Her köşesine ayrı ayrı hayran olduğum Kuzey Ege’nin zeytin ağaçlarıyla çevrelenmiş yollarından kıvrıla kıvrıla Assos’a gidiyoruz bu sefer. Doğasına, denizine bayıldığım bu canım bölgede şimdiye kadar gönlümü hoş tutan yerler hep denizden biraz daha uzak noktalarda konumlanmış olurdu, ilk kez denize sıfır bir otele kalmaya gidecektik. Haliyle çocuk gürültüsünden, zevksiz dekorasyonlardan, kötü servisten endişeliydim.

Tüm endişem Calidus’un resepsiyonuna girmeden yok olup gitti. Kapısından girer girmez zevk sahibi birilerinin burayı daha da güzelleştirmek için elini taşın altına koyduğunu anlayabiliyorsunuz. Otoparktan resepsiyona giden yolda şehrin dertlerini geride bırakmanız için ilk tetikleyiciniz olan dekorasyonu görüyorsunuz, altında küçük bir notla; “Her derdi içinize atarsanız ayağa kalkamazsınız…”

Odamızın anahtarını almak için resepsiyona girdiğimizde, içerideki kütüphaneden kendine kitap seçen insanlarla karşılaştık. Küçük bir sohbetin ardından odamıza geçtik. Otelin 20 dönüm arazisinde yer alan 30 odadan birisiydi bizimki. Gelmeden önce deniz manzaralı bir odada kalma hevesimizle yolu tüketmiştik ancak içeri girdiğimizde otelin üzerine kurulduğu arazideki hiçbir ağaca daha iyi bir manzara hevesiyle dokunulmadığını öğrendik. Balkonumuzun içine kadar dalları uzanan zeytin ağacımızla -tam da bugünlerde- daha mutlu olamazdık.

Ağustos ayının sıcağında kendimizi denize atma hevesiyle odadan çıktığımızda bizi maviliğin ortasına uzanan bir iskele ve herkese fazlaca yetecek kadar çok şezlong, salıncak ve hamak karşıladı. Gönlümüze göre birini seçip buz gibi suya bıraktık kendimizi. İskelenin sol tarafından denize girip sakince kumsala doğru yüzdüğünüzde içinde bulunduğunuz koyun en güzel noktasında olduğunuzu anlayabiliyorsunuz. 200 metrelik sahil şeridinde otel misafirlerinden başkası bulunmuyor, yanıbaşınızda denize en yakın noktasında olan Kaz Dağları’yla ve sadece kuş sesleriyle yüzebiliyorsunuz. Sizi denizden taş fırından taze taze çıkan pizzanın kokusu çağırıyor. Burada kaldığımız günler boyunca yemeye doyamadığımız lezzetlerin bir parçası hep taş fırının başındaki ustanın yetenekli ellerindendi. Beş çayında sipariş ettiğimiz kekler ise gerçekten ev lezzetindeydi.

Otelin geniş bir alanda konumlanmış olmasının faydasını dinlenme anlarınızda daha çok hissediyorsunuz, bahçenin istediğiniz kısmında rahat bir köşe bulma şansınız hep var. Böylesi bir büyüklüğün hiçbir noktasında ise zevkten ödün verilmemiş. Sol yanınızda 1800’lerden kalan bir değirmen taşının aydınlatıldığını, barın sizi güneşten koruyan kısmının eski evlerin kapılarından yapıldığını, Anadolu’nun dört bir yanından toplanmış eşyaların arasında olduğunuzu hep hissediyorsunuz.

 

View this post on Instagram

 

A post shared by Calidus Hotel (@calidushotel) on

Benim denizde en sevdiğim saatler güneşin batmaya yaklaştığı herkesin akşama hazırlanmak için odalarına geçtiği zamanlardır. Calidus’ta o saatlerde deniz kenarında akşam yemeği için masalar hazırlanmaya başlanıyor. Akşam yemeği için öğlen saatlerinde et-balık-tavuk üçlüsünden o günün menüsüne uygun olarak tercihiniz soruluyor. Akşam masanıza geçtiğinizde sizi taze zeytinyağlılar, salata, ara sıcak, ana yemek ve tatlı bekliyor. Bu noktada beni en çok mutlu eden benzer otellerde yaşanan artık yemek sorununun misafirleri de memnun edecek şekilde çözülmüş olması. Hiçbir öğünde açık büfe yok, her yemek size özel ve sizin için. Otelin sahipleri Celal Bey ve Rıfat Bey de eşleriyle tüm misafirleri görebilecek şekilde masalarına kuruluyorlar. Akşam boyunca Rıfat Bey’in özel merakı ile gramofondan ve taş plaktan şarkılar çalınıyor. Otel sahipleri masaları tek tek ziyaret ederek sohbet ediyor, masalarından kalkan misafirler sahile ya da bahçedeki salıncaklara geçerek yıldızları izliyorlar.

Bizim tecrübemizde her akşam kızıl rengini denize düşüren enfes dolunaylar vardı, saatler gece yarısını gösterdiğinde ise kayıp giden yıldızlara dileklerimizi yetiştirmeye çalışıyorduk. Son günümüzde bir grup yunusun yolculuğuna şahit olduk, gerçekten büyüleyiciydi.

Bizim Calidus maceramız biraz doğanın göz kırpmasıyla, denizin güzelliğiyle ama en çok otelin özenli düşünülmüş her bir köşesiyle çok keyifli oldu. İlkbahardan sonbahara gönül rahatlığıyla gidilebilecek bu otele uğrarsanız, odalarda kullanıma sunulan zeytinyağlı sabunlardan yanınıza da almayı ve Rıfat Bey’in dünya güzeli köpeği Korsan’a da bir öpücük kondurmayı unutmayın. Sevgiyle kalın.

Websitesi

İlginizi çekebilir: Canan Keleş’ten Assos ve Behramkale

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN