeri girdiğimiz an burnumuza ilişen mis gibi tereyağı kokusu, ne denli leziz bir tatlı ile karşı karşıya kalacağımızın göstergesiydi. Gerçekten bugüne kadar yediğim en lezzetli künefeydi. Künefe sevmem derseniz burada kadayıfın da bulunduğunu söyleyeyim. Bu kadar tatlıdan bahsettikte sonra şunu da söyleyelim, mutlaka ama mutlaka katmer yiyin Antep’te. Hatta fırsat olursa eve de götürün KÜŞLEMECİ MEHMET USTA, BEYRAN Gaziantep’e gelip de sabah beyran içmemek, akşam da küşleme yememek olmazdı. Bunu en usta ellerden tatmak istediğimiz için yıllardır var olan bir klasik dedikleri küşlemeci Mehmet Usta’ya geldik. Küşleme gerçekten etseverlerin mutlaka tatması gereken lokum gibi bir çeşit. Beyran ise, genelde sabahın erken saatlerinde tercih ediliyor. Her damak zevkine uygun olduğunu söyleyemem, ağır da gelebilir; ancak Antep denince akla gelen yiyecekler arasında başı çekiyor.  Beyranda kuzunun gerdan kısmı kullanılıyor. Sarımsak, biber ve et suyuyla hazırlanıyor. Eğer bu lezzeti tatmak isterseniz Gaziantep’in en meşhur beyrancıları; Metanet ve Dukat. Denemeye değer KADİR USTA KEBAP VE LAHMACUN Buraya kadar gelmişken lahmacun yemeden olmaz. Kadir Usta’nınki gerçekten bir başka. İncecik hamuru enfes, çıtır çıtır. Öncesinde gelen salata, lahmacunun eşlikçisi açık ayran ve sonrasında tattığımız patlıcanlı kebabı da bi’harika. HİTİT CAFE

Madem tatlılardan bahsettim, akşam gittiğimiz künefeciyi de anlatmalıyım hemen. Açıkçası tatilin yıldızı oldu diyebilirim bu künefeler için. Akşam geç saatte gittiğimiz halde inanılmaz kalabalıktı. Mekandan içeri girdiğimiz an burnumuza ilişen mis gibi tereyağı kokusu, ne denli leziz bir tatlı ile karşı karşıya kalacağımızın göstergesiydi. Gerçekten bugüne kadar yediğim en lezzetli künefeydi. Künefe sevmem derseniz burada kadayıfın da bulunduğunu söyleyeyim. Bu kadar tatlıdan bahsettikten sonra şunu da söyleyelim, mutlaka ama mutlaka katmer yiyin Antep’te. Hatta fırsat olursa eve de götürün.

Küşlemeci Mehmet Usta, Beyran

Gaziantep’e gelip de sabah beyran içmemek, akşam da küşleme yememek olmazdı. Bunu en usta ellerden tatmak istediğimiz için yıllardır var olan bir klasik dedikleri küşlemeci Mehmet Usta’ya geldik. Küşleme gerçekten etseverlerin mutlaka tatması gereken lokum gibi bir çeşit. Beyran ise, genelde sabahın erken saatlerinde tercih ediliyor. Her damak zevkine uygun olduğunu söyleyemem, ağır da gelebilir; ancak Antep denince akla gelen yiyecekler arasında başı çekiyor. Beyranda kuzunun gerdan kısmı kullanılıyor. Sarımsak, biber ve et suyuyla hazırlanıyor. Eğer bu lezzeti tatmak isterseniz Gaziantep’in en meşhur beyrancıları; Metanet ve Dukat. Denemeye değer…

Kadir Usta Kebap ve Lahmacun

Buraya kadar gelmişken lahmacun yemeden olmaz. Kadir Usta’nınki gerçekten bir başka. İncecik hamuru enfes, çıtır çıtır. Öncesinde gelen salata, lahmacunun eşlikçisi açık ayran ve sonrasında tattığımız patlıcanlı kebabı da bir harika!

Hitit Cafe

antep 4

Antep sokaklarını keşfe çıkıp, uzun uzun yürüdükten sonra dar sokakların arasında kahve içilecek bir yer ararken karşımıza çıktı Hitit. İçeriye girdiğimiz an büyülendik. Özellikle mimarisi, şirin bahçesi ve doğasıyla son dakikada bize iyi ki burdayız dedirtti burası. Kahvelerimizi beklerken bu fotojenik mekanın iç kısmını gezmeye koyulduk ve epey şaşırdık.

Halfeti

halfeti

Gaziantep’e kadar gelmişken bir buçuk saatlik bir yolculuk sonunda ulaşabileceğimiz Halfeti’yi görmeden dönmeyelim dedik. Halfeti, Şanlıurfa’nın batısında bulunan bir ilçe. Burayı farklı kılan, taş yapıların, evlerin ve camilerin su altında kalmış olması. Ufak bir tekne turuyla, buranın doğasını keşfedip, saklı kalmış bir kent havasına bürünmüş su altında kalan kısmını görebilmek mümkün. 2000 yılında Birecik Barajı’nın hizmete girmesiyle birlikte Fırat kabarmış ve çevresini de su altında bırakmış. Gerçekten görülesi!

HALFETİ2

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?