Other: Los Angeles'tan Doğrudan Temas Kuran Bir Fuar
Saatchi Art himayesinde sunulan formatıyla The Other Art Fair, 26 Şubat–1 Mart 2026 tarihleri arasında LA Sanat Haftası kapsamında Culver City’de 3Labs mekânında gerçekleşti. Los Angeles’taki 15. edisyonuna ulaşan fuar, bugüne kadarki en geniş katılımlı yerel edisyonunu gerçekleştirerek 160’a yakın bağımsız sanatçıyı bir araya getirdi.
Yeni bir mekân ve tarih seçimi yapan TOAF, geleneksel galeri temsiline dayalı modelden farklı olarak sanatçı ile izleyici arasında doğrudan temas kurmayı temel alıyor. Fiyatların şeffaf biçimde paylaşılması ve aracı yapının minimize edilmesi, koleksiyoner adayları ile üreticiler arasında daha yatay bir ilişki kurmayı hedeflemiş. Katılımcıların önemli bir bölümünün ilk kez fuara dahil olması ve yerel sanatçı oranının yüksekliği, etkinliğin yeni pratikleri görünür kılma iddiasını güçlendiriyor. Resim, fotoğraf, heykel, karışık teknik, performans ve enstalasyon gibi farklı disiplinlerin yan yana konumlandığı fuar, Miami Sanat Haftası’nda gerçekleşen Red Dot/Spektrum benzeri bir deneyim sunuyor.
Program yapısı yalnızca sergilemeye değil, deneyime de odaklanmayı amaçlamış. İnteraktif projeler, canlı performanslar ve kamusal müdahaleler fuarın festival benzeri atmosferini pekiştiriyor. Önceki yıla göre daha ferah bir açılış/önizleme gecesi organize eden fuar, ilk günden itibaren uzatılmış saatleriyle ziyaretçileri ağırladı.
2011’den bu yana uluslararası ölçekte faaliyet gösteren ve her yıl ABD ile İngiltere’de, aralarında Brooklyn, Chicago, Dallas, Londra ve LA edisyonlarının da bulunduğu 11 fuar düzenleyen yapı, bugüne kadar binlerce sanatçının kariyerine görünürlük kazandırmış.
Bu edisyonun dikkat çeken işlerinden biri, Fransız–Avustralyalı sanatçı Linus Gruszewski’nin Thank You başlıklı şişme yerleştirmesiydi. 1500 adet geri dönüştürülmüş polietilen paket servis poşetinden inşa edilen geometrik yapı, ziyaretçilerin içine girebildiği immersif bir hacim oluşturuyor. Güneş ışığı yarı saydam yüzeylerden süzülerek iç mekânda titreşen bir renk alanı yaratırken; gündelik atık malzeme, geçici ama yoğun bir ışık deneyimine dönüşüyor. Çalışma, tüketim artığı nesneleri estetik ve mekânsal bir kompozisyona çevirerek hem sürdürülebilirlik hem de kolektif deneyim meselelerini görünür kılıyor.
Wonderlens Studio’nun [02:16] The Art of the Ideal Deal [Ideal Anlaşma] projesi, emlak dünyasını zamansız sanat eserlerinin perspektifinden yeniden hayal etmiş. Proje kapsamında iki emlak danışmanı, Jan van Eyck’in Arnolfini Portresi’nden Grant Wood’un American Gotik’ine, Edward Hopper’ın Cape Cod Morning’inden David Hockney’nin Big Splash’ine kadar ikonik başyapıtların içine yerleştirilerek, bu kültürel mihenk taşlarının başrolüne taşınıyor. Böylece danışmanlar, yüzyılları ve stilleri aşarak klasik sanatın içine dahil edilmiş.
Konsept, basit ama etkili bir gerçeği vurguluyor: Nasıl ki büyük sanat eserleri değerini kaybetmez, bu danışmanlar da her zaman mükemmel anlaşmayı gerçekleştirir. Bazen bir mülkün karakterini ön plana çıkaran listeleme danışmanı, bazen müşterilerini hayallerindeki evlerle buluşturan alıcı temsilcileri.
Tasarımcı ve bir marketing profesyoneli Nik Aliye ise, çalışmalarını [05:29] iyimserlik ve neşeye dayandırıyor. Her eser, hem kendi zihnini ve bedenini sakinleştirmek hem de karşılaşan herkese benzer bir rahatlama sağlamak amacıyla üretilmiş. Diplomatik ve göçmen bir ailede büyümenin getirdiği çok kültürlü bakış açısı da işlerinde farklılıklardan ziyade ortak deneyimlere odaklanmayı mümkün kılmış. Her geçen gün çatışmalar ve baskılarla parçalanıyor olan dünyayı, birbirimize tutunmak ve insanlığa olan inancı korumak için bir sebep olarak gören Aliye, sanatın iyileştirici gücünü pratiğinin merkezine konumlandırarak; neşe, teselli ve rahatlık bulmayı tasarlıyor.
Galicyalı fotoğrafçı Xan Padrón [18:16], New York’ta yürüttüğü sokak fotoğrafçılığı projelerinin ardından, 2011’de başlayan ‘Time Lapse’ serisiyle geniş çapta tanınmış. Şehirleri onların sakinleri üzerinden portreleyen bu çalışma, Padrón’un en bilinen işleri arasında yer alıyor. Seri, iki saat boyunca dikkat çekmeyen bir noktaya yerleştirilmiş kamera ile önünden geçen insanların fotoğraflarını ardışık şekilde kaydederek, günlük yaşamın ayrıntılarını görünür kılmış. Her şehir, bu bakış açısıyla sosyal ve kültürel portreler sunuyor; New York, Londra, Pekin, Sydney, Trinidad, Berlin, Paris ve Medellin.
Elveda Hattı [The Goodbye Line] bir topluluk sanat projesi [16:27]. İnsanlara söyleyemedikleri veda sözlerini paylaşabilecekleri bir alan sunuyor. Katılımcılar, 7/24 açık olan telefon hattını arayarak anonim sesli mesaj bırakabiliyor. Proje, insan deneyiminin büyüyen bir arşivini oluştururken, yaşın yalnızca özel bir durum değil, paylaşılan bir deneyim olduğunu vurguluyor. Mesajlar, zaman zaman sergilerde, hikaye anlatım projelerinde veya yerleştirmelerde anonim olarak paylaşılabilse de; gizlilik her zaman korunuyor. Yerleştirmenin temel amacı, kişisel yansımaları kolektif bir eyleme dönüştürmek ve bırakma eylemi aracılığıyla hafıza ve bağlantıyı koruyarak toplumsal bir yakınlık yaratmak.
Toplum boyutu da fuarın belirleyici unsurlarından. Geçen yıl yaşanan Los Angeles yangınlarından etkilenen bölgeler için yürütülen dayanışma kapsamında, Altadena Brick by Brick adlı yerel bir kâr amacı gütmeyen kuruluşla iş birliği yapılarak; bağışa dayalı masa tenisi etkinliği aracılığıyla yeniden inşa sürecine katkı sağlanmış. Böylece fuar, aynı zamanda yerel bağlamla ilişkili bir sosyal alan olarak konumlanıyor.
LA merkezli sanatçı Steven Rahbany, elde dikilmiş yastık işleri [17:06] aracılığıyla hafıza ile insan duygusu arasındaki karmaşık ilişkileri araştırmayı pratiğinin merkezine yerleştirmiş. Tekstil yüzeyini yalnızca bir zemin olarak değil, taşıyıcı bir bellek alanı olarak ele aldığından; her dikiş, hem fiziksel hem de sembolik bir iz bırakıyor. Bu yöntem, hafızanın kırılgan, katmanlı ve çoğu zaman parçalı yapısını maddesel bir dile dönüştürmüş.
Rahbany’nin üretimi, kişisel anıların bireysel kimliği nasıl şekillendirdiğini ve bu anıların kolektif insanlık anlatısıyla nasıl kesiştiğini sorgulamak istiyor. Yastık formu [dinlenme, rüya ve içsel alanla ilişkili bir nesne olarak] izleyiciyle mahrem bir temas kurarken çalışmalar, yalnızca görsel olarak değil, çağrışımsal ve duygusal düzeyde de deneyimleniyor. Aynı zamanda keyifli ve dekoratif.
Joy Bomb [24:44] by Amy Broch, ciddiyetle kuşatılmış gündelik yaşama bilinçli bir karşı enerji üretmek için yola çıkmış. “Hayat ciddi, biz değiliz” mottosu, yüzeyde ironik bir hafiflik taşısa da, projenin arkasındaki yaklaşım daha derin: mutluluk, yalnızca geçici bir duygu değil, zihinsel ve fiziksel dayanıklılığın temel bileşeni. Neşe, burada bir kaçış olmaktansa; bir sürdürülebilirlik aracı.
Pratik, 2018 yılında sanatçının eşi Sean’a ALS teşhisi konulmasının ardından yeni bir anlam kazanmış. Çift, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak için farklı tedavi yollarını araştırırken, mutluluğun daha iyi tedavi sonuçları ve yaşam süresiyle ilişkili olduğuna dair bulgularla karşılaşmışlar ve bu bilgi, Broch’un yıllardır deneysel olarak ürettiği renkli ve oyunbaz mekânların kavramsal çerçevesini dönüştürmüş.
Joy Bomb böylece “Fun for Fun’s sake” ilkesini benimsese de bu yaklaşım yüzeysel bir eğlence anlayışına indirgenmeden; çok duyulu enstalasyonların itici gücü, hatta hatırlanan anları bilinçli olarak neşeyle kodlamak formuna burunuyor. Proje, mizahı ve absürdü kullanarak karanlık koşullara karşı bir direnç biçimi geliştirip; mutluluğu estetik bir tercih olmaktan çıkarmak suretiyle varoluşsal bir stratejiye dönüştürmüş.
Melbourne’dan katılan sanatçı [21:20] Luca Chiaravalle, ölçek, detay ve merak ile duygunun kesiştiği sessiz alanları araştıran minyatür eserler üretiyor. Başlangıçta küçük bir anlatı deneyi olarak ortaya çıkan pratiği, zamanla izleyiciyi yavaşlamaya, yaklaşmaya ve en küçük ayrıntılarda saklı estetik yoğunluğu yeniden keşfetmeye davet eden özgün bir dile evrilmiş.
Minyatür Galeriler serisinde, şeffaf akrilik küpler içinde kurgulanmış mikro ölçekte sergi mekânlarına yer verilmiş. Her sahne titizlikle kompoze edilmiş; mekânsal derinlik, duvar dokuları ve eser yerleşimleri gerçek bir galerinin ölçek küçültülmüş bir simülasyonu gibi. İzleyici, bu kapalı dünyalara bakarken hem dış gözlemci hem de hayali bir katılımcı konumuna yerleşiyor.
Jason Ward’ın Uncanny Portraits [14:50] serisi, portre geleneğinin estetik beklentilerini bilinçli olarak tersyüz ediyor. Öz–bilinçli pozlar, rahatsız edici açılar, uygunsuz lens seçimleri ve zevksiz aksesuarlar, bu tekinsiz imgelerin temel bileşenleri. Ward proje kapsamında, portreyi idealize edilmiş bir temsil alanı olmaktan çıkararak, kırılgan, yapay ve hatta hafif grotesk bir yüzeye dönüştürmüş.
Serideki figürler tanıdık arketiplere dayansalar da, absürt müdahalelerle bozulmuşlar. Bu strateji, izleyicide eşzamanlı iki duygu üretiyor: aşinalık ve yabancılaşma. İlk bakışta gündelik ve sıradan görünürken, kompozisyon bilinçli ‘hatalar’ ile portreleri huzursuz bir alana taşıyor. Ward’ın mizahı burada alaycı değil belirleyici, fakat rahatsız edici bir hafiflik taşıyor. Portre kavramı ise yalnız yüz kaydı değil; toplumsal rol yapma hâlinin görsel bir simülasyonu olarak yeniden oluşturulmuş.
TOAF, bağımsız üretimi merkezine alan yaklaşımı, deneyim odaklı programı ve yeni mekânsal kurgusuyla bu misyonu genişleten bir eşik olarak öne çıkıyor. Elbette denklemden küratör ve galeriler çıkarıldığında seçim işlemi sanatçıların oto–kontrol mekanizmalarına ve kiralanacak alanların mantıklı yatırımlar olup olmamasından etkilenmiş. Bu da bazı fuarlarda benzer biçimde kaçınılmaz olarak görülen, pop görsellerinin, aşırı renklerin ve ana akım satış odaklı görsel dilin kullanılması ile sonuçlanmış. Hatta bir standda tanıştığım sanatçı, benim sanat pratiğimin politik içeriklere sahip olduğunu duyduğunda; “Neden satış amaçlı olmayan eserler üretiliyor ki?” seviyesinde sorular sorunca o bölgeyi hemen terk ettim. Zira görsel tatmin yerine anlam öneren içeren yapıtlar üretilmeseydi, bugün çağdaş sanat müze kültürü ve bienaller var olmayacaktı.
Organizasyona gelirsek, bu hafta gördüğüm 8 sanat fuarı arasında, TOAF için park yeri ararken geçen 43 dakikadan daha hızlı biten etkinlikler vardı. Yürüyüş güzergahında bir anda duran ve geçişi engelleyen ziyaretçiler, yetersiz havalandırma ve sıcağın etkisiyle fuarın keyfini kısmen azalttılar. Yine de rahat bir ortam hissi yaşatabilen proje, eserleri satın alma protokolü anlamında da [aynı gün yapıtı evinize götürebildiğiniz] hızlı hareket imkânı sunmasıyla pratik bir uygulamaya imza attı.
Kapak Fotoğrafı: TOAF PR
İlginizi çekebilir: Erhan Us’tan Show

Erhan Us 
















Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!