Opera ve çocuklar… İlk bakışta birbirine uzak görünen bu iki dünya aslında ortak bir büyüyü paylaşıyor. Opera; müzik, tiyatro ve dansın bir araya geldiği, duyguları en yoğun haliyle yaşatan bir sanat. Çocuklar ise bitmek bilmeyen hayal güçleri ve açık kalpleriyle bu büyüye belki de en yakın duran izleyiciler. Nitekim dünya çapında uzun yıllardır çocuklara özel operalar besteleniyor, çocuk koroları ve oyuncularıyla temsiller sahneleniyor. Küçük izleyiciler için uyarlanan bu eserler, onları erken yaşta nitelikli sanatla tanıştırarak geleceğin sanatseverlerini yetiştirme misyonu taşıyor​. Opera, çocuklara “eğlenerek öğrenme” imkânı sunan, çok boyutlu ve katmanlı bir deneyim; edebiyattan müziğe, sahne tasarımından dansa kadar tüm sanat dallarını içerdiği için, çocukların duyularına ve hayal gücüne aynı anda hitap edebiliyor​.

ekran-resmi-2025-04-14-15-47-15-kopyasi
Çocuklar için Opera | Fotoğraf: Teatro alla Scala

Türkiye’de opera sanatının geniş kitlelere ulaşması her zaman zorlu bir süreç oldu. Çocuk operası kavramı ise Türkiye’de görece yeni sayılabilecek bir alan; Avrupa’da 1900’lü yıllardan beri örnekleri görülürken ülkemizde çocuk operası izleyicisiyle buluşmaya son yıllarda başladı. Bu alandaki önemli adımlardan biri, İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin 2018’de sahnelediği “Sihirli Flüt – Tamino’nun Rüyası” adlı çocuk operası uyarlaması oldu. 2019’da Duende Global tarafından tamamen özel bir girişim olarak ortaya çıkan “Papagenolar” çocuk operası, Türkiye’de özel sektör tarafından hazırlanmış önemli bir proje olarak dikkat çekti. Mozart’ın “Sihirli Flüt” operasından esinlenen “Papagenolar”, klasik operanın görkemini çocukların dünyasına uyarlamayı hedefleyen cesur ve yenilikçi bir çalışmaydı. Bu alanda öncü olan “Papagenolar”, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı‘nda Zorlu PSM‘de minik sanatseverlerle buluşacak. 

Papagenolar” çocuk operasında, Mozart’ın Sihirli Flüt operasından tanıdığımız kuşadam Papageno ve eşi Papagena’nın kurduğu renkli aile merkezde. Papageno ve Papagena karakterlerine ormandaki macerada iki sevimli çocuğu ve  köpek Papakuki eşlik ediyor. Bu büyülü hikâye, minik izleyicileri doğa ve sevgi temalarının işlendiği Sihirli Orman’da bir yolculuğa çıkarıyor.

Şimdi, Papagenolar projesinin yapımcısı Begüm Başbuğ ve müzik direktörü Ramis Sulu ile yaptığımız söyleşiye geçelim. Operanın çocuklarla kurduğu bağı, Papagenolar’ın sahne arkasını, müzikal yapısını ve verdiği mesajları onlardan dinliyoruz.

begum-basbug-2
Begüm Başbuğ, Papagenolar Çocuk Operası Yapımcısı 

Kişisel Hayallerden Sahneye: Papagenolar’ın Doğuşu

Papagenolar projesi nasıl doğdu? Opera gibi “ağır” görülen bir sanat dalını çocuklara uyarlama fikri nereden ortaya çıktı?

Begüm Başbuğ: Aslında Papagenolar bizim kişisel hayatlarımızdan filizlendi. Rejisör ve tenor olan arkadaşım Caner Akın’la sohbetlerimizde çocuklar için bir şeyler yapmamız gerektiğini konuşuyorduk. Neden çocuklar? Çünkü ikimiz de o dönemde ebeveyn olmuştuk. Benim bir kızım, Caner’in bir oğlu var. Çocuklarımızın müzikal kalitesi ve estetik değeri yüksek prodüksiyonlar izleyebilmesini istiyorduk​. Opera kavramı bizim hayatımızın tam içindeydi, zira ben bir viyola sanatçısıyım ve ailemde birçok opera sanatçısı var. Fakat çocuklarımıza uygun opera örnekleri yok denecek kadar azdı. Biz de kendimiz kolları sıvadık. Papagenolar’ı ilk 2019’da sahneye koyduk. Heyecanın yanında büyük bir endişe de vardı: “Ya başarılı olamazsak” endişesi vardı. Daha ilk gösteride yoğun ilgiyle karşılaştık, endişelerimiz dağıldı. Tamamen yok olmadı. Çünkü izleyicimiz duru, temiz zihin ve kalplere sahip çocuklarımız. Gelen her bir izleyicimizin kalbinde ve zihninde güzel bir yerde kalmak, hatırlanmak istiyoruz. Sanırım Türkiye’de ilk inisiyatif çocuk operası olarak gerçekten öncü bir iş yapmış olduk, bu da bizi çok mutlu etti​. Hem birer sanat insanı hem de ebeveyn kimliklerimizin getirdiği sorumlulukla yola çıktık ve hayalimiz gerçek oldu diyebilirim.

papagenolar-26
Papagenolar | Fotoğraf: Duende Global

Eserinizi Mozart’ın Sihirli Flüt operasından ilham alarak kurguladınız. Bu seçimin özel bir nedeni var mıydı? 

Begüm Başbuğ: Sihirli Flüt aslında operanın en eğlenceli hallerinden birini sunan, masalsı yönüyle çocuklara hitap edebilen nadide eserlerden biri. İfade biçimleri ve duygular öylesine saf ve zengin ki çocukların dünyasına paha biçilmez bir şekilde uyuyor​. Mozart’ı seçmemizin bir nedeni de müziğinin evrensel dili. Onun bestelerinde müzikal derinlik olduğu kadar her yaşa hitap eden bir neşe de var. Mesela bilimsel olarak hamilelere Mozart dinlemeleri önerilir; Mozart’ın melodilerinin bebeklerin gelişimine katkı sağladığı söylenir​. Biz de bu güçten yararlanmak istedik. Çocukların müzikle, dansla doyasıya coşabileceği, operanın en renkli tarafını tadabilecekleri bir oyun yaratmak için Sihirli Flüt ilhamımız oldu.

Sihirli Flüt’ün hikâyesi de doğa ve insan sevgisi üzerine kurulu. Hikâyeden öte “iyilik” duygusunun galip geldiği bir masal adeta. Büyük kahramanlıklar peşinde koşmayan, mutluluğu küçük şeylerde bulan bir karakter olan Papageno’yu merkez almayı, günümüz çocuklarına ulaştırmak istediğimiz mesaj için değerli gördük. 

Ramis Sulu: Mozart gerçekten de her yaştan kulağa hitap edebilen bir besteci. Onun eserleri hem icra eden müzisyene derinlik katıyor hem de dinleyiciye kolay anlaşılır ve keyifli geliyor. Papagenolar projesinde Mozart’ın o evrensel müziğini çocuklara ulaştırmak benim için de büyük bir mutluluk ve onur kaynağı. Üstelik Mozart’ın son operası Sihirli Flüt tarih boyunca en sevilen operalardan biri olmuş; melodileri akılda kalıcı, karakterleri masalsı ve eğlenceli. Böyle bir eser, çocukları kaliteli müzikle tanıştırmak için mükemmel bir köprü oldu diyebilirim.

papagenolar-3
Papagenolar | Fotoğraf: Duende Global

Sahnede Mozart’ın 1791’de bestelediği ve daha sonra çocuklar için uyarlanan Sihirli Flüt’ü ile mi karşılaşıyoruz yoksa hikâye değişti mi? 

Begüm Başbuğ: Papagenolar’da Sihirli Flüt’ten esinlendik ama tamamen yeni ve özgün bir hikâye anlattık. Orijinal operadaki Papageno ve Papagena karakterlerini aldık, yanlarına Sarastro ve Gece Kraliçesi gibi figürleri ekledik ve yeni bir dünya kurduk​. Hikâyeyi rejisör arkadaşım Caner Akın yazdı; eserin librettosu orijinal Sihirli Flüt’le birebir bağlantılı değil. O dünyadan ilham alan ayrı bir macera. En önemlisi bütün metin Türkçe. Çocuklar kendi anadillerinde operayı dinleyip anlayabiliyorlar, bu da bağ kurmayı kolaylaştırıyor. Didaktik olmamaya özellikle dikkat ettik. Hikâyemiz “haydi çocuklar dişleri fırçalayalım, hayvanları sevelim” gibi parmak sallayan bir anlatım değil​. Yalın, mutlu ve derinliği olan bir hikâye… Papagenolar “iyi insan olmanın değeri” üzerine bir masal. En olumsuz görünen kişilerin bile içinde bir iyilik kırıntısı olabileceğini ve sevgiyle bunun ortaya çıkabileceğini anlatıyoruz​. Finalde “İyi insan olmak buna değer!” cümlesi var ki benim için çok anlamlı. Günümüzün kaotik ortamında çocuklara iyiliğin değerini sanat yoluyla anlatmak kolay değil; ama eğer oyundan çıkan bir çocuk kendi kendine “iyi bir insan olmak ne demek?” diye düşünmeye başlarsa, işte o zaman başarmışız demektir.​ 

papagenolar-11
Ramis Sulu, Orkestra Şefi 

Peki, müzikal açıdan nasıl bir yapıya sahip? Mozart’ın 3 saatlik müzikal anlatımı üzerinde ne gibi değişiklikler oldu?

Ramis Sulu: Klasik bir Mozart orkestrasını küçültülmüş bir oda müziği orkestrasına uyarladık. Orijinali büyük bir orkestra ve koro içindir; biz ise daha küçük bir kadroyla aynı etkiyi yakalamaya çalıştık. Sahnede bir piyano, ve kemanlar, viyola, çellonun da olduğu beş yaylı çalgılar bir de Mozart’ın Sihirli Flüt operasının vazgeçilmezi flütümüz var​. Eserin süresini de çocukların dikkatini zorlamayacak şekilde 55 dakikaya indirdik​. Bu kısaltmayı yaparken hikâyenin fantastik ögelerine odaklandık; müzikal olarak çocukların en keyif alacağı bölümleri öne çıkardık. Ortaya çıkan şey Sihirli Flüt’ün birebir tercümesi değil, tamamen yeni bir çocuk operası… Temaya aşina olanlar Mozart’tan izler duyuyor ama gelen minikler Sihirli Flüt’ün çocuklar için yeniden hayal edilmiş ayrı bir hikâyesine ortak oluyor. Bu da işi daha sürprizli yapıyor.

Begüm Başbuğ: Orkestrasyon konusunda şunu da belirtmekte fayda var: Müzisyen kadromuz İstanbul Gençlik Orkestrası üyelerinden oluşuyor. Bunlar yaşları 12-18 arasındaki pırıl pırıl, dinamik genç yetenekler. Ramis henüz 19 yaşında bir şef ve müzik direktörü olarak ekibimize inanılmaz bir enerji kattı. Kendisi zaten Mozart’la müziğe başlamış, Mozart’ı çok seven müzisyenlerden biri; bu projede onun bu birikimi ve çocuklara yakınlığı işimize çok yaradı​. Provalarda genç orkestra ve çocuk oyuncular öyle güzel kaynaştılar ki, neredeyse hiç sıkıcı veya gergin anımız olmadı diyebilirim. Keyifle, eğlenerek çalıştık ve bunun seyirciye de yansıdığına inanıyorum. Caner Akın sahnede müzik, dans ve tiyatroyu iç içe geçiren rengârenk bir dünya kurdu. Tan Sağtürk Akademi’nin genç bale topluluğu danslarıyla, Papagenolar Çocuk Korosu şarkılarıyla sahneyi daha da renklendirdi. Bunun dışında sahnemizde en küçüğü 5,5 yaşında, en büyüğü 13 yaşında çocuk oyuncularımız var. Bir de Papakuki isminde köpeğimiz var. Böylece sevgili minik izleyicilerimizi operanın eğlenceli ve hareketli haliyle tanıştırdığımıza inanıyorum. 

papagenolar-23-kopyasi
Papagenolar | Fotoğraf: Duende Global

Çocukların ilgisini çekip operaya dahil etmek kolay değildir eminim. Sahnede gerçek çocuk oyuncular ve bir köpeğin bulunması ilgiyi nasıl etkiliyor? İzleyiciler nasıl tepkiler veriyor?

Begüm Başbuğ: Papagenolar, farklı nesillerden insanların bir araya geldiği benzersiz bir oyun. Aynı sahnede profesyonel yetişkin sanatçılar, gençler ve çocuklar bir arada bulunuyor. Seyircilerin arasında da çocuklar aileleriyle birlikte oturuyor. Bu durum gerçekten güçlü ve özel bir bağ kurulmasına olanak sağlıyor. Çocuklar sahnede kendi yaşıtlarını oyuncu veya dansçı olarak görünce, kafalarındaki hayaller genişliyor ve cesaret kazanıyorlar. Biz onların “Ben de yapabilirim” hissini kazanmalarını hedefliyoruz. Aileler ise çocuklarıyla beraber keyifli ve ortak bir deneyim yaşıyorlar. Gösterimizi izleyen ebeveynlerin birçoğu klasik müzik ve opera konusunda tecrübesiz olabilir ancak gösteri boyunca onların da en az çocuklar kadar güldüklerini ve alkış tuttuklarını görmek büyük mutluluk. Özellikle dikkatimi çeken bir şey var: Genelde çocuk oyunlarında yetişkinler bir süre sonra telefonlarıyla ilgilenmeye başlarlar fakat Papagenolar’da ebeveynlerin oyunu sonuna kadar büyük bir ilgiyle ve keyifle takip ettiğini fark ettim. Bu bizim için çok değerli, çünkü amacımız yalnızca çocukları değil, aileleri de operanın büyülü dünyasına çekmekti. Seyircilerden çok olumlu dönüşler alıyoruz; örneğin bir temsilden hemen önce küçük bir seyirci heyecanla “Çok heyecanlıyııım!” diye seslenmişti ve salonun tümü onun bu coşkusuna ortak oldu. Ankara’daki gösteride 2000 çocuğa ulaştık, salon oyun boyunca kahkahalar ve mutluluk çığlıklarıyla doldu (gülüyor). Gösteriden sonra çocukların yüzündeki neşe, bize sarılmaları ve “Tekrar ne zaman geleceksiniz?” soruları, yaptığımız işin en büyük karşılığı.

Ramis Sulu: Çocuklarla çalışmak gerçekten çok eğlenceli ve ayrı bir keyif veriyor. Provalarda küçük oyuncularımızın işi ne kadar ciddi bir şekilde ele aldıklarını gördük; disiplini asla bırakmadılar ancak hep neşeyle ve eğlenerek çalıştılar. Onların bu saf ve enerjik halleri bizi de çok etkiledi. Ben her temsilden önce biraz heyecan yaşarım, sahneye çıkmadan önce elim titrer ama bu tatlı bir heyecandır. Çocuklarla sahneye çıkmak bu heyecanı hiç endişeye dönüştürmüyor çünkü onlar korkunun ne olduğunu bilmeden tamamen coşkuyla sahnedeler. Bu samimiyet ve cesaret bizi sahne önünde ve arkasında sürekli motive ediyor. Dolayısıyla biz de çocuklar kadar keyif alıyoruz. Mozart’ın eşsiz müziğini 5 yaşındaki bir çocuğun bile deneyimleyip sahneleyebilmesi harika bir şey – zaten Mozart da ilk bestesini 5 yaşındayken yapmıştı. Bu proje sayesinde, operanın ağır ve sıkıcı olduğu algısını kırarak aslında ne kadar eğlenceli ve evrensel olduğunu hem çocuklara hem de yetişkinlere göstermiş oluyoruz.

Son olarak, Papagenolar izleyicilerini nasıl bir deneyim bekliyor? Hem çocuklara hem ailelere nasıl bir mesajla veda ediyorsunuz?

Begüm Başbuğ: Papagenolar’da izleyen herkes bol bol gülmeye, harika müzikler dinlemeye ve sıcacık bir hikâyeye tanık olmaya hazır olsun. Perde kapanırken içlerinde tarif etmesi güç bir mutluluk ve umut hissi bırakmak istiyoruz​. Çocuklar belki tam olarak kavrayamasalar da Mozart’la tanışmış oluyorlar, kaliteli bir müzik ziyafeti alıyorlar. Ebeveynler çocuklarının kahkahalarıyla kendi çocukluklarına dönüyor belki. En önemlisi de salondan çıktıklarında kulaklarında “iyi insan olmak buna değer” cümlesi çınlıyor. Biz kimseye doğrudan öğüt vermiyoruz ama mesajımız o kadar içten ki her yaştan izleyicinin kalbine dokunduğunu hissediyoruz. Oyundan çıkan çocukların yüzünde güller açıyorsa, bize “bir daha ne zaman geleceksiniz?” diye soruyorlarsa, işte o zaman diyoruz ki: Sanatın büyüsü çalıştı!

Belki de Dünyayı Sanat Kurtaracaktır!

Opera, sahnede anlatılan bir hikâyeden çok daha fazlası aslında. O, yaşamın tüm renklerini müzikle, dansla ve teatral bir coşkuyla harmanlayan bir dünya. 23 Nisan’da bu büyülü dünyanın sahne ışıkları kapandığında çocuklarımızın o berrak zihninde “iyi insan olmanın güzelliği ve sanatın yüreklerde filizlendirdiği umut”un kalması dileğiyle… Kim bilir, belki de dünyayı sanat kurtaracaktır! 

Kapak Fotoğrafı: Papagenolar

İlginizi çekebilir: Minik Magger’dan İstanbul Oyuncak Müzesi ile Röportaj