Her şeyin birbirine benzemesinin can sıktığı bir dönemde gibiyiz. Yaptıklarımız ve yapamadıklarımız aynı, gittiğimiz yerler aynı, hatta gitmek isteyip gidemediğimiz yerler bile aynılaşmış. Mesela Norveç, Peru, Yeni Zellanda, Güney Afrika. Ben de bu kümenin dışında olmayan biriydim ama Norveç’te dört gün karavan yolculuğu klasiklerin dışına çıkabilme şansına eriştiğim bir yolculuk oldu. Ve gerçekten tahmin ettiğimden de çok iz bırakan ve hatta dönüştüren bir tatil oldu diyebilirim. Norveç ile ilgili çok güzel yazılar var zaten ben de bunlara karavan boyutu ekleyerek kendi tecrübemizi soru-cevaplı bir not derlemesi ile paylaşayım. Umarım ki yazı sonuna geldiğinizde gitmek için tarih bakıyor olursunuz. 

Nereden çıktı bu Norveç’te karavan gezisi?

“Çok araştırdık okuduk ve böyle seçtik” diye referanslarla dolu bir sebep sıralayamayacağım malesef. Daha çok anlık gelişen ve şuanki hayatlarımızın getirdiği bir plan oldu diyebilirim. (Zaruri açıklama: Bu soruyu buraya eklememin nedeni de tabiki bizi anlatmak değil, böyle seyahatlerin büyük projeler olmadığını göstermek.)

20 sene önce aynı yurt odasında okumuş 3 arkadaşın biri Washington, biri Londra, biri de İstanbul’da (evet, bu benim) yaşıyorsa buluşma yerini de haliyle Dünya haritasından seçmemiz gerekiyordu. Bir whatsapp mesaj trafiğinde beş dakika içinde tarihi Ağustos sonuna, yer alternatifini de Norveç ve İzlanda’ya indirmiştik. Neden buralar diye sorarsanız pek bir fikrim yok, bilinçaltında vardır nedenleri ama çok merak etmiyorum. Sonraki aşamaysa ufak bir yazı tura ve Norveç.

Karavan kısmı ise hiç yıllardır yapalım dediğimiz bir şey değildi. Macera ruhlu, kaşif bir yazı arayanlar hayal kırıklığına uğrayacak ama bizim tercihimiz tamamen ekonomik sebeplerle ilgiliydi. Araba kiralayıp otellerde kalarak gezerken “iyice pahalı olacak bu iş, karavan mı denesek?” deyip anlaştığımız birşeydi. Bu da aynı mesaj trafiğinde üç dakikada verilen bir karardı sanırım.

Norveç nasıl bir yer?

Pahalı, arkadaşlar. Evet, herkesin söylediği şey doğru: Norveç çok pahalı. Bunu baştan söyleyelim, sonra diğer özelliklerine değinelim ki bunu da havalimanında kahveye Türkiye’deki fiyatın 6-7 katını verince hemen anlıyorsunuz, çok gezmeye gerek yok. Norveçle ilgili asıl merakınızın hayat pahalılığı olmadığını düşünerek bu kısmı kısa tutuyorum, yoksa üç günde yaşadığım şoklardan üç sayfa yazı çıkar.

Gelelim Norveç’in en çarpıcı özelliğine; ülke tam olarak yeşil bir denize benziyor, ya da diğer bir ifade ile koca bir milli park gibi. 1250 km yol yaptık ve yeşil görmediğimiz tek yer ironik bir şekilde ülkedeki büyük milli parklardan biriydi. Yeşilden bıktıklarından herhalde, kayalıklı bir dağ başını park yapmışlar; pek anlam veremedik. Bu yeşilliği bir de bolca göl, fiyort gibi müthiş maviliklerin süslediğini düşünün, ortaya çıkan şey bir doğa mucizesi.

Bunun yanında Norveç’in gece hayatı size başka bir gezegendesiniz gibi hissettiriyor. Doğa güzelliğine eşlik eden harika evler ve yerleşim yerleri yapmışlar. Tabiki etrafınız mutlu ve birbirine saygılı, reklamlardan çıkmış gibi duran insanlarla dolu. Ekonomik zenginliği ise her yerde hissediyorsunuz, burada yine detaya girmeye gerek yok.

Artık bıktığımız için belki, bizim planımızda hiç şehir görmek yoktu ve görmedik de. Oslo nasıl bir yer hiç bir fikrim yok, pişman da değilim, zamanımızı daha güzel şeylere ayırabildik sanırım.

Ve son olarak Norveç güneşliyken çok güzel. Yazın gitmenizi çok tavsiye ederim. Biz ağustos sonuna bırakarak riske atmıştık ve yağmurlu gösteriyordu hava. Şansımıza hep güneş vardı ama temmuz daha iyi bir zaman olabilir.

Nasıl bir rotamız vardı, nereleri okuyarak hazırlandık?

Giderken aklımızda bir rota yoktu. Bergen’e doğru arabayla gideriz, yolda bakarız diye düşünüyorduk. Ama karavanı alırken bu plandan vazgeçip kuzeye doğru gidelim dedik. Gözümüze meşhur fiyort şehirlerinden Geiranger’i (tek yaptığımız iki dakikalık Google araştırması) kestirip o yöne doğru gaza bastık. Yorulduğumuz yerde yakınlarda bir kamp yeri bulduk ve orada durduk. Sonraki duraklarımıza da hep son durduğumuz yerde karar verdik.

Bu hazırlık işine ayrı bir başlık ayırmak istedim çünkü bu tatilin beni en mutlu eden kısmı hazırlıksızlıktı belki de. Evet hazırlık yapmanın, gidip görmeniz gerekenleri listelemenin faydası mutlaka vardır; ama yapmamanın keyfi de çok başkaymış. Bir kere rahatsınız. Stres yok, “şunu yapmalıyız” yerine “canımız ne istiyor” var. “Şurası güzelmiş hadi iki saate oradayız” diye bir erteleme yok, “burası ne güzelmiş, hadi duralım şurada” var. Başkalarının keşiflerini takip etmek yok, kendi hoşunuza giden şeyleri bulmak var.

Diğer taraftan her zaman şaşırıyorsunuz, bir beklentiniz olmadığından hemen her gördüğünüz sizin için mutluluk sebebi. İlk gün gittiğimiz yere gece zifiri karanlıkta vardık, herhangi bir fikrimiz de yoktu. Sabah güneş açtığında gördüğüm manzara kadar hayatımd etkilendiğim bir şey oldu mu emin değilim. En güzeli olduğundan değil, en beklenmeyen olduğundan.

Bu rastgelelik ya da spontanlık belki bazı yerlerde riskli olabilir ama bunu en rahatça yapabileceğiniz yer Norveç, bunu büyük bir rahatlıkla söyleyebilirim. Güzel olmayan bir yere gitme şansınız hemen hemen hiç yok. Çok planlarla boğuşmayın, anın tadını çıkarın derim özetle. Bu anlayış bana çok iyi geldi şahsen, hatta ufak bir dönüştürücü etkisi oldu sanırım üzerimde.

En nihayetin şu rotayı takip etmiş olduk: 1. Gece B, 2. Gece D, 3. Gece F’de kamp yaptık.

Nerelerde kaldık, nereleri gördük?

Tesadüfen durduğumuz Bøflaten Camping, tatil sonunda en sevdiğimiz yer olacaktı. Büyük bir göl kıyısında, dağ eteklerinde, müthiş bir sakinliğin ortasında bir cennet burası. Şansımıza sabah ilk kalktığımızda puslu havasını sonra da güneşin açmasıyla diğer güzel yüzünü gördük. Fotoğraflar daha güzel anlatacak ne demek istediğimi. Kamp alanı da küçük sakin ama yenilenmiş tesisleriyle (duş, tuvalet gibi) oldukça rahat ettiğimiz bir yer oldu.

Bøflaten Camping ile detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz. 

Daha sonraki durağımız Geiranger Fiyortu oldu. Bøflaten-Gairanger yolunun muhteşemliği dağlardan fiyorta doğru iniş sırasındaki manzara ile harika bir son buluyor. Dağların arasına girmiş okyanus görüntüsünün insanda bıraktığı etkiyi tarif etmek zor. Karavanınızı park ettiğiniz yerin az ilerisinde büyük bir cruise gemisi var mesela. Bu devasa güzelliğin içinde kendinizi oldukça küçük ama huzurlu hissediyorsunuz. Arkanızda bir orman, küçük bir mahalle, coşkulu bir dere ve bir göl sessizliğinde duran okyanus. Ben sustum buyrun resimlere…

Daha sonra fiyortların arasından inen bir rota seçip, Flam adındaki diğer kamp yerine gittik.  Çok dağlık bir bölge olduğundan sürekli virajlarda ve tünellerde (27km tünel olur mu, oluyormuş) yolculuk yapmaya hazır olun. Ama tabiki tüm bu yollarda bir türlü bıkmadığınız güzel manzara size eşlik etmeye devam ediyor. Şansınız varsa bir de arabalı vapura binin derim, bizim denk geldiğimiz oldukça etkileyiciydi. Vardığımızda göl ve okyanus kenarından sonra bu kez kampımızı dağ eteğinde ağaçlar arasında yapacağımızı anladık. Yine güzeldi ve yine tadı başkaydı.

Karavan hayatı nasıl?

Bana tekne hayatını andırdı; daracık yaşam alanı ve her yerden çıkan gizli çekmeceleriyle özellikle. Yine tekne hayatı gibi müthiş bir özgürlük vaadediyor bu hayat.  Her an her yerde durabilecek, kalabilecek, yemek yiyebilecek, dinlenebilecek olmak güzel bir his.

Sadece durması değil, yolculuk etmesi de güzel. Özellikle öndeki panoramik cam beni yola çıktığımız gibi etkileyen bir şey oldu. Aracı kullanması oldukça kolay, normal araç ehliyeti ve tecrübesi yeterli. Sadece dönerken virajları geniş almayı ve aracın yüksek olduğunu unutmayın.

Şoför ve yanındaki koltuk baya rahat, arkalarındaki masanın yanındaki L koltuk da her geçen gün popülerleşti. Ama masayı pek etkin kullanamıyorsunuz malesef, virajlar yüzünden üzerinde pek birşey durmuyor (kaydırmaz plastikler büyük icatmış). Bir hayal kırıklığı şu oldu ki, içerideki yataklarda yolculuk sırasında pek yatamıyorsunuz, çok uykunuz yoksa o zıplama ve dönüşlere dayanmanız pek mümkün değil.

Yatak kısmı ise beklediğimizden rahattı, arkada üç kişilik olabilen iki tek kişilik yatak ve ön koltukların üzerine inen bir yatak ile üçümüz de çok rahat ettik. Dört kişi de kalınabilir ama fazlasını denemek biraz iddialı olabilir bence.

Uyku ve yemekten sonraki diğer doğal ihtiyaçlarınız için karavanda duş ve tuvalet vardı ama karavanın sahibi tuvalet bölümünü nasıl temizlememiz gerektiğini anlattığında biz hiç kullanmamaya karar vermiştik bile. Kamp ve mola yerleri ile hiç zorlanmadan idare ettik.

Bol bol mola vermekten çekinmeden keyifle yolculuk yapmayı da unutmamak lazım, hiçbir yere yetişmiyoruz.

Karavanı nereden buldunuz diye merak eden için not, biz şu linkteki karavanı kiraladık. Bir firmanın değil, Arne abimizin karavanıyla gezdik. Kendisi bizi görünce karavanın döneceğinden endişe etti ama sonra iyi anlaştık sayılır, yani depozitoyu iki katına çıkarmadı son anda en azından.

Norveç’te kamp hayatı nasıl? Nelere dikkat etmek gerekir?

Öncelikle kamp yeri bulmak oldukça kolay burada. Bir kere çok fazla var ve hemen hepsi oldukça güzel. Bulmak için de sadece Google Maps’de istediğiniz bir yeri seçip “RV Camping” diye aratmanız yetiyor.

Herhangi bir kampa vardığınızda -ne kadar kalabalık olursa olsun- ilk farkettiğiniz ise sessizlik ve yavaşlık. Burası elektrik, duş, tuvalet gibi temel ihtiyaçlarınızı karşılamanın yanında, esas keyifli ve huzurlu atmosferiyle yaşamanın tadını çıkarmanızı sağlıyor.  Güzel bir alışveriş ile bu doğa içerisinde mükemmel kahvaltılar da hiç zor değil. Kahve tiryakileri ise termosa demleme kahve bile yapabilir ki beni en mutlu eden şeylerden biri oldu bu.

Bizim planımız sabah uzunca bir sabah keyfi, kamp yerinin tadını çıkarma ve sonrasında yola çıkıp akşam sonraki durağımızda konaklama oldu ama bir yere aracı çekip, 3-4 gün oradan yakın yerleri gezmek de oldukça popüler. Kahvaltı menümüzden de bahsedeyim; haşlanmış yumurta, güzel bir esmer ekmek, sürme peynir üzerine somon füme -bol bol somon tüketin- ve kahve. Şuanda yazarken yine canım çekti :)

Kamp yerleri 200 TL civarındaydı, kişi başı beş dakika duş için de 10 TL vermeniz gerekiyordu. Aracınızı elektriğe bağladığınızda tüm prizleri evde kullandığınız gibi kullanabiliyorsunuz, o yüzden elektriğin yakınlarına park etmek önemli.

Akşamları da ne yemek isterseniz ona göre alışveriş yapabilirsiniz, ama biz pişirmek ve bulaşıkla uğraşmak istemediğimizden sandviç almıştık, gayet yeterli oldu. Ancak daha önemlisi içeceklerinizi havalimanından çıkmadan Duty Free’den yüklerseniz akşamlarınız baya eğlenceli geçebilir.

Norveç’te Karavan Tatili İçin Tavsiyeler

– Gözünüzde büyütmeyin, planlaması ve harekete geçmesi, hepsi çok hızlıca halledilebiliyor. Planlarınızda kalmasın, yazık olur…

– Karavanınızı kişi sayısınıza ve ihtiyacınıza göre güzel seçin, tatilde değiştiremeyeceğiniz en önemli şey bu.

– Rota için çok üzülmeyin, her yer güzel, spontanlığın tadını çıkarın.

– İlk yola çıkmadan yapacağınız market alışverişi çok önemli onu iyi yapın, çok da abartmadan tabi. Duty Free alışverişi de tavsiye edilir.

– Bence mutlaka yazın gidin, az güneşli dönem var zaten ülkede. Özel bir kış depresyonu sevdanız yoksa güneşli bir Norveç çok daha güzel.

– Mümkün olduğunca az eşya götürün; hem gerek yok çünkü çok rahat bir ortam, hem de yer yok.

– Otobanlar ve bazı marketler için yanınızda biraz Norveç kronu bulundursanız iyi olur.

-Arkadaşlarla başbaşa tatil düzenli yapılmalı sanki, biz seneye gideceğimiz yeri seçtik bile.

Umarım bizim hikayemiz ve seyahatimiz böyle bir yolculuğu canınızın çekmesini sağlamış ve anlattıklarım faydalı olmuştur. Şimdiden herkese iyi eğlenceler!

İlginizi çekebilir: Deniz Gormezano’dan “Norveç’in Büyülü Şehirleri: Oslo, Bergen ve Flam”

İlginizi çekebilir: Buket Demirbaş’tan “Norveç Günlükleri”

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN