İtalyan modasını düşündüğünüzde aklınıza ilk olarak ne geliyor? Feminen silüetler, zarif ve yaratıcı dokunuşlar ya da içten içe hissedilen o güç duygusu… Eğer cevaplarınız bu çizgideyse, Lorenzo Serafini’nin yaklaşımını seveceğinize eminim! Kendisi “Philosophy di Lorenzo Serafini” markasının modern romantizmine ve İtalyan moda sahnesinin en şiirsel duraklarından biri olan “Alberta Ferretti”ye yön veren, vizyoner bir moda tasarımcısı ve kreatif direktör. Geçtiğimiz günlerde Vakko’nun ev sahipliğinde gerçekleşen özel buluşmada Serafini, Alberta Ferretti’nin Sonbahar/Kış 2025 koleksiyonunu İstanbul’a taşıdı. Tasarımcının imzası hâline gelen “sessiz güç” estetiği; uçuş uçuş katmanlar, kontrollü kumaş oyunları ve hareket ettikçe kendi hikâyesini kuran sofistike silüetlerle koleksiyonda hayat buluyordu. Ben de bu ilham verici atmosferin hemen ardından, Serafini ile modanın içsel şiirselliğini, İtalyan zarafetinin bugün nasıl yorumlandığını ve koleksiyonlarının ardındaki yaratıcı hikâyeyi konuşma fırsatı yakaladım!

Lorenzo Serafini | Fotoğraf: Vakko

Uzun süredir moda sektöründesiniz. Nasıl bir fikirle bu sektörü seçtiniz? Güzellik, hikâye anlatımı ya da yaratıcı tarafınızı ifade etme fikri mi?

Çocukluğumdan beri moda benim için her zaman bir tür sihir gibiydi. Misano’da büyürken annemin evde bıraktığı dergilere bakar ve o dünyanın hayalini kurardım — güzelliği, yaratıcılığı, her fotoğrafın ardındaki hikâyeyi… Modayı sadece kıyafet olarak görmezdim; bir duygu yaratmanın, insanları hayal kurdurmanın bir yolu olarak görürdüm. Hiçbir zaman bir B planım olmadı, her zaman yapmak istediğim şeyin bu olduğunu biliyordum. O duygusal ateş hiç sönmedi; her yeni koleksiyona başladığımda hâlâ beni harekete geçiren şey de bu.

Birçok tasarımcı ilk koleksiyonlarını bir nevi “otoportre” olarak tanımlar. Sizin ilk tasarımlarınız, o dönem kim olduğunuz hakkında neler söylüyordu?

İlk tasarımlarım bence çok içgüdüseldi. Evet, neredeyse duygusal bir otoportre gibiydi diyebilirim. Deneyimlerimden çok hayallerimi anlatıyorlardı. Yumuşaklığa, harekete, kadınların hem güçlü hem hafif hissetmesini sağlayacak kıyafetler fikrine çok kapılmıştım. Bugün geriye dönüp baktığımda, hayal ile gerçek, güzellik ile disiplin arasında bir denge arayan genç bir tasarımcı görüyorum. Bugün hâlâ işlerimin merkezinde bu diyalog var, sadece artık bunu daha fazla farkındalık ve incelikle ifade ediyorum.

Lorenzo Serafini ve Alberta Ferretti Sonbahar/Kış 2025 Koleksiyonu | Fotoğraf: Vakko

Alberta Ferretti’nin başına geçtiğinizde, kendi DNA’sı olan bir markayı devraldınız. Bu DNA’da neyi koruyacağınıza ve neyi yeniden yaratacağınıza nasıl karar verdiniz?

Alberta Ferretti’ye katıldığımda ilk içgüdüm onu dinlemek oldu — vizyonunu zamansız kılan şeyin ne olduğunu gerçekten anlamak istedim. Alberta, zarafet, hafiflik ve duygusallık üzerine kurulu bir evren yaratmış. Bunu değiştirmek istemedim; geliştirmek istedim. Korumaya karar verdiğim şey şiirsellikti, incelikti, hareket duygusuydu. Yeniden yazmak istediğim şey ise ritimdi; bugünün güçlü, bağımsız ve çok katmanlı kadınlarıyla rezonans kuracak bir ritim. Amacım modernleştirmek için modernleştirmek değil; bu DNA’yı hâlâ derin bir şekilde insani hissettiren çağdaş bir dile çevirmek.

Alberta Ferretti için yarattığınız silüetler çoğu zaman çok sinematik; belirli bir strüktür var ama alttan alta yumuşak bir güç taşıyorlar. Moodboard’larınızı şekillendiren bir “ilham periniz” var mı?

İlham perilerim asla tek bir kadın olmadı, daha çok bir ruh hâli oldu. Hem güç hem hassasiyet taşıyan kadınlara çekilmeye meyilliyim; görünmek için bağırmaya ihtiyaç duymayanlara. Bu sessiz özgüvenin içinde sinematik bir kalite var. Elbette Franca Sozzani gibi zekâ ve zarafeti bir arada taşıyan figürlerden ilham alıyorum ama her gün karşılaştığım, duygusallık ve kontrolü kendi yollarıyla dengeleyenlerden kadınlardan da. Tasarım yaparken bu kadınların nasıl hareket ettiğini, o anda nasıl hissettiğini hayal ediyorum. Kıyafet, böyle kadınların iç hikâyesini göstermeli; gizlememeli.

Alberta Ferretti Sonbahar/Kış 2025 Koleksiyonu | Fotoğraf: Vakko

İtalyan zarafetinin stil kodlarını modernize ediyorsunuz. Mikro trendler çağında romantik detayları güncel tutmanın en zor yanı nedir?

Asıl zorluk, çok hızlı akan bir zamanda duyguyu korumak. Mikro trendler anlık hazlarla ilgili; oysa romantizm zamana ihtiyaç duyar; nefes alır, bekler, kendini yavaş yavaş anlatır. Benim işim de bu duygusal detayları ruhunu kaybetmeden çağdaş hissettirmek. Bunu tasarımlarımda yeni oranlar, yeni dokular ve belli bir rahatlık hissiyle yorumluyorum. Bugünün gerçek romantizmi süslemekle alakalı değil; bağlantıyla alakalı. Dijital bir dünyada bir elbise hâlâ size bir şey hissettirebiliyorsa, işte bu his her zamankinden daha anlamlıdır.

Sizce modern feminenliğin tanımında bugün İtalyan modası ne konumda duruyor? Nostalji ile inovasyon arasında mı, yoksa aklınıza başka bir şey mi geliyor?

İtalyan modası her zaman feminenlikle güçlü bir bağ kurmuştur; duygusaldır, sezgiseldir ve insancıldır. Bunun sadece nostalji ile inovasyon arasında olduğunu düşünmüyorum; daha çok özgünlükle ilgili. İtalyanlar olarak teoriden değil, kalpten yaratırız: Her şeyi “gerçek” kılan bir sıcaklık duygusu ve küçük kusurlarla… Elbette mirasımıza, yani zanaatkârlığa ve güzelliğe saygı duyarız ama aynı zamanda ileriye bakar ve bunu özgür, farkındalığı yüksek ve çok yönlü modern kadınların gözünden yeniden yorumlarız. Bu anlamda İtalyan modası feminenliği tanımlamaya, geleneği ve evrimi birlikte kutlayarak devam ediyor; ruh ve akıl birlikte hareket ediyor.

Kapak Fotoğrafı: Lorenzo Serafini

İlginizi çekebilir: Simay Yaz’dan Ece Nayman ile: Anlam Arayışının Ötesindeki Moda Üzerine