Üç dolu gün geçirdiğimiz ve her saniyesinden ayrı bir keyif aldığımız Ibiza’dan kendimize tekrar gitmeye söz vererek ayrılıyoruz. Şunu kesinlikle söyleyebilirim ki, Avrupa’da yaz tatili için ufak ve keyifli bir kaçamak planlıyor ve harcadığınız bir kuruştan bile pişman olmak istemiyorsanız, Ibiza kesinlikle sizin için doğru adres.

Cuma sabah uçuşuyla başlayan ve Pazar akşam uçuşuyla son bulan üç günlük Ibiza seyahatimize, günün ilk ışıklarıyla havalimanına giderek başlıyoruz. Ibiza hem görmek için heyecanlandığımız hem de tatil için uzun bir süredir gitmek istediğimiz bir destinasyon. Glasgow’dan jet2 havayolları ile oldukça uygun fiyata aldığımız uçak biletlerimiz, bekârlığa veda partilerine ev sahipliği yapan uçağımızla 3 saatlik bir uçuşun ardından, denizin üzerinden Ibiza’ya doğru, gördüğümüz manzaraya hayran bir şekilde alçalıyoruz.

Konaklayacağımız otel havalimanına göre adanın diğer tarafında kalan San Antonio koyunda olduğu için, havalimanına iner inmez ilk yaptığımız şey bir taksiden otelimize gitmek için fiyat almak oluyor. Tüm ulaşım alternatiflerini, havalimanına, şehir merkezine, plajlara gitme durumumuzu iyice değerlendirdikten sonra çok daha makul bir fiyata 3 gün için araba kiralamaya karar veriyoruz. Bu arada adada otobüsle ulaşım mümkün olmasına rağmen, yalnızca belirli noktalar arasında mevcut. Dolayısıyla farklı plajlarda denize girmek, farklı restoranlara gitmek ve günün her saati gitmek istediğiniz yere kolayca ulaşabilmek istiyorsanız, araba kiralamanız şart. Ki taksi fiyatlarının oldukça yüksek olduğu adada, bu en makul çözüm gibi görünüyor.

Konakladığımız otele ve kaldığımız San Antonio koyu çevresine gelecek olursak, fiyat fayda oranına göre oldukça iyi, kahvaltı dahil ve koyun hemen kıyısında kolaylıkla denize ulaşabileceğimiz bir otel bizi karşılıyor. Hemen kendimizi zaman kaybetmemek için otelde bir şeyler atıştırarak, Akdeniz’in berrak sularına bırakıyoruz. Daha sonra yüzmek için gittiğimiz yerler düşünülünce çok doğru bir otel ve konum tercihinde bulunduğumuzu anlıyoruz.

İnternette yaptığımız ufak bir araştırma sonrasında akşam yemeği için, Kasbah restoranı tercih ediyoruz ve yediğimiz lezzetli yemekler ve eşsiz gün batımı manzarasının ardından en doğru tercihi yaptığımızı hissediyoruz. Bu arada Ibiza’daki restoranlar ve beach clublar hakkında bilgi vermek gerekirse, özellikle deniz kenarında ve manzaralı restoranların çoğunda oturduğunuz masanın konumuna göre kişi başı yapmanız gereken harcama limitleri mevcut. Bu limitler giriş ücreti, şezlong ve şemsiye kiralarının yanı sıra, içki için ödenmesi gereken minimum harcama limitleri olarak ünlü beach clublarda da karşımıza çıkıyor. Öte yandan hiçbir ücret ödemeden özellikle arabanız varsa hemen hemen her koyda bulunan plajlarda, havlunuzu sererek de tüm gün deniz ve güneşten faydalanmanız mümkün. Ibiza sizlere tamamen bütçeniz doğrultusunda imkanlar sunuyor denilebilir.

İlk günün akşamını ise, leziz bir akşam yemeği ve eşsiz bir günbatımının ardından, şehir merkezinde ‘eski şehir’ olarak tabir edilen ve Ibiza kalesini çevreleyen bölgede, kafeleri ve sokak tezgâhlarını keşfederek ve marinadaki lüks yatların arasında dolaşarak geçirmeyi tercih ediyoruz. İtalya sokaklarını andıran dar ve kaldırım taşlarıyla bezeli sokaklarda rotasız bir şekilde kendinizi kaybederek gezmek, şehri keşfetmek için en güzel seçenek olacaktır. Bu arada geçtiğiniz sokaklarda ufak ve lokal kafelerde eşsiz kokteyllerin de tadına bakma imkânı bulabilirsiniz.

İkinci günün sabahında, kahvaltıdan sonra kendimizi adanın diğer tarafına, Bora Bora Beach Club’in da bulunduğu Playa de Bossa’ya atıyoruz. Burada güneşin ve denizin tadını çıkarırken, havalimanına yakın konumu nedeniyle çok sık inip kalkan uçakların sayısına hayret etmeniz mümkün. Günümüzü orada çok öldürmeden, şehir merkezinden kişi başı gidiş dönüş 20 euro ücret ödeyerek ulaşabileceğiniz Formentera adasına gitmek için ayrılıyoruz. 40 dakikalık bir tekne yolculuğundan sonra karışınıza çıkan ve size bekleyen otobüsler ile adanın etrafındaki plajlara ulaşmanız oldukça kolay. Yakın konumu ve kısıtlı zamanımız nedeniyle, feribot iskelesine en yakın plaj olan Playa de Illetes plajını tercih ediyoruz. Ve koya ulaşır ulaşmaz karşılaştığımız manzara ile cennete gelmiş hissine kapılıyoruz. Tüm günümüzü Akdeniz’in turkuaz sularında ve koyun hemen yanındaki Pirata (korsan) restoranında geçiriyoruz ve bu seferki gün batımına dönüş yolculuğumuz esnasında feribotta tanıklık ediyoruz.

Akşam yemeği için de tercihimiz, bir önceki akşam kale içinde gezerken keşfettiğimiz ‘Dalt Vila’ restoran oluyor. Lezzetli başlangıç tabakları, deniz mahsullü paella’sı, kırmızı sangria’sı, çok tatlı sahibi ve servis elemanlarıyla gönlümüze bir taht kurmayı başarıyor.

Son günümüzü ise otelimizin bulunduğu koyda akşama kadar yüzerek ve uçağımızı kaçırma pahasına, son dakikaya kadar adadan ayrılmak istemeyerek geçiriyoruz.

İbiza’da kesinlikle…

_Gidin; San Antonio, Playa de Bossa ve Formentera.

_Yiyin; Deniz mahsullü Paella.

_İçin; Kokteyller, Sangria.

_Gezin; Eski Şehir (Ibiza Old Town).

_Yapın; San Antonio koyundan gün batımı izlemek.

_Yapmayın; Dönüş uçuşunuzu kaçırmak.

theMagger’da başka bir Ibiza yazısı okumak isterseniz sizi buraya alalım! 

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN