Turist olarak kaybolmaya bayılıyorum. Çünkü en güzel sıcak çikolatayı, ya da gitmeden önce araştırdığım hiç bir gezi yazısında adı geçmeyen tasarımcı butiklerini genelde kendimi kaybedip nasıl gittiğimi bile anlamadığım bu ara sokaklarda keşfediyorum, ve evet içimde belli belirsiz bir “gurur” duyuyor, kendimi gerçek bir kaşif gibi hissediyorum.

Söz konusu kendi şehrimde kaybolmak olunca da “öf pöfff, zaten hava da sıcak” diye söylenmeye başlıyorum. Hal böyleyken zihnimi esir almış geç kalma kaygısı ile beraber şehrin hareketi arasında İstanbul’un en güzel antikacısını, ya da kahvesini ya da belki de hayatımı değiştirecek kadar beni etkileyecek duvar yazısını göremeden yürüyüp gidiyorum.

Ama bu hafta farklı bir şey oldu.

mixerarts1

Ben kayboldum, ve bir otoparkın arkasına saklanmış sarı rengi ve içeriye davet eden yazısı ile Mixer Arts ile karşılaştım. Öyle davetkardı ki, kendimi bir anda içeride buldum işte.

mixerarts2

“Varolmayan Resimler” sergisi karşıladı önce beni. Hepsini tek tek incelesem de 3 tanesi aklıma kazındı:

foto?raf-36

(Bengisu Bayrak – mutlu yıllar – happy anniversary)

foto?raf-34

(Bengisu Bayrak – yemek kitabı – recipe book)

Bunu neden sevdiğimi açıklamama gerek bile yok sanırım? :)

foto?raf-35

Ve son olarak Sema Özevin – paradoksal döngü

Bu mıknatıslı pano üzerindeki baskıların yerlerini dilediğiniz gibi değiştirerek esere istediğiniz şekli verebiliyorsunuz. Kendi şeklinizi vermenin hazzı bir yana bir yandan da sanatçının yarattığı orjinal parçanın ne olduğunu asla bilememek, ve aslında sadece esere son dokunan ziyaretçinin yorumunu görebilmek insana sonu belirsiz filmlerin keyif ve huzursuzluğunu bir arada yaşatıyor.

Eserin yanında ise şöyle yazıyor:

“Tamamlanmamışlık doğası itibariyle müdaheleye alan yaratır. Her müdaheleyle birlikte sıfırlanan bu döngüde hikaye kendini yeniden üretir. Parçaların yerlerini değiştirerek bu döngünün parçası olabilirsiniz.”

Mixer Arts, ziyaretçilerine ilginç eserler, samimi bir ortam ve girişindeki minik kafesindeki mis kokulu kahvelerden biraz daha fazlasını sunuyor ve açıkcası beni de burada en çok bu heyecanlandırıyor.

Mixer Editions benim gibi koleksiyonculuğa başlamak isteyip de  bol sıfırlı eserler de alamayan ama gönlünden hep orjinal işlere uygun fiyatlarla sahip olmak geçen sanatseverlerin “ah keşke” diye iç geçirdiği hayalleri gerçekleştiriyor. 60 ile 1750 TL arasında değişen fiyatları ile 20’den fazla özgün sanatçının eserlerine kavuşabiliyor, gururla evinize götürebiliyorsunuz.

Kendi websitelerinden bakabileceğiniz gibi, galeriye gidip katalogdan incelemeniz de mümkün. Ben internetten almaktansa gidin, oranın da kokusunu alın bir derim. İnsan kendini çok mutlu ve enerjik hissederek çıkıyor çünkü içeriden.

Peki bakın ben kendime Mixer Editions‘tan neler beğendim ve seçtim.

1- Judith Clay’in TÜM ESERLERİ! Beğendim, bayıldım, aşık oldum!

(Sırasıyla: -bir gece, ayı yakaladım -dört kızkardeş ve sihirli flüt -çok uzun bir gün, çok uzun bir gece -gece kuşu şarkı söylediğinde)

1815_bir_gece,_ay_yakaldim._4987 1816_dort_kizkardes_ve_sihirli_flut_4988-1

1814_cok_uzun_bir_gun._cok_uzun_bir_gece._4986 1817_gece_kusu_sarki_soylediginde_4989

2- Vladimir Dubko’nun “aah”ı:

1734_aah_4915

3- Michael Vincent Manalo’nun baktıkça içime huzur ve umut dolduran “tekneyle uçan çocuk”u:

1703_tekneyle_ucan_cocuk_4880

www.deliheights.wordpress.com
http://mixerarts.com/koleksiyon/mixer-editions

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN