İklimler (2006), birbirine yabancılaşmış iki karakterin karmaşık ilişkisi üzerinden ilerlerken, iletişimsizlik, anlaşılamama ve fiziksel-duygusal yalnızlık gibi temel kavramları sorgulayan ve sorgulatan, belki de beni en çok etkileyen Nuri Bilge Ceylan filmdir. Hikayesi yaz mevsiminin sıcak kumlarında başlayıp, karla kaplı soğuk Ağrı’da son bulur. Bu atmosfer değişikliği, sadece dış dünyanın değil, aynı zamanda karakterlerin iç dünyasının da bir değişim içinde olduğunu vurgular. “Iklimlerin” değişimi, sadece mevsimlerin dönüşümünü değil, aynı zamanda duygusal manzaraların da hızlı bir şekilde değişimini ifade eder. Ben de bu yazımda “İklimler” filminden bahsedip, dikkatimi çeken ve içsel bir derinlik taşıdığına inandığım kavramları tartışacağım. Lafı daha fazla uzatmadan sizi yazıyla baş başa bırakıyorum. Umarım keyifli bir şekilde okursunuz. 🙂

İklimler Pilot: Güç, İletişimsizlik ve Mesafeler Arasında Bir Yolculuk

Yazının bu kısmı spoiler içermektedir… Eğer filmi izlemeyi planlıyorsanız, şimdilik bu kısmı atlamak daha iyi olabilir… İzledikten sonra tekrardan beklerim:)

Film ilk dakikasından itibaren, beraberken yalnız olan iki çift ile bizi karşılar. Her ne kadar aralarında ne oldu, ne düşünüyorlar bilmesek de bir şeylerin yolunda gitmediğini hissederken buluruz kendimizi. İlerleyen dakikalarda da bu histe ne kadar haklı olduğumuzu anlarız. Fakat işin ilginç kısmı bunu karakterlerin söylediği bir sözden, yaptığı bir eylemden değil yani karakterlerin iletişimleri sonucu değil, iletişimsizlikleri sonucunda anlarız.

Söylenmeyen sözler, yapılmayan eylemler ve huzursuz bir sessizlik bize Isa ve Bahar’ın arasındaki gerilimi ve birbirlerinden kopukluğu gösterir. Böylece beklenen son kaçınılmaz olur ve Kaş tatilinde, ilişkilerindeki sorunların yüzeye çıkmasıyla karşı karşıya gelen Isa (Nuri Bilge Ceylan) ve Bahar (Ebru Ceylan), İsa’nın ayrılmak istemesiyle, ilişkilerine son verirler. Bahar bu ayrılıktan dolayı ne kadar  üzüldü bilmiyorum ama Isa nın ayrılmak istediğini öğrendiğimde içten içe Bahar adına sevindim diyebilirim. 

Çünkü film başlangıcından itibaren İsa’nın güç isteği üzerinden kurduğu kontrolcü ve ben-merkezli ilişki dinamiğini küçük ancak etkili detaylarla göstermektedir. Güç, genellikle iş dünyası, liderlik veya hiyerarşik yapılarla ilişkilendirilebilir, ancak filmde güç, sosyal ve romantik ilişkilerde de önemli bir rol oynayan temel bir dinamik olarak öne çıkar. İlişkilerde güç, karar alma süreçlerinden, duygusal dengeye kadar geniş bir yelpazede etkileşim gösterir. Bu bağlamda, Bahar ve Isa arasındaki etkileşimde, duygusal bağda ve iletişimde güç dinamiklerinin etkili olduğunu gösterir. 

Bu ayrılık kararından sonra Bahar’ın duygusal tepkisi belki tam olarak anlaşılmasa da, film izleyiciye Bahar’ın İsa’nın kontrolcü ve manipülatif tutumuna karşı durduğuna dair ipuçları sunar. Kumsalda geçen ayrılık konuşmasının ardından motorla otele dönerken, Bahar elleriyle motoru kullanan Isa’nın gözlerini kapar ve böylece ikisi birden motordan düşer. İlk başta Bahar’ın bu hareketi fiziksel zarar verme amacıyla yapılmış gibi dursa da bağlama bakıldığı zaman aslında gücün pasif bir direnç olarak gösterilmesi olarak yorumlanabilir. Bahar’ın bu hareketi, İsa’nın kontrolündeki ilişki dinamiklerine karşı içsel bir başkaldırının ifadesi olabilir. Çünkü Bahar, Isa’nın gözlerini kapatarak aslında Isa’nın kontrolünü ele geçirmiş ve aslında güç dengesini bozmuştur. Bu nedenle bu sahneyi, Bahar’ın duygusal içsel çatışmasını ve İsa’nın egemenliğine karşı hissettiği güçlü bir tepkiyi sembolize ediyor olarak yorumlamaya oldukça yakın hissediyorum. 

Ayrılıktan sonra çevresiyle iletişim kurma çabasına girerek boşluk hissiyle başa çıkmaya çalışan Isa başarılı olamaz. Bir süre sonra, geçmişte ilişkisi olduğu ancak yollarının ayrıldığı Serap ile karşılaşır. İsa, Serap ile olan ilişkisinde de Bahar ile olan ilişkisinde olduğu gibi hükmetme üzerinden iletişim kurarak Serap’la tekrardan birlikte olmaya çalışır. Serap’tan istediği tutumu görmeyince de Serap’a cinsel ve psikolojik şiddet uygulayarak hegemonyasını kurar ve Isa`nin kendini tatmin etme çabası ve Serpil e uyguladığı şiddet  karşımıza çıkar. 

Ardından, Serap ile sohbeti esnasında Bahar’ın Ağrı’ya gittiğini öğrenen Isa, ilgisini Serap’tan çekip, Bahar’a aktarır. Çünkü Serap konusunda artık elde edilecek bir konu kalmamıştır, Isa zaten istediğine ulaşmıştır. Şimdi sırada ondan hem duygusal hem de fiziksel olarak  uzaklaştığını fark ettiği Bahar ı geri kazanmak vardır. İşte bu nedenle, İsa, Bahar ile barışmak amacıyla Ağrı’ya gitmeye karar verir. Bu çerçevede, İsa’nın Ağrı’ya gitme kararı, Bahar’ı geri kazanma çabası gibi görünse de, aslında İsa’nın  kontrol arayışı ve güç istenci ile  derinlemesine ilişkilidir. Çünkü İsa, Bahar üzerindeki etkisinin azaldığını ve Bahar’ın kendi hayatına devam ettiğini kabullenmek istememektedir. 

Bahar, Ağrı ya gelen İsa’nın yeniden ilişkiye başlama ısrarlarına dayanamayıp, olumlu yanıt verse de, ertesi sabah bir detayı fark eder ve böylece İsa’nın aslında hiçbir şeyin değişmediğini anlar. Bu küçük ama önemli ayrıntı, ilişki ve kişisel gelişimle ilgili pek çok şey anlatır. Bahar, uyandıkları sabah Isa ya bir şeyler anlatırken, İsa’nın ilgisiz tavırları ve “İşe ne zaman döneceksin? Sana bir kahvaltı ısmarlayayım, sonra havaalanına giderim” gibi kayıtsız sözleri, aslında İsa’nın değişmediğini, ilişkilerindeki iletişimsizliklerin devam edeceğini gösterir. Çünkü Rollo May’in de belirttiği gibi, “sevginin karşıtı nefret değil, kayıtsızlıktır”. Ve benim için filmin en büyüleyici anı, Bahar’ın ağzından duymak yerine, duygularını yüzünden ve gözlerinden anlamak; içsel bir yorumlama ile bunun farkında olmaktır. 

Bahar, bu farkındalığıyla İsa’ya yeni bir şans vermekten vazgeçer  mi bilmiyorum ama bir şeylerin değişmediğini ve aynı mutsuzlukların onu beklediğinin farkındadır. Ayrıca bazen bırakıp gitmeyi bilmek gerektiğine inanıyorum. Çünkü ilişkideki denge bozulduğunda ve psikolojik olarak bize zarar verdiğini fark ettiğimizde, bir adım geri çekilmek ve ilişkiyi sonlandırmak, kendi iç huzurumuzu ve sağlığımızı koruma adına önem taşımaktadır; bu aynı zamanda cesur ve zor bir karardır. Bir şeyi bırakmanın ya da geri çekilmenin, sürekli başarısızlık ya da kolaya kaçma olarak adlandırıldığı bu sığ dönemde, aslında kendine olan sevgi ve saygıyı ifade etmenin cesaret gerektiren ve kendi içsel gücümüzü ortaya koymamızı sağlayan bir eylem olduğunu hatırlamalıyız. Ayrıca, insanın kendi ya da başka canlıların iyi oluşu için kolaya kaçması kadar doğal ve “normal” bir şeyin olmadığını anlamak da önemlidir. Bu konuda denecek daha çok şey var ama şu an yazının konusunu dağıtmamak adına bu konudan daha fazla  bahsetmiyorum. Belki başka bir yazıda, bu konuda buluşuruz ve sohbet ederiz 🙂

Hikayenin son sahnesinde, Bahar işine geri dönerken, İsa’nın uçağı İstanbul’a doğru yol alır. Bu sahne, izleyiciye düşündürücü bir son bırakarak ilişkilerin karmaşıklığını ve değişim arayışının içsel bir süreç olduğunu vurgular.

Gestalt Prensipleriyle İklimler: Mesafelerin Duygusal Anlatımı

İklimler” filminin sinematografisi, karakterlerin sessizliği ile seyirci arasında ince bir diyalog kurarak, duygularını ifade etmekte zorlanan karakterlerin içsel çatışmalarını etkileyici bir şekilde yansıtmaktadır. Çekim açıları ve karakterler arasındaki mesafelerin kullanımı ile karakterler arasındaki ilişkilerin karmaşıklığını ve duygusal çatışmaları ustaca vurgulanmaktadır. Ben de karakterler arasındaki bu mesafeyi yakın zamanda öğrendiğim Gestal Prensipleri ile yorumlamayı deneyeğim. 

Gestalt Nedir?

Gestalt psikolojisinin temelleri, Max Wertheimer’in 1910 yılında yaptığı önemli çalışmalarla atılmıştır. Wertheimer, bu dönemde özellikle hareket algısını incelediği deneylerle, insan algısının sadece nesnelerin sabit özellikleriyle değil, aynı zamanda nesneler arasındaki ilişki ve hareketlerle de şekillendiğini ortaya koymuştur. Temel prensiplerinden biri, zihnin çeşitli uyaranları anlamlı bir bütün haline getirme eğiliminde olmasıdır. Başka bir deyişle, Gestalt psikolojisi zihnin karmaşık uyaranları parçalara ayırmak yerine, bu unsurları bir araya getirerek bütün bir anlam oluşturma eğilimi olduğunu öne sürer. İnsanlar, çevrelerindeki unsurları izole parçalar olarak değil,  anlam taşıyan bir bütün haline getirip, algılama eğilimindedir. Gestalt prensipleri veya yasaları, bu algılama sürecini daha iyi anlamak için geliştirilmiş temel ilkelere dayanır ve bu yasalar ; benzerlik Yasası ,Prägnanz Yasası ,Yakınlık Yasası, Devamlılık Yasası ,Kapanma Yasasi, Ortak Alan Yasasıdır.

Tüm bu sahneler, Gestalt yasaları olmadan da yorumlanabilir miydi? Evet:) Ancak disiplinler arası iletişimi ve bir konseptin çeşitli kavramlarla yorumlanıp algılanabilme potansiyelini sevdiğim için bu sahneleri Gestalt prensipleriyle değerlendirmeyi tercih ettim. Ancak, hem Gestalt hem de film analizi konusunda çok deneyimli ve bilgi sahibi olmadığımı belirtmeliyim, bu nedenle atladığım veya yanıldığım noktalar olabilir 🙂 Ayrıca bu yazıyı yazarken kullandığım kaynaklara yazının en sonundaki qr kodu okutarak ulaşabilirsiniz 🙂 Hadi gelin analize geri dönelim!

Gestalt Üzerinden Film Okuması

Otel Odası Sahnesi

Örneğin, otel sahnesini hatırlayalım. Küçük sayılabilecek bir otel odasına yerleşen Bahar ve Isa, odada birbirlerine en uzak şekilde konumlanmıştır. Bu durum, Gestalt prensiplerinde, birbirine yakın olan nesnelerin bir grup olarak algılandığını savunan Yakınlık (Proximity) ilkesine ters düşmektedir. Dolayısıyla, bu sahneyi gördüğümüzde karakterlerin arasındaki uzaklık nedeniyle onları bir grup olarak algılamama eğilimindeyiz. Bu durum, karakterlerin sadece fiziksel olarak uzak konumlanmış olmalarını değil, aynı zamanda duygusal olarak da birbirinden uzak olan iki insanın sembolü olarak yorumlamamıza neden olur. Bu, sadece fiziksel bir gerçeklik değil, aynı zamanda derin duygusal bir mesafe ve bağlantısızlık hissi yaratır.

Ayrıca, İsa’nın yatakta uzanırken söylediklerini balkonda oturan Bahar’a duyurmakta zorlanması ve ortaya çıkan bu iletişim zorluğu, Devamlılık Yasası (Continuity Law)’nı düşünmeme neden oldu. Bu yasa, düzenli ve sürekli devam eden desenlerin bir bütün olarak algılanma eğiliminde olduğumuzu vurgular. Senkronizasyonun bozulması durumunda, algıda kesintiler meydana gelebilir. Sahneye baktığımızda, Bahar’ın cevap vermemesinin nedenini bilmemize rağmen aralarındaki kesintili iletişim bu çifti bir bütün olarak algılamamıza engel olmaktadır. Belki de Bahar, bilerek cevap vermiyordur veya gerçekten duymamış olabilir, ancak senkronizasyonun bozulması, bu “çifti” bir grup olarak algılamamızın önüne geçmektedir. Tüm bu küçük ayrıntılar, açıkça kavga etmeyen veya olumsuz ifadeler kullanmayan bir çiftin bütünlüklerinde bir bozulma olduğunu fark etmemize neden olmaktadır.

Kumsal Sahnesi

İsa ve Bahar’ın kumsaldaki sahnesini “Yakınlık Yasası” (Law of Proximity) perspektifinden değerlendirmek, sahnedeki fiziksel ve duygusal mesafeyi anlamamıza katkı sağlayabilir. Kumsalda uyuyan Bahar, İsa’nın yanına gelmesiyle yattığı yerden kalkar ve kıyıya doğru gider. Bahar’ın İsa’nın yanından uzaklaşması, karakterler arasındaki bütünlüğün açıkça parçalandığını gösterir. Bu hareket, sadece fiziksel mesafenin değil, aynı zamanda duygusal bağın kopmasını da temsil eder. İzleyiciye, karakterler arasındaki ilişkinin karmaşıklığını ve duygusal zorlukları anlatmak adına güçlü bir görsel ifade sunar.

Sahnedeki basitlik ve düzen, Prägnanz Yasası’na uyar. İsa’nın Bahar’ın yanına gitmesi ve aralarına mesafe koyması, karmaşık duygusal durumu basitleştirilmiş bir şekilde ifade eder. Bu basitleştirme, izleyiciye karakterler arasındaki duygusal zorlukları daha net bir şekilde algılama fırsatı sunar. Dolayısıyla, fiziksel mesafenin duygusal boşlukla çakıştığı bu sahne, izleyicinin duygusal bir çatışmayı anlamasına ve karakterler arasındaki ilişki dinamiklerini daha derinlemesine düşünmesine olanak tanır.

Bahar’ın Rüyasının Psikanalitik Değerlendirmesi

Film analizi ve psikoloji yan yana gelince Freud’un adını anmazsam bir  yanım eksik hisseder gibi düşünüyorum… Zaten psikanaliz ile sinema tarihinde birçok kesişim noktası da görmek bu iki disiplinin arkadaşlığının eskiye dayandığının göstergesi gibi. 

Freud’un perspektifinden bakıldığında, rüyalar bireyin bilinçaltındaki içsel dünyasının yankılarıdır.  Bahar’ın rüyasını bu çerçevede değerlendirmek, onun içsel çatışmalarını anlamak için bir yaklaşım sağlayabilir. Ancak unutmamak gerekir ki psikoanalitik yorumlarda, kişisel ve kültürel farklılıklar gözetilmeden genelleme yapma riski vardır. Bu yorumlama, sadece bir olasılık sunmaktadır ve Bahar’ın gerçek içsel durumunu tam olarak anlamak için daha fazla bilgiye ihtiyaç duyulabilir.

Bahar’ın rüyasında, kumsal ve İsa tarafından kuma gömülme gibi semboller, cinsellik, güç, kontrol ve bilinçdışındaki arzularla ilişkilendirilebilecek önemli temaları içerebilir. Kumsal, genellikle bilinçaltındaki dürtüleri, özgürlüğü veya kişisel sınırlamaları temsil edebilecek bir sembol olabilir. Bahar’ın tüm bedeninin kuma gömülmesi ise kontrol kaybı, özgürleşme arzusu veya içsel bir çatışma gibi faktörleri ifade edebilir. Bu semboller, Bahar’ın bilinçaltındaki karmaşıklığı ve belki de gerçek hayattaki deneyimlerinden kaynaklanan içsel sıkıntısını yansıtabilir. Ayrıca rüyanın atmosferi, Bahar’ın gerçek hayattaki duygusal durumunu yansıtmak açısından önemli bir faktördür. Bu nedenle rüyadaki bunaltıcı atmosfer , Bahar’ın gerçek ilişkisel zorlukları veya çatışmalarıyla paralellik gösterebilir.

İklim: Duygusal Değişimlerin Metaforu

Nuri Bilge Ceylan, sinemasında doğayı sadece bir arka plan olarak değil, aynı zamanda karakterlerin duygusal durumlarına etki eden bir önemli unsuru olarak kullanarak öne çıkar. Bu özellik, özellikle İklimler (2006) filminde belirgin bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Ceylan, mevsimleri sadece zamanın geçişini değil, aynı zamanda karakterlerin içsel evrimlerini ve ilişkilerindeki değişimleri yansıtan güçlü bir sembol olarak kullanır. Filmdeki iklim değişimleri, ana karakter Isa ve Bahar’ın ruhsal durumlarına katkı sağlayarak, ilişkilerindeki dönüşümleri destekleyen önemli bir unsurdur. Çiftin arasındaki gerilimin yaz sıcağında yükselmesi, duygusal yoğunluğu artırarak izleyiciye karakterlerin iç dünyasına daha yakın bir bakış sunar. Diğer yandan, Ağrı’nın soğuk, kar manzaraları, duyguların donması ve gerilimin soğuyarak iki karakterde de bir hissizlik yaratmasını ifade edebilir(Ozer, 2013). Böylece karakterlerin iç dünyasındaki hissizliği ve kopuşu sembolize ederek, ilişkinin sona erdiği bir dönemi seyirciye anlatır.

Dahası, iklim kavramını İsa’nın karakter evrimini anlatmak için kullanmak, film boyunca gösterdiği değişiklikleri vurgulamak açısından oldukça anlamlıdır. İsa, farklı mekanlar ve çeşitli karakterlerle karşılaşmasına rağmen, belirli bir ideolojiye bağlı kalmaya devam eder. İklim, bu süreçte İsa’nın içsel dünyasını ve duruşunu simgeler. Hikayenin ilerleyen bölümlerinde, İsa’nın olumlu bir dönüşüm geçirdiği izlenimi oluşur. Bu dönüşüm, adeta mevsimlerin değişimini anımsatarak, bir ilkbaharın gelişi gibi umut verici bir atmosfer yaratır.

references
Yazıda Kullanılan Kaynaklar QR

Ancak, karakterin bu olumlu değişimi eksik veya yanlış bir şekilde tamamlanır ve Isa’nın filmin sonunda başlangıçtaki ideolojisine geri dönmesiyle sonuçlanır. Bu durum,  “iklim geri dönüşü” olarak yorumlanabilir. İsa’nın içsel çatışmalarının ve duygusal evriminin bir nevi döngüsel bir yapıya sahip olduğunu gösterir. Bu, karakterin yaşadığı değişimin geçici ve yüzeysel olduğunu, aslında daha derin bir düzeyde kök salan ideolojik temellerin etkisi altında olduğunu işaret eder. İklimin değişimiyle İsa’nın içsel evrimi arasındaki bu kompleks ilişki, filmi izleyici için daha da etkileyici ve düşündürücü kılar.

Kapak Fotoğrafı: İklimler

İlginizi çekebilir: Gündelik Ajanda’dan Kış Uykusu