2020 bahar aylarında başlayan ilk kısıtlamalar ve kapatılan fiziksel mekanlarla birlikte sanat dünyası global çapta etkilendi. Kamusal alanların kısıtlanmasıyla, belki de sanat türleri içerisinde en büyük darbeyi performans sanatı ve sanatçıları aldı. Yine de sanatın iyileştirici gücü ve çevrim içi etkinliklerin ivme kazanmasıyla sanatla olan bağımızı güçlendirmeye devam ediyoruz. Uluslararası performans sanatı platformu Performistanbul sanatçıları ile içerisinde bulunduğumuz belirsiz zamanı, üretimlerine olan etkilerini ve pandemi etkisinde performans sanatının geleceğini konuştuk.

Gülhatun Yıldırım, 2019, Döngü – Cycle, Performans, 2 gün – günde 6 saat, Happening Now Sergisi, [email protected]’in 3. Edisyonu Kapsamında, Küratör: Özge İnal, Performistanbul ve Artnivo iş birliğiyle, Akaretler Sıra Evleri, İstanbul | Fotoğraf: Gülbin Eriş

Performistanbul

Performistanbul, performans sanatçılarını tek bir çatı altında birleştirmek ve projelerle buluşturmak üzere 2016’da İstanbul’da kurulan bir performans topluluğu. Performistanbul, kurulduğu günden bu yana müze, galeri, sanat kurumları, kamusal alanlar ve uluslararası organizasyonlar başta olmak üzere birçok platformda 156’nın üzerinde performans gerçekleştirdi, gerçekleştirmeye de devam ediyor.

Performistanbul sanatçıları ile içerisinde bulunduğumuz belirsiz zamanı, üretimlerine olan etkilerini ve pandemi etkisinde performans sanatının geleceğini konuştuk.

Gülhatun Yıldırım

Bize kendinden ve performans sanatıyla nasıl tanıştığından biraz bahseder misin? Performistanbul’la yolun nasıl kesişti? 

Lisans eğitimimi görsel sanatlar ve resim üzerine tamamladım. Okul yıllarında beden üzerine düşünmem, kişisel araştırmalarım ve üretim pratiğimde izlediğim yollar beni bu disiplinle buluşturdu. Üretim ve araştırma süreçlerimi çoğunlukla doğada geçiriyorum. İşlerimde beden ve zihin ilişkisi, bedenin sınırları ve talimatları, zaman kavramı, mekanın etkileri gibi konuları ele alıyorum. Sanıyorum en çok, doğada olmanın ve doğada olanın etkisiyle, “öz” ve şeyleri, yaşamsal olanı araştırıyorum. 

Yurt içi ve dışında çeşitli performans atölyeleriyle, misafir sanatçı programlarına katıldım. Bu süreçte Marilyn Arsem, VestAndPage gibi birçok değerli sanatçıyla bir arada çalışma fırsatı buldum. 14. İstanbul Bienali’nde gerçekleşen paralel sergilerden birinde performans yaparken Simge Burhanoğlu ile tanıştık. Aylar sonra Contemporary İstanbul’da başka bir performansım sırasında yeniden karşılaştık. Bir platform kuracağından bahsetti ve benimle çalışmak istediğini söyledi. Aslında ortada henüz somut bir şey yokken güzel şeyler olacağına inandım ve tereddüt etmeden Performistanbul platformuna katıldım. İyi ki de katılmışım!

Çevrim içi olarak gerçekleştirilen performanslar hakkında ne düşünüyorsun? İzleyici faktörü bu durumda performansı yönlendirme noktasına ne kadar etkili?

Karantina döneminde çevrim içi performans yaptım ve yapılan bazı işleri takip ettim. Aynı havayı solumanın etkisi elbette bambaşka. Yine de yeni yollar bulunabilir. İzleyici ve sanatçının böyle bir ilişkilenme ile neler yapabileceğini ileride daha iyi görebileceğiz.

Gülhatun Yıldırım, 2019, Kaynak (II) – Source (II), Performans, 2 gün – günde 3 saat, Darağaç IV: Lüzum Sergisi, Performistanbul ve Darağaç iş birliğiyle, İzmir | Fotoğraf: Ali Kanal

Pandemiyle birlikte sanatçı kimliğinde değişen bir şeyler oldu mu?

Sanırım hayır. Tüm bu süreç “doğaya dönüş” fikirlerimi desteklemiş olabilir. Karantina döneminde doğada uzun zaman gözlem yapabildim, mükemmel dengesini tekrar gördüm ve yeni projelere başladım. Bitkilerle, onların bedenimdeki etkileri üzerine bir iş yaptım. Bu araştırmaya devam ederek ileride, belki tekrar bir araya gelebildiğimiz zamanlarda insanlarla da paylaşmak istiyorum. Uzun süredir ertelediğim baskı resim ve boyayla tekrar vakit geçirme fırsatım oldu, performans projelerimin yanında resim de yapıyorum artık.

Gelecekte performans sanatçılarını ve bu disiplini neler bekliyor?

Çalışma alanı kamusal alan ile doğa olan bir sanatçı olarak, benim açımdan pek bir şey değişmeyeceğini söyleyebilirim. Her şey için “yeni düzen” nasıl oluşacaksa, performansları izlemek ve bir araya gelmemiz için de yeni yollar var, heyecanla bekliyorum!

Türkiye’de sanat ve sanatçı olmak ile ilgili düşüncelerin neler?

Türkiye’de sanatçı olmak, özellikle performans sanatı alanında çalışan, üreten bir sanatçı olmak epey zorlayıcı. Sanatçılar, üretimlerini gösterebileceği alan bulmakta, bu disiplinin bir süreç sanatı olduğunu ve bedeni anlatma konusunda sorun yaşıyor. Fakat insanlarla “şimdi ve burada” olmak, tüm bu gerçekliği paylaşmak benim için çok kıymetli. 

Gülhatun Yıldırım, 2017, I am the Thorn, Performans, 2 saat, Performistanbul iş birliğiyle, Razzmatazz Vol.4, Caroline Garden’s Chapel, Asylum, Londra | Fotoğraf: Simone Scalioti

Şu an üzerinde çalıştığın projeler nelerdir? Seni hangi platformlar üzerinden takip edebiliriz?

“Performansı neye ve nasıl dönüştürüm?” bu soruyu düşünürken, performanslarımı dokununca hareketlenen bir kitaba dönüştürmeye karar verdim. Böylelikle 2020 yılında, flip book formatında Üçleme: Su, Toprak, Hava başlıklı ilk performans kitabımı Performistanbul ve Paper Street Co. iş birliğiyle çıkardım. Bu sıralar ikinci performans kitabım üzerine çalışıyorum. Yine flip book formatında olacak fakat ilkinin devamı niteliğinde olmasa da benzerlik oluşturacak. Bu performans kitabında doğanın biçimleri, ev ve mağara kavramları gibi konuları araştırıyorum. 

Devam eden birkaç kamusal alan performans projem var. İlkini Ankara’daki Seymenler parkında gerçekleştirdiğim, Rolling | Yuvarlanma (geçici başlık, 2019 – devam ediyor) performans serimi sonrasında Maçka Demokrasi Parkı’nda, Ordu’daki bir evin bahçesinde ve son olarak da geçtiğimiz Kasım ayında Belgrad ormanında yeniden gerçekleştirdim. Bu projem hâlen devam ediyor. Yine kamusal alanda, bu sefer de benim için vazgeçilmez olan ve çalışmalarımda sıklıkla kullandığım “su”ya karşı, deniz kenarında geliştirdiğim bir performans projem var. Havalar biraz daha ısındığında ve gerekli belediye izinleri alındığında hayata geçirebileceğim. 

Nisan ayında iki ayrı performansımın dokümantasyonu sergilenecek. Versus Art Project’te 8 Nisan ile 8 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşecek olan Fluid Dynamics sergisine Submerge adlı performansımın fotoğraf dökümantasyonu ile katılıyorum.

15-22 Nisan tarihleri arasında da Performistanbul’un Galata’da bulunan binasında, Hafızanın Dönüşümü –performans dokümantasyon gösterimleri- kapsamında geçtiğimiz yaz tekrar gerçekleştirdiğim Senin Yarın Su performansımın videosu ile performansın hissinden yola çıkan bir yerleştirme olacak. Bu performansı ilk olarak Artnivo’da 2016 yılında gerçekleştirdim ve sonrasında bu yaz Eksi Bir’in ev sahipliğindeki Kemiklerin Üstüne Şarkılar – Disiplinlerarası Temas kapsamında yeniden hayata geçirdim.

Çevrim içi portfolyomun yer aldığı Behance profilimden, Instagram hesabımdan, bazı performans video dökümanlarımın yer aldığı Vimeo hesabımdan, Performistanbul‘daki sanatçı profilimden ve Performistanbul’un YouTube hesabından işlerimi takip edebilirsiniz.

Batu Bozoğlu, 2019, Kazı – Excavation, Performans, Performans Odası: Üst Üste, 5 gün – günde 25 Saat, Küratör: Performistanbul, Performistanbul ve Elgiz Müzesi iş birliğiyle, Elgiz Müzesi, İstanbul | Fotoğraf: Gülbin Eriş

Batu Bozoğlu

Bize kendinden ve performans sanatıyla nasıl tanıştığından biraz bahseder misin? Performistanbul’la yolun nasıl kesişti? 

Sanat kariyerime aslında resim yaparak başladım fakat yüksek lisansım sırasında resmin sergileme ve üretim sürecinin, seyirciyle girdiğim etkileşim açısından beni tatmin etmediğini fark ettim. Olağan hayatın içinde var olabilecek, seyirciyi aktive eden, seyircinin benimle ve eserle doğrudan etkileşime girebileceği disiplinlere dair arayışım beni performans sanatı alanına itti. Daha bu alanda çok yeniyken, sergilenme ve icra açısından çok zorlandığım ilk zamanlarda Simge Burhanoğlu ile tanıştım ve onun bu alana dair inancı ve özverisi beni Performistanbul’a dahil etti. Hâlâ da onlarla, etkileşim ve müdahaleyi tetikleyen canlı sanat sistemleri üretmekle uğraşıyorum. En büyük dertlerim çatışma, iktidar, travma ve rastlantı diyebiliriz. Sanatta yeterliliğimi de Birinci Dünya Savaşı ve Dada üzerine çalışarak verdim. 

Çevrim içi olarak gerçekleştirilen performanslar hakkında ne düşünüyorsun? İzleyici faktörü bu durumda performansı yönlendirme noktasına ne kadar etkili?

İlk işlerimden beri çevrim içi alanı performanslarımda kullanıyorum çünkü günümüzde kitlelerin en sık ve rahatça kullandığı etkileşim aracı bu. Önemli olan bu çevrim içi sistemleri, bir canlı yayına öykünerek değil, özgün etkileşim sistemleri olarak kurmak. Yani bir performansın aktarımı gibi, bir yapıdansa tamamen çevrim içi alanda var olan ve ona göre tasarlanmış bir eser üretildiği takdirde, seyirciyle olan etkileşim ve birliktelik kurma açılarından özgün olan performans sanatının, aynı güçte ve değerde icra edilebileceğini düşünüyorum.

Batu Bozoğlu, 2017, Her Şey Şans – Its All About Luck, 2 gün – günde 8 saat, Venedik Uluslararası Performans Sanatı Haftası 2017, CO-CREATI- ON LIVE FACTORY: Prologue 1 Kapsamında, Marilyn Arsem Yürütücülüğünde Considering Time Atölyesi, Venedik | Fotoğraf: Lorenza Cini

Pandemiyle birlikte sanatçı kimliğinde değişen bir şeyler oldu mu?

Tek bir birey olarak sanatçı kimliğine dair konuşmam çok zor. Ama sanatçı her zaman kendi atölyesinde ve iç dünyasında yaşayan, arada bir de oradan çıkıp kendini farklı mecralarla ifade etmeye, deneyimini aktarmaya çalışan bir kişiydi. Hâlâ da öyle gibi duruyor. Gelmeyecek sonları beklemeye, asla günyüzü görmeyeceğini düşünerek hiçliğe üretmeye, içinden konuşup asla söyleyememeye alışmış bir birey olarak açıkçası bende çok da bir şey değişmedi. Bir dönem bitiyor ve herkes yerine ne koyabileceğini düşünüyor, bir şeyler değişecek ama bunun ne olacağını herhâlde yıllar sonra söyleyebileceğiz.

Gelecekte performans sanatçılarını ve bu disiplini neler bekliyor?

Böyle dönemler değişime gebedir, bu da çok sevindirici bir durum. Günümüz performans sanatı hâlâ 60’ların etkisinden tam olarak çıkabilmiş değil. Fiziksel alanı ve yakınlaşmayı tabulaştıran bu pandemi süreci bence performans sanatı için çok güzel bir dönüm noktası, bunları aşmak ve farklı birliktelikler kurmanın yöntemlerini aramak zorunda. Bu ihtiyaç ve hareket hep vardı zaten, şimdi kaçınılmaz oldu ve bu da beni heyecanlandırıyor. 

Batu Bozoğlu, 2017, Döngü – Cycle, Performans, 2 saat, Performistanbul ile, Sanatorium, İstanbul| Fotoğraf: Barbaros Pakar

Türkiye’de sanat ve sanatçı olmak ile ilgili düşüncelerin neler?

Açıkçası sanat, çatışmadan, hareketten ve devinimden çok beslenen bir alan. O yüzden Türkiye’nin ekonomik, akademik, endüstriyel veya kültürel iyi ya da kötü hiçbir niteliği sanata engel değil, tersine bir ilham kaynağı. Ama ülkemizde insan hakları, bağımsız medya, düşünce özgürlüğü gibi alanlarda ciddi sorunlar var. Sanatçılar farklı fikirlerin, hayat deneyimlerinin ve değişik bakış açılarının topluma ulaşma mekanizmasıdır. Bugün cinsel tercihten demokrasiye, azınlık haklarından gotik estetiğe, küçük veya büyük bütün dünya meseleleri sanatçıların eserleri üzerinden toplumun hafızasına yansır; bu bazen bir fotoğraf olur, bazen bir roman, bir poster ya da bir şarkı. Eğer bu eserlerin topluma ulaşmasını engellerseniz, toplumun kendisini tanımasına, kendiyle yüzleşmesine mâni oluyorsunuz demektir. Bu da kanımca sanatçıya karşı gözlemlenen toplumsal tahammülsüzlüklerin, farklı fikirlere karşı öfkenin asıl sebebi. Kısır bir döngü var yani. Türkiye’de o yüzden sanatçı için sorun üretmekte değil, ürettikten sonra nasıl bir geleceğin onu beklediğinde. Yani hem çok önemli hem de biraz tehlikeli bir durum. 

Şu an üzerinde çalıştığın projeler nelerdir? Seni hangi platformlar üzerinden takip edebiliriz?

Şu an Birinci Dünya Savaşı arşiv metinleri ile döneme dair fiziksel ve zihinsel travmalar üzerine uğraşıyorum. Projeler var, pandeminin geçmesini ya da benim onları pandemiye adapte etmemi bekleyen, onlarla bakışıyoruz. Sosyal medya konusunda fazla başarılı değilim ama beni Instagram’dan takip edebilirsiniz, önemli bir gelişme olursa oraya yazmaya çalışıyorum.

Aslı Dinç, 2019, Fatal Manhattan 40.7’29.7’’, Video Performans, look/p 02’35’’, İstanbul | Fotoğraf: Aslı Dinç

Aslı Dinç

Bize kendinden ve performans sanatıyla nasıl tanıştığından biraz bahseder misin? Performistanbul’la yolun nasıl kesişti? 

2008 yılında Hafriyat’ta gerçekleşen Tatbikat sergisinin açılışında ilk defa insanlarla iç içe canlı eylemimi gerçekleştirdim. Benim için çok heyecan vericiydi. Hafızamdan silemediğim bir olayı üzerimden çıkarıp atmak istedim. Kadınların her gün maruz kaldığı taciz ve şiddetin, üzerimize yapışan bir etiket ya da doğduğumuz anda giydirilen bir kumaş gibi normalleştirilmesi ve sindirilmesine karşı bir duruştu. Bu eylemi izleyicilerin tanıklığı ve desteğiyle canlı canlı gerçekleştirmek performans sanatı ile aramda kopmayan bağın ilk düğümünü attı. 

2012 yılında Mk Yurttaş ile duo projeler gerçekleştirme kararı aldık. Bu dönemde bir dergide Simge Burhanoğlu’nun, samimi ve derinde yatan derdi kucaklayıcı röportajı beni çok etkiledi ve hemen iletişime geçtik. 

Çevrim içi olarak gerçekleştirilen performanslar hakkında ne düşünüyorsun? İzleyici faktörü bu durumda performansı yönlendirme noktasına ne kadar etkili?

Pandemi bizi fiziksel bir alana sıkıştırmış ve soyutlamış olsa da aslında ne kadar büyük başka bir boyutun ve ağın bir parçası olduğumuzu da göstermiş oldu. Çevrim içi yaşamlarımızda inşa edilen avatarların dışına çıktık. Çevrim içi gerçekleştirilen performansların bu sürece fazlaca katkısı olduğunu düşünüyorum. Aktarılmak istenen hissin, fikrin ve eylemin karşılık bulabildiğini gördük. İzleyicinin ise aslında çok önceden alışık olduğu sanal aktifliği bu dönemde daha rahat kullanıp, daha katılımcı olabildiğini düşünüyorum.

Aslı Dinç, 2019, Sindirim Programı-İşlemci, <andata> – Digestion Programme – Processor, <andata>, Performistanbul ile, 16. İstanbul Bienali Kamusal Etkinlik, birbuçuk Kolektif, MSGSÜ İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, İstanbul | Fotoğraf: Aslı Dinç

Pandemiyle birlikte sanatçı kimliğinde değişen bir şeyler oldu mu?

Pandemi çevrim içi ve çevrim dışı benliğim arasındaki çizgiyi bulanıklaştırdı. Performanslarımda çoğunlukla iş birliği hâlinde olduğum makine ve sistemlerle daha yakından bir bağ kurdum. Makine öğrenimi, gözetim sistemleri ve decentralisation konularını daha derinden öğrenme ve pratik etme şansım oldu. Pandemi bir şekilde farklı dalga boyundaki hayat sorunlarını birbirine yakınlaştırdı, deniz seviyesini indirdi ve sistemin ne kadar sömürüye dayalı olduğunu bir kez daha ortaya serdi. Farklı ekranlar arkasında da olsa insanlar dayanışmaya geçebildi. Fikirleri dile getirmek ve eyleme geçmek için platformları ne şekilde kullanabileceğimizi, dayanışmak için ne kadar çok sebebimiz ve aracımız olduğunu, ses olmanın ve kendi sesimizi çevrim içi yaşamlarımızda dahi korumanın ne kadar önemli olduğunu gösterdi. 

Gelecekte performans sanatçılarını ve bu disiplini neler bekliyor?

Performans sanatının birleştirici ve dönüştürücü gücüne inanıyorum. Şu sıralar blockchain ile sanatın ve toplumun geleceği yeniden sorgulanıyor. İnternetin ortaya çıkışından bu yana kripto en önemli güç dağıtımlarından birini temsil ediyor ve özellikle performans sanatının bu yeni gelişen alternatif sistem ve teknolojilerde sanat adına dönüştürücü bir rol oynayacağını düşünüyorum. 

Türkiye’de sanat ve sanatçı olmak ile ilgili düşüncelerin neler?

Türkiye’de eğitim, barınma ve sağlık gibi en temel insani gereksinimlere ulaşmak için bile büyük mücadele veriliyor. Temel özgürlük haklarının gaspı, cinsiyet ayrımcılığı, sınıfsal ve kültürel ayrımcılık, emek sömürüsü gibi artık gündelik hayatın bir parçası olmuş mücadele alanları da maalesef bölünerek çoğalıyor. Bu yüzden Türkiye’de sanatın ve sanatçıların örgütlü ve dayanışma içinde hareket etmesi gerektiğine inanıyorum. 

Aslı Dinç | Fotoğraf: Aslı Dinç

Şu an üzerinde çalıştığın projeler nelerdir? Seni hangi platformlar üzerinden takip edebiliriz? 

Architeuthis Dux‘ın Kutsaması adlı performans projesi üzerine çalışıyorum. Algoritmaları aldatmak üzerinden geliştirilen makyajlar, şablonlar, kamuflaj veya karmaşık desenlerin kullanılması ile Afrika, Amerika ve Asya yerlilerinin ritüellerinde kullandıkları takılar ve boyalar ile İslam’da kullanılan ve bir tür maske olan battoulah gibi yüz ve çevresine yapılan müdahaleler arasında bir benzerlik keşfettim. Tüm bu benzerlikler göz önüne alındığında gözetim sistemleri, kabile geleneklerinin görünürlüğü, din kültürünün gizliliği ve günümüz hack kültürü arasında bir bağ kuruluyor. ARDICTECH’in performansa özel eğiterek geliştirdiği yapay zekâ yazılımı üzerinden bu araştırmamı sürdürüyorum. M.A.C Cosmetics Türkiye’den de yüz boyama malzemeleri ve teknikleri konusunda destek alıyorum.

Ayrıca mayıs ayında PASAJ’da gerçekleşek <andata> adlı sergime hazırlanıyorum. <andata> alternatif bir geleceğe dayanan spekülatif bir hikâye anlatımı sonrasında katılımcılardan topladığı verilerin canlı işlenmesini içeren bir performans olacak. Çalışmalarımı Instagram ve Twitter hesabım ve web sitem üzerinden takip edebilirsiniz.

Özlem Ünlü, 2018, Tape, Performans, 20 dakika, Performistanbul ile, Performistanbul Canlı Sanat Araştırma Alanı (PCSAA), İstanbul  | Fotoğraf: Özlem Ünlü

Özlem Ünlü

Bize kendinden ve performans sanatıyla nasıl tanıştığından biraz bahseder misin? Performistanbul’la yolun nasıl kesişti? 

Ressam ve performans sanatçısıyım. Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun olduktan sonra İstanbul’a taşındım. Erotik resimler yapmaya başladım. Üretimlerimde cinsellik, cinsiyet, bdsm ve benzeri bağıntıları irdeliyorum. Performanslarımda da aynı bağıntıları genelde edilgen olduğum, izleyiciyi de performansa dahil ettiğim interaktif performanslar olarak kurguluyorum. Ayrıca bdsm ve onun içerisinde yer alan Japon bağlama sanatı shibari ile ilgileniyorum, rigger’im (ip ile bağlayan kişi). Shibari performansları gerçekleştiriyorum. İlk performansımı lisanstayken 2004 yılında arkadaşım Ayşenur İpek’le gerçekleştirdik. Aynılık meselesini dert edindiğimiz performans, okul kampüsünde ve şehir merkezinde 1 hafta boyunca sürmüştü. Açıkcası sonrasında başka bir performans yapmadım, ta ki 2016‘da Günlük Süt Performans Etkinliği’nde Tape performansımı yapana kadar. Etkinlikte Seyhan Musaoğlu’nun performansımı izleyerek Simge Burhanoğlu’na bahsetmesiyle de Performistanbul yolculuğuma başlamış oldum. 

Çevrim içi olarak gerçekleştirilen performanslar hakkında ne düşünüyorsun? İzleyici faktörü bu durumda performansı yönlendirme noktasına ne kadar etkili? 

Performans sürecine dahil olmamız (izleyici olarak) beş duyumuzla orada olduğumuz bir şey. Çevrim içi performanslarda performansın bütününü kaçırdığımızı düşünüyorum. Benim gibi interaktif performans yapan sanatçılar bu durumdan oldukça etkileniyor. 

Pandemiyle birlikte sanatçı kimliğinde değişen bir şeyler oldu mu? 

Pandemi ve 2020 yılı hepimizi iliklerimize kadar sarstı. Küresel olarak ciddi travmalar yaşadık, hâlâ da yaşıyoruz. Bunun iyi tarafı kendimizi dinleyecek zamanımız oldu ve hayatın aslında ne kadar basit ögelerden oluştuğunu fark ettik. Önceliklerimiz değişti. 

Özlem Ünlü, 2018, Kâla, Performans, İhtiyaç: Sen, 672 Saat Canlı Süreç, Performistanbul ile, Küratör: Simge Burhanoğlu, Performistanbul Canlı Sanat Araştırma Alanı (PCSAA), İstanbul | Fotoğraf: Gülbin Eriş, Kayhan Kaygusuz

Gelecekte performans sanatçılarını ve bu disiplini neler bekliyor? 

Pandemi, gelecekte olacaklara ışık tuttu biraz. Neredeyse her şeyin online olması ayrıca VR vb. teknolojilerinin hızla gelişmesi performans sanatçılarının bambaşka mecralarla, formlarla çalışacağını akla getiriyor. 

Türkiye’de sanat ve sanatçı olmak ile ilgili düşüncelerin neler? 

Gezi Parkı direnişinin Türkiye’deki sanat ortamına belli bir katkısı olduğunu düşünüyorum. Daha demokratikleşerek form değiştiren bir yapıdan bahsedebiliriz. Birtakım galeri ve sanat kurumlarının bencilliklerinin çalışmayan bir sistem olduğunun farkına varıldı. Muhafazakârlaşan ve tekelleşen sanat ortamı sarsıldı. İş birliği ve dayanışma ile birçok yeni inisiyatif ve alternatif sanat alanları oluştu. Ayrıca İstanbul’un tekelinde olan sanat piyasası göç vs. ilgili nedenlerle ülkenin dört bir yanına dağıldı ve genişlemeye devam ediyor. Ülkemizde sanatçı olmak diğer birçok şey gibi zor. Kadın sanatçı olmak daha zor, maalesef. Ve her şeye inat bu ülkede insanlar deli gibi üretiyor. Bir taraftan bu kendimizi ve çevremizi iyileştirme yöntemimiz bence.

Özlem Ünlü | Fotoğraf: Özlem Ünlü

Şu an üzerinde çalıştığın projeler nelerdir? Seni hangi platformlar üzerinden takip edebiliriz? 

Sevişen çiftlerin, kendi alanlarındaki desenlerini çizdiğim bir projem var. 2016’da Japonya’da başlamış olduğum bu projenin adı Bindil. 2018’de Failbooks ile kitabını yaptığımız bu işte tüm cinsiyet ve yönelimlerin olmasını istiyorum ve ara verdiğim Bindil projesini kuir çiftleri de çizerek tamamlamak istiyorum. Özünde performatif bir desen projesi. Ayrıca 2020 sonbaharından beri Pâme ile üzerine çalıştığımız, resimlerimin ipek eşarplara edisyonlu olarak basılması projesi var. Nisan ayında tanıtımını yapacağız ve çok heyecanlıyım. Son olarak Mayıs ayı içerisinde Empire Project ev sahipliğinde olacak kişisel sergim için içim kıpır hazırlanmaktayım. Benimle ilgili gelişmeleri ve üretimlerimi Instagram üzerinden @pembepostlupisi, @ozlemunlu.works ve @pinkyfurrykitty hesaplarından takip edebilirsiniz.

Mk Yurttaş, 2018, Tayy-ı Mekân, Bast-ı Zaman Bilokasyon, Otoskopi, Dedublüman ve Diğer Üçüncü Şeyler – Bilocation, Autoscopy, Dedoublement and Other Third, AslieMk, Performans, İhtiyaç: Sen, 672 Saat Canlı Süreç, Performistanbul ile, Küratör: Simge Burhanoğlu, Performistanbul Canlı Sanat Araştırma Alanı (PCSAA), İstanbul | Fotoğraf: Gülbin Eriş

Mk Yurttaş

Bize kendinden ve performans sanatıyla nasıl tanıştığından biraz bahseder misin? Performistanbul’la yolun nasıl kesişti? 

Selam, ben Mustafa. Daha çok Mk ismimle biliniyorum. Sanatçı ve akademisyenim. Posthuman (insan sonrası) beden üzerine çalışıyorum. Kadıköy’de yaşıyorum. Performans sanatıyla ilk tanışmam sanırım İstanbul Bienali’yle oldu. Proje dersi için gittiğimiz Aya İrini’de bir videoda Orlan’ın ameliyat masasında konuşmalarını hatırlıyorum… Daha öncesine gidersem, lise zamanlarında Tolga’yla sokaklarda yürürken hayal ettiğimiz şeyleri hatırlıyorum. O şeylerin dünyadaki isminin “happening” ya da “action” olduğunu sonradan anlıyorum.

Performistanbul’u ise AslieMk’daki partnerim Aslı Dinç ile performans işlerimizi nasıl paylaşabiliriz diye araştırmalar yaptığımız süreçte Simge’yle (Burhanoğlu) yapılmış bir söyleşiyi görmemizle tanıdım. Simge’ye ulaştık ve buluştuktan sonra da hemen beraber çalışmaya karar verdik.

Çevrim içi olarak gerçekleştirilen performanslar hakkında ne düşünüyorsun? İzleyici faktörü bu durumda performansı yönlendirme noktasına ne kadar etkili?

Aynı fiziksel mekânı paylaşıyor olmamak, aramızda bir ekranın olması çevrim içi performansların zayıf yanı gibi geliyor önce ama bu kısıtlara rağmen iyi olan tarafı ulaşılabilirliği. Çevrim içi performanslar mevcut düzene çok iyi bir alternatif ve varlığını her zaman devam ettirmesini diliyorum. 

İzleyicinin etkisi performansın niteliğine ve sanatçının performanstaki tavrına göre değişir. Kimi zaman izleyici en önemli şey, çünkü tüm süreç izleyicinin katılımı sayesinde ilerleyebiliyor; kimi zaman da hiçbir önemi yok, mesela denizin ortasında hiç kimsenin görmediği ve hiçbir zaman görmeyeceği bir performans yapıyor olabilirsiniz. Çevrim içi performanslarda da böyle; yayını başlatıp bağlantı koptu mu, şu anda biri izliyor mu, kaç kişi kaç saniye yayında kaldı, beğendi vs. bunlara takılmadan o anı yaşayabilirsiniz… Ya da iş mutlaka izleyiciyi gerektiriyorsa, ona göre her şeyi kurgulamaya çalışırsınız.

Mk Yurttaş | Fotoğraf: Mk Yurttaş

Pandemiyle birlikte sanatçı kimliğinde değişen bir şeyler oldu mu?

Bende, hayatımda değişen bir şeyler oldu (hep olur zaten), doğal olarak bu değişim sanat pratiğime de yansıyordur, yansıyacaktır diyebilirim. Personalarımın bir kısmının izniyle.

Gelecekte performans sanatçılarını ve bu disiplini neler bekliyor?

Gelecekte beden biyoteknolojik bir deney/deneyim alanı hâline gelecek. Aslında uzun zamandır öyle, gelecekte bu durum meşrulaşacak ve gündelik hâle gelecek. Performans sanatçıları da bunun öncüsü olacak. Bütün disiplinler transdisipliner hâle gelerek ayrımlar ve isimlendirmeler yok olacağı için performans sanatı da artık tekil bir disiplin olarak değil, bu dolaşıklığın içinde yer alacak.

Türkiye’de sanat ve sanatçı olmak ile ilgili düşüncelerin neler?

Burada olmak güzel; sorunlar var ama şikayetçi olmayı tercih etmiyorum. Başka yerleri ve zamanları da deneyimlemek isterdim, istiyorum.

Mk Yurttaş, 2019, yumurtalı patatesli yumurta – eggs and potatoes and eggs, Performans, 10 saat, Performistanbul ve Poşe iş birliğiyle, Poşe, İstanbul | Fotoğraf: Mk Yurttaş

Şu an üzerinde çalıştığın projeler nelerdir? Seni hangi platformlar üzerinden takip edebiliriz?

Posthuman bedenle ilgili araştırmalarıma devam ediyorum. Akademik okumalarımın yanında biyosanatla da biraz ilgilenmeye başladım. Yeni iş birlikleri ihtimalleri için çalışıyorum. 2019 yılında başladığım ve insanların mutfaklarına beni davet ettikleri, katılımcılarla beraber yemek yaparak yemeğimizi paylaştığımız birebir performans serim Karşılık maalesef yarım kaldı, pandemi dönemi sakinleştikten sonra bu seriye devam etmeyi arzu ediyorum.

Pandemi sürecinde, eksikliğini hissettiğimiz/sorguladığımız koku duyusunu araştırdığım Bitkilerin çok uzun bir zaman içinde çürümesiyle oluşmuş olan koyu renkte organik toprak adlı performans projem Eksi Bir’in düzenlediği Kemiklerin Üstüne Şarkılar – Disiplinlerarası Temas sergisinde izleyiciyle buluşmuştu. Bu performansın hem video dokümantasyonu hem de performansta kullandığım limon, kimyon, nohut gibi koku öğelerini de içeren bir yerleştirmenin de yer alacağı arşiv gösterim programı Hafızanın Dönüşümü, 26 Nisan ile 3 Mayıs tarihleri arasında sergileniyor. Çalışmalarımı Instagram ya da web sitem üzerinden ve Performistanbul hesaplarından takip edebilirsiniz.

Kapak Fotoğrafı: Aslı Dinç

İlginizi Çekebilir: Artsy Magger’dan İstanbul Sergi Takvimi