Deneyimleme şansı bulamadığımız ama kitaplardan ve filmlerden geçmişini öğrenip içten içe kıskançlıkla karışık bir hayranlık duyduğumuz, bir yandan da aynı lezzette olmasa da bir dönemini doyasıya yaşayabildiğimiz Beyoğlu ve Pera günlerinin talihsizce sosyal hayatımızdan silinmeleri ne kadar da üzücüydü değil mi? Bu günlerde, şehirde bir anlamda yeniden doğuş yaşayan semtlerimizden birinin de Pera olması beni inanılmaz mutlu ediyor. Henüz çok yeni tanıştığımız ama müdavim mekanlarımızdan biri olacağına inandığım ve semtin en sevdiğimiz Fransız binalarından “Passage de Petit Champs”da bulunan Loco de Pera’nın da bu anlamda semt adına nefis bir artı olduğunu düşünüyorum.

Uzun zamandır sevdiğim müzeleri ziyaret edip, birkaç eski dost kıvamındaki mekanda yemek yemenin dışında uğramayı tercih etmediğimiz semtte; artık kokteyl içebileceğimiz ve özlediğimiz Nu Pera günlerini yeniden yaşayabileceğimizi düşündüğüm bir mekana kavuştuk. Loco de Pera’da kokteyller işini çok iyi bilen ellerde özenle hazırlanırken, gastrobar anlayışına uygun lezzetli yemek ve atıştırmalıklara da kokteyller beraberinde ulaşılabiliyor.

Güneş ışınlarının henüz etkisini kaybetmediği bir akşam, Loco de Pera’nin dış masalarından birine, şehrin en sevdiğimiz müze binalarından Pera Müzesi’ni de oturduğumuz yerden görebileceğimiz şekilde konumlandık. Klasik kokteyllere daha sonra zaman ayırabiliriz düşüncesiyle, tanışmayı ilk olarak imza kokteyllerle yapmaya karar verdik. Ben ilk olarak, aslında içeriğinden evvel ismiyle beni benden alan bir kokteyl siparişi verdim. Hayatımı gerçekten anlamlandıran ve yolumu aydınlatan kitaplardan biri olarak kabul ettiğim Siddhartha ismini menüde gördüğümde gözlerim hakikaten ışıldadı diyebilirim. Kokteylimin lezzeti de tekila yanında çok sevdiğim pancar sebzesinin baskınlığı sayesinde beni fazlasıyla mutlu etti. Sevgiliyse, bir viski sever olarak viski bazlı bir kokteyl olan Gold Rush’i deneyimledi.

Kokteyllerimizin yanında denediğimiz; “Alt Tarafı Ekmek” sloganıyla menüde yer bulan “Keçi Peynirli ve Soğan Marmelatlı” bruschetta hem değişik bir örnekti, hem de başarılıydı. “Burrata” tazeliği ve lezzeti ile bizi hakikaten şaşırttı diyebilirim.

“Kızarmış Enginar Kalbi” ise daha evvel şehirde hiç denemediğimiz bir lezzetti ve kendisini nasıl yapılmıştır merakı ile sipariş ettiğimizi itiraf edebilirim. Ancak önümüze gelen tabaktaki enginarların dışının çıtır çıtır, içininse sulu sulu haline hakikaten bayıldık.

Hakkı ile hazırlanmış sosis denemelerine bayılan sevgili, mekanın “bizce deneyin” ısrarlarına dayanamadı ve neticesinde “Jelepano ve Çedarlı Sosis” denemesini de pek başarılı buldu. Aslında bu denemeler sonrası biz de Loco de Pera’nın yalnızca bir kokteyl adresi olmanın dışına da taştığını çok net anlamış olduk. Yani Pera akşamlarımızda başka bir mekanda yemek planlamak ve sonrasında kokteyl içmek için Loco de Pera’ya gitmek gibi bir düşüncemizin olmasına gerek kalmayacak. Bu anlamda öncelikle Siddartha ismini imza kokteyllerinden birine veren ve böylesi keyifli ve konsantre bir menü ile şehre enfes bir mekan kazandıran şef İsmet Saz’a da kendi adıma teşekkür ediyorum.

Tabanoğlu Mimarlık ellerinde hayat bulmuş mekanın dekor detayları yanında özellikle de ferahlığına bayıldığımızı eklemem gerek. Şehirde iyi müzik eşliğinde geçsin istediğiniz hafta sonu gecelerinizde Loco de Pera’yı alternatifsiz tercih edebilirsiniz diye düşünüyorum; zira hafta sonları farklı farklı DJ’lerle partiler organize ediliyormuş. Diğer yandan, Taksim hattında sevdiğimiz müzelere yaptığımız gün içi ziyaretleri sonrasında ve Pera mekanları keşiflerimizde de aradığımız sakinliği ve keyfi Loco de Pera hepimize verebilir hissindeyim.

Kısaca; Pera’ya yeniden merhaba demek bize pek iyi geldi, size de gelmesini dilerim…

Instagram

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN