Romantik dram türündeki My Oxford Year, izleyicisini İngiltere’nin akademik atmosferine, kadim taş duvarlarıyla çevrili Oxford Üniversitesi’ne davet ediyor. Oxford’un taş duvarları arasında geçen bir yıl, bir insanın hayatını ne kadar değiştirebilir? My Oxford Year, yalnızca romantik bir hikâye değil; kariyer, kimlik ve kalp arasındaki çatışmalara ayna tutan duygusal bir yolculuk. Bu yazıda, hem filmin büyüleyici atmosferine hem de izleyicide bıraktığı derin izlere yakından bakmak istedim.

youtube play youtube play

Iain Morris’in yönettiği ve Allison Burnett ile Melissa Osborne’un senaryosunu yazdığı My Oxford Year, 2025 yılında çekilen bir Amerikan romantik dramı. Film, Julia Whelan’ın, Burnett’in özgün senaryosuna dayanarak yazdığı romanından esinlenilerek Nexflix’te izleyiciyle buluşuyor. Başrollerini, duygusal derinliğiyle dikkat çeken Anna karakterine hayat veren Sofia Carson ve karizmatik akademisyen Jamie rolünde izlediğimiz Corey Mylchreest paylaşıyor. 

oxford-1
Jamie and Anna | Fotoğraf: People

My Oxford Year filminde Anna, Sofia Carson’ın güçlü ve duygusal performansıyla hayat bulan, idealist, zeki ve kararlı bir genç kadın. Oxford Üniversitesi’nde lisansüstü eğitim hakkı yakalayarak kısa süreliğine İngiltere’ye geliyor. Başta bu deneyimi sadece öz geçmişine değer katacak geçici bir adım olarak görüyor. Ancak zamanla bu yolculuk, onun için çok daha kişisel, dönüşüm yaratan bir sürece evriliyor. Diğer yandan Anna, entelektüel kapasitesi yüksek, disiplinli ve planlı bir karakter. Hayatını çizilmiş bir rotaya göre yaşamaya alışkın: Prestijli bir eğitim, başarılı bir kariyer… Bu konuyla ilgili yaptıkları bir sohbet sırasında Anna’ya Jamie tam olarak şöyle diyor : “…Bence hayat bir şekilde en iyi planları bile raydan çıkarabilir.”  Bu ifade boşuna edilmemiş, bunu film sonunda çok daha iyi anlıyoruz. Ayrıca kütüphaneleri ve özellikle eski kitap kokusuna hayran. Ancak buna yönelik pek bir sahne göremedim, ilk dikkatimi çeken bu oldu diyebilirim. Biraz daha vurgu olabilirdi. Bu kısım sanki biraz yüzeysel kalmış gibi.

Jamie ise Oxford Üniversitesi’nde ders veren genç bir akademisyen. İlk bakışta esprili, zeki, kendine güvenen ve hafif alaycı tavırlarıyla dikkat çekse de bu dış görünüşünün ardında çok daha karmaşık ve duygusal bir iç dünya barındırdığı görülüyor. Jamie, şiire olan tutkusu, entelektüel donanımı ve özgür ruhuyla öğrenciler arasında hayranlık uyandıran bir figür olarak karşımıza çıkıyor. Ancak onun gerçek karakterini ortaya çıkaran özellik, Anna ile kurduğu bağ. Jamie, Anna ile ilişkisi sayesinde sadece eğlenceli bir flört partneri olmanın ötesine geçiyor. 

Editör Notu: Yazının devamı spoiler içerebilir.

my-oxford-year-trailer-15
Jamie | Fotoğraf: justjared.com

Filmin ilerleyen bölümlerinde eğlencelik olarak tanımladıkları ilişkilerinin farklı boyutlarına tanık olmaya başlıyoruz. Anna; aşkın, kaybın ve insan olmanın karmaşıklığıyla yüzleşiyor. Jamie’nin hastalığıyla ilgili öğrendiği gerçekle onun karakterinde ciddi bir dönüşüm yaşanıyor ve hayatın planlanamayacak kadar kırılgan olduğunu kabul etmek, Anna için zorlu ama olgunlaştırıcı bir deneyime dönüşüyor. Jamie ise sevdiği kadına yaklaşmak isterken bir yandan da onu kendinden ve kaderinden korumaya çalışan biri olarak çiziliyor. Yani onun aşkı, fedakârlıkla harmanlanıyor diyebiliriz. Anna’nın gelecek hayallerine engel olmamak için geri çekilmeyi bile göze alması Jamie’nin romantik sinemanın klasik “trajik kahraman” figürlerinden biri olarak gösteriliyor.

my-oxford-year-trailer-14
My Oxford Year | Fotoğraf: justjared.com

Film boyunca izleyici yalnızca bir aşk hikâyesine değil, aynı zamanda Anna’nın kendi kimliğini ve yaşam önceliklerini yeniden keşfetme serüvenine tanıklık ediyor. Yani My Oxford Year, romantik bir hikâye anlatmakla kalmayıp kişisel gelişim, seçimler ve aidiyet temalarını da işliyor. Anna’nın kariyer hırsı ile kalbinin sesi arasında gidip gelmesi, hayatın yalnızca başarı ve planlardan ibaret olmadığını, bazen kontrolü bırakmanın da büyümek anlamına geldiğini gösteriyor. 

Filmin sonu beni çok etkiledi. Filmin sonunda, hayatın planlarla değil, anlarla şekillendiğini derinden hissettirdiğini söyleyebilirim. Birlikte çıkmayı planladıkları büyük turu Anna’nın tek başına Jamie olmadan yapmasını, hem hayal hem de gerçekliğin bir arada sunulmasıyla öğreniyoruz. Bir doktora öğrencisi olarak konu ya da romantik aşk hikâyesi bir yana, Oxford’u izlemek için bile güzel bir film. Üniversitenin tarihi yapıları, taş sokakları, sisli sabahları ve yemyeşil kampüsü adeta bir belgesel titizliğiyle seyirciye sunuluyor. Beğenmeyenler ya da sıradan bir aşk hikâyesi olarak bulanlar olabilir elbette ama ben sevdim. Son olarak -bunu belirtmeden geçemeyeceğim-  Jamie’nin Coldplay’in “Yellow” şarkısını söylemeye çalıştığı sahneye kalbimi bıraktım. Çok samimi ve doğal!

Kapak Fotoğrafı: My Oxford Year

İlginizi çekebilir: Sine Magger’dan Netflix’te Bu Ay