İlk albümüyle Mercury ödülüne aday gösterilen Portico Quartet, özellikle yaptıkları müzikte “Hang” isimli vurmalı çalgıya yer veriyor olmalarıyla dikkat çeken Londralı bir müzik grubu. 2005’te Londra National Theatre binası önünde müzik yaparak başlayan hikayeleri, şimdilerde Avrupa’nın çeşitli salonlarında sahne alıyor. Jack Wylie, Duncan Bellamy, Milo Fitzpatrick ve Keir Vine’dan oluşan Portico Quartet, 9 Mayıs Perşembe akşamı, PSM Caz Festivali kapsamında, Zorlu PSM – Studio’da olacak! Gelin, öncesinde onları daha yakından tanıyalım.

Detaylı olarak bilmeyenler için, hikayenizi sizden dinleyebilir miyiz? Müziğin hayatınıza girmesi nasıl oldu? Nasıl bir araya geldiniz, yollarınızın kesişmesi ve bir dörtlü olarak birlikte müzik yapma fikri nasıl doğdu?

Biz üniversitede sanat, müzik ve garip bir şekilde ekonomi okurken tanışmış eski arkadaşlarız. “Hang drum” çalan akustik bir grup olarak başladık, o zamanlar sokakta da çokça çalıyorduk. Oldukça küçük çaplı bir şekilde kayıtlar yapmaya ve kendi CD’lerimizi yaratmaya başladık, Avrupa çevresinde de satıyorduk. Sonra yavaş yavaş elektroniğe daha çok ilgi duymaya başladık ve grup bugünkü konumuna evrildi. Şu anki müziğimiz enstrümanların ve elektroniğin yaşayan bir makina formuna bürünmüş hali gibi.

Bize yeni albümünüz ‘Untitled (AITAIA #2)’dan bahsedebilir misiniz?

Untitled (AITAIOA #2), “Art In the Age of Automation”ı yaptığımız sırada kaydettiğimiz melodilerin bir araya getirilmesi aslında. O kayıtlar için yaklaşık 20 parça kaydetmiştik, oldukça yaratıcı bir dönemdi bizim için. Untitled (AITAOA #2)’ı baştan sona albüme koymadığımız ama dinleyicilerle buluşması gerektiğini düşündüğümüz parçalardan oluşturduk.

“Art In the Age of Automation”, insanı bir hayli düşündüren bir albüm ismi. Bu isme karar verirken ne ilham verdi size, motivasyonunuz neydi?

Bu isim, bizim için müzikten bahsetmenin yollarından biri. Şu anda çok fazla şarkı akustik seslerle manipüle ediliyor. Mesela, ses perdesinin saksafonlarla yükseltilmesi, bütün o borulu çalgı bölümünün tek bir orijinal kaynaktan çıkması. Ulaşılabilir birçok aracı kullanarak akustik enstrümanların çıkardığı sesi değiştirmek ama yine de canlı bir grubun birlikte çaldığı hissini uyandırmaya çalışmak da diyebiliriz.

Müziğiniz her ne kadar caz izleri taşıyor olsa da; elektronika, folk ve ambient müziğini de kapsıyor. Siz nasıl tanımlıyorsunuz tarzınızı?

Kesinlikle hepsinin karışımı. Ancak özellikle son zamanlarda yaptığımız müziğin folk müziği izleri taşımadığını söyleyebiliriz.

Portico Quartet’in bundan sonraki yolculuğu nasıl olacak, neler planlıyorsunuz?

Yeni albümümüzü kaydetmeyi bitirdik, bu yıl ilerleyen zamanlarda çıkarmayı planlıyoruz.

Sık sık İstanbul’a geliyorsunuz. İstanbul’un en sevdiğiniz yönleri neler? Her ziyaretinizde mutlaka gittiğiniz yerler vardır. Bunlar nereleri? Bir de her seferinde severek yediğiniz Türk yemekleri var mı?

İstanbul’u çok seviyoruz. Normalde çok boş zamanımız olmuyor, bu yüzden Galata Kulesi’ne yakın bir yerlerde kalıyoruz ve yine o taraflarda yemek yiyoruz. Buradaki nar suyu ve hemen karşı teknede pişirilip önünüze getirilen balıklar çok lezzetli.

Son olarak, dünyanın en büyük caz festivali olarak bilinen Montreal Caz Festivali’nde yer almış başarılı bir grup olarak, çok yeni olmasına rağmen gittikçe gelişen ve adını her yerde duyduğumuz PSM Caz Festivali ile ilgili neler düşünüyorsunuz?

Gerçekten iyi bir program gibi görünüyor ve bu kadar başarılı müzisyenin arasında olmak çok güzel. Stephan Micus’un da çaldığını görmek isterdik, bazı parçalarını çok seviyoruz.

Portico Quartet biletleri için tıklayın.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN